2022 Madrid Zirvesi bağlamında NATO'ya ilişkin gelişmeler

05.08.2022 10:00

1949 yılında kurulan NATO, Soğuk Savaş boyunca iki kutuplu uluslararası sistem içinde Batı Blokunun güvenliğini sağlama görevini yerine getirmiştir. 25 Aralık 1991 yılında Sovyet Rusya’nın yıkılışı ile Doğu Bloku dağılmıştır. Böylece NATO karşısındaki tehdit ortadan kalkmıştır. Varlık sebebi olan bir yapı ortadan kalkmasına rağmen NATO günümüze kadar gelen süreçte kendine yüklemiş olduğu misyonlar ve stratejiler ile varlığını devam ettirmiştir.

NATO, 2022 Madrid Zirvesi sonrası “Stratejik Konsept 2030: Yeni Bir Çağ İçin Birliktelik” başlıklı bir belge yayınlamıştır. NATO’nun bu stratejik belge ile hedeflerini ortaya koyduğu ve gelecek 10-15 yıl içinde varlığını koruma altına aldığı görülmektedir. Zirve ile NATO alan dışı misyonları kendine yükleyerek Atlantik’in doğu ve batı yakasında etkin olan örgüt için Güneydoğu Pasifik’e kadar uzanan coğrafyada yeni etkinlik sahası belirlemiştir. Bu yönüyle NATO, 2019’da Fransa Cumhurbaşkanı Macron’un Transatlantik tartışmalardan dolayı beyin ölümünün gerçekleştiği söyleminden, varlık sebebi güçlenerek çıkan bir örgüt haline gelmiştir.

NATO, kendine yeni misyonlar yükleyerek etkinlik sahasını genişletmiş ve askeri bir yapıdan siyasi bir yapıya doğru giden süreci güçlendirmiştir. NATO’nun özellikle 2019’dan itibaren başlayan siyasi yapısını güçlendirme süreci 2022 Madrid Zirvesi’nde yayınlanan belgenin içeriğinde yer almaktadır. Bunun yanı sıra, NATO’nun 2021 Brüksel Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde de “yakın tehdit Rusya uzak tehdit Çin” ifadelerine yer verilmiştir. Bu konuda NATO üyeleri arasında tartışma meydana gelmiş, ancak 24 Şubat 2022’de Rusya’nın Ukrayna’ya savaş açması ile Avrupa yakın tehdidi görmüştür.

2022 Madrid Zirvesi’nde, yeni güvenlik mimarisinde NATO’nun rolü başlığı altında, üç temel misyon olarak "kolektif savunma ve caydırıcılık", "kriz yönetimi ve önleme" ile "iş birlikçi güvenlik" alanları benimsenmiştir. Aynı zamanda NATO’nun alan dışılığı ve genişlemesi gibi hususlarda üye ve partner ülkeler arasında yeni bir diyalog mekanizması devreye girmiştir. Belgede Rusya’nın Ukrayna’da başlattığı savaşın, NATO’nun güvenlik ortamını ciddi şekilde değiştirdiği bu perspektifte hazırlanan konseptte NATO’nun temel amacının 360 derecelik bir yaklaşıma dayalı kolektif savunmayı sağlamak olduğu ortaya konulmuştur. 

Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Kore karar alıcılarının katılımlarıyla örgütün yeni stratejik konsept belgesinde, 2023 itibarıyla Transatlantik bölgesinin yanı sıra Güney Pasifik’te de etkinlik gösterileceği belirtilmiştir. Özellikle Çin’in karşısında Tayvan’ın yanında yer alınacağı açıkça ifade edilmiştir. 16 sayfa ve 49 maddeden oluşan yeni stratejik konsept belgesinde Çin’in isminin 10 defa, Rusya’nın isminin ise 17 defa kullanıldığı görülmektedir. Bu bağlamda, iki ülkenin isminin kullanım sıklığı ilk iki sırada yer almaktadır. Bu durum 2021 Brüksel Zirvesi’nin sonuç bildirgesinde de yer alan “yakın tehdit Rusya uzak tehdit Çin” stratejisini teyit eder niteliktedir. Gelecek döneme ilişkin olarak bu iki ülke NATO’nun değerlerini tehdit eden hedef ülkeler olarak belirlenmiştir. Bunların yanı sıra, belgede tehdit unsurları olarak Kuzey Kore, İran ve Suriye de yer almaktadır.

Bu stratejiler doğrultusunda, ABD’nin Soğuk Savaş döneminde Sovyet Rusya’yı çevrelemek için oluşturmuş olduğu güvenlik paktlarını (ASEAN, CENTO, ANZUS) bu dönemde Çin’i çevrelemek için uygulamak istediği görülmektedir. Bu bağlamda, Pasifik’te ABD, İngiltere ve Avusturya’nın bir araya gelerek kurmuş oldukları AUKUS ile Hindistan, Avustralya, Japonya ve ABD’nin bir araya gelerek kurmuş oldukları QUAD (Dörtlü Güvenlik Diyaloğu) güvenlik yapıları Çin’i çevrelemek için oluşturulmuştur.  Bu güvenlik yapıları ile NATO arasında bir koordinasyon oluşturma adına Japonya, Avustralya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ülkelerinin karar alıcıları da 2022 Madrid Zirvesi’nde yer almışlardır.

Bu stratejiler doğrultusunda, sonraki yıllarda NATO, Soğuk Savaş döneminde olduğu gibi güçlü bir yapıya mı dönüşecek yoksa meydan okumalara karşılık verebilme yeteneğini ortaya koyamayacak bir askeri örgüte mi dönüşecek sorunsalı ortaya çıkmaktadır. Önümüzdeki dönemlerde bu sorunun cevabını verebilecek bir uluslararası sistem görebilme ihtimali bulunmaktadır. NATO böyle bir uluslararası sistemde etkinliğini test edebileceği meydan okumalarla sıklıkla karşılaşacaktır.  Bu bağlamda Güneydoğu Pasifikte Çin ile girişilecek güç mücadelesi önemli bir test unsuru olacaktır. Özellikle Tayvan konusu; ABD özelinde NATO genelinde Çin ile karşı karşıya gelinecek önemli bir sahadır. Ayrıca enerji konusunda Rus gazına bağlı olan Avrupa Birliği ülkeleri de önümüzdeki kış önemli bir imtihandan geçeceklerdir. Rusya’ya uygulanan ekonomik ambargo ile Ukrayna sahasında geri adım attırmayı amaçlayan Batı ve NATO bu süreçte önemli açmazlar ile karşı karşıyadır. Özellikle enerji ve üretim ilişkisi göz önüne alındığında birçok Avrupa ülkesinde Rusya’ya alternatif bir enerji tedariki konusunda farklı bir planın bulunmadığı görülmektedir. Bu açıdan Almanya gibi üretim ve ekonominin merkezi olan bir ülke, Rus doğal gazına yüzde 45 oranlarında bağımlıdır. Rus doğal gazına alternatif çıkmaması durumunda, Almanya’da üretim duracak ve resesyon meydana gelecektir. Kuzey Avrupa ülkelerinin ısınma sorunu da ayrı bir gündemi oluşturmaktadır. Bu açıdan 2022 Madrid Zirvesi’nde Rusya’ya karşı alınan kararların tam anlamıyla uygulanması NATO’nun ayrı bir imtihanı olacaktır.

2022 Madrid Zirvesi Türkiye açısından değerlendirildiğinde, en önemli gündem maddesinin İsveç ve Finlandiya’nın üyelik başvurusu olduğu görülmektedir. Uzun yıllar boyunca tarafsız ülke statüsünde yer alan bu iki ülke Rusya’nın Ukrayna savaşından sonra Baltık’ta Rusya tehdidi karşısında NATO’nun güvenlik şemsiyesi altında yer almak istemişlerdir. Bu gelişmeler ışığında iki ülkenin üyeliklerine ilişkin olarak, Türkiye haklı gerekçelerle çekincelerini ortaya koymuştur. Türkiye; her iki ülkenin yıllarca terör örgütlerine destek olmaları ve Suriye’nin kuzeyinde terör örgütü YPG/SDG’yi yasal bir yapı olarak tanımaları konusundaki tutumlarından rahatsızlığını dile getirmiştir. Ayrıca İsveç’in Türkiye’ye savunma sanayi malzemeleri konusunda gizli ambargo uygulaması ittifak ruhuna ve hukukuna aykırı bir davranış olarak tanımlanmıştır. Bu doğrultuda her iki ülke ile Türkiye arasında NATO Genel Sekreteri Stoltenberg gözetiminde mutabakat zaptı imzalanmıştır. Bu mutabakat maddeleri ile İsveç ve Finlandiya PKK/YPG/SDG ve FETÖ’yü terör örgütleri olarak kabul etmişlerdir. Ayrıca bu terör örgütlerinin her türlü faaliyetleri bu ülkelerde yasaklanırken, Türkiye’nin istemiş olduğu terör örgütü mensuplarının da Türkiye’ye iade edilmesi konusunda anlaşılmıştır.

Türkiye bu haklı tavrı ile İsveç ve Finlandiya özelinde tüm NATO üyeleri genelinde terör ve terör örgütleri konusundaki hassasiyetini muhataplarına göstermiş, FETÖ’yü de ilk defa NATO kapsamında terör örgütü olarak kabul ettirmiş, mücadele ettiği terör örgütlerini kayıt altına aldırmıştır. Bu tavır, 15 Temmuz sonrası ortaya konulan terörle mücadele kararlılığının, diplomatik başarının ve etkin dış politikanın bir tezahürü olmuştur. Türkiye’nin bu tutumu aslında tarihsel süreç içerisinde karşılaşmış olduğu NATO ve Batının ikircikli politikalarına karşı net tavrını yansıtmaktadır. 1980 yılında Yunanistan’ın NATO’nun askeri kanadına dönüşüne ilişkin olarak Türkiye’nin vetoyu kaldırması karşılığında verilen sözler yerine getirilmemiştir. 2009’da aynı şekilde Fransa’nın NATO’nun askeri kanadına dönüşü konusunda Türkiye’nin veto kartını kullanmamasına karşın, Fransa Türkiye’nin AB’ye katılışı konusundaki katı tutumunu değiştirmemiştir. Ayrıca Türkiye son dönemde müttefikleri tarafından terör ile mücadele konusunda yalnız bırakılmıştır. Hatta çoğu zaman NATO müttefikleri Türkiye’nin karşısında pozisyon almışlardır. Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin güvenliğini ve milli çıkarlarını politikalarının merkezine koyan, gelişmeleri Ankara merkezli değerlendiren bir anlayışı ortaya koymaktadır.