‘ABD Türkiye’yi tahrik etti’

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

‘ABD Türkiye’yi tahrik etti’
07.10.2018 00:00

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

Güvenlik ve Terör Uzmanı Abdullah Ağar, “Bizim terörle mücadeleyle ilgili görmemiz gereken en önemli konu, terörün var olmasına neden olan gerekçeleri, şartları, koşulları ortadan kaldırmaktır. Terör örgütü ile terör örgütünün istismar etmiş olduğu toplumsal katmanlarla arasında olan bağı koparmaktır. Bunu koparmazsak her türlü olayla karşı karşıya kalmak mukadderdir.” dedi.

GÜVENLİK ve Terör Uzmanı Abdullah Ağar, “Bizim terörle mücadeleyle ilgili görmemiz gereken en önemli konu, terörün var olmasına neden olan gerekçeleri, şartları, koşulları ortadan kaldırmaktır” dedi.  Gazetemiz Türkgün muhabiri Bahadır Çoban sordu, Güvenlik Uzmanı Abdullah Ağar cevapladı:

Terörle mücadelede son zamanlarda büyük başarılar sağlandığını görüyoruz. Örgüt eskiden olduğu gibi karakol ve üs bölgelerine toplu saldırı düzenleyecek cesareti bulamasa da el yapımı patlayıcı ve bomba tuzaklama gibi yollara başvuruyor. Perşembe günü Batman’da 8 askerimizi EYP saldırısıyla şehit verdik. Bu tip saldırılara karşı etkin mücadele yöntemi nasıl olmalı?

Bu tür saldırılarla ilgili alınabilecek çok fazla sayıda tedbir var. En önemlisi şu: Bölücü terör örgütünün sizinle mücadele etme azim ve iradesini kırmak. Terörle mücadelede alınacak pek çok önleyici, engelleyici ve geciktirici tedbir var. Diğer taraftan da hem stratejik, hem operasyonel tedbirler var. Bunların hepsinin bir araya gelmesiyle sonuç üretebiliyorsunuz. Bu açıdan terörle mücadelenin ne kadar zor olduğu da kendisini göstermiş oluyor.

Örneğin siz bir eylemle karşı karşıya kalıyorsunuz ama bu eylem üzerine almış olduğunuz tedbirleri bütün sahaya uygulamak zorundasınız. Temelde terörle mücadelede en önemli olan husus şu: Terör örgütü ile terör örgütünün istismar etmiş olduğu toplumsal katmanla arasında olan bağı koparmak.

Bunu kopartamadığınız sürece her zaman bu tür olaylarla karşı karşıya kalırsınız. Sonuçta örgütün Türkiye’de patlayıcıyı bir şekilde temin etme kapasitesi var.

Güneydoğu Anadolu bölgesinde bunu yerleştirmek için illaki bir teröriste ihtiyaçları yok. Bir milis, bir sempatizan üzerinden rahatlıkla yerleştirebilirler. O yüzden terör örgütünün istismar etmiş olduğu toplumsal katmanla bağını kesmek zorundasınız. Yani bölge insanı destek vermemeli. Örgütün var olmasının temel dinamiği sadece taban desteği değildir. Yani onu kullanan iradelerin, onu kullanma iradesini de ortadan kaldırmak zorundasınız.

ÖNEMLİ YOL KATETTİK

-Terörle mücadele şu an hangi aşamada ilerliyor?          

Terörün güç aldığı, propaganda yaptığı, etki ürettiği dağ kadrolarını imha etme ve etkisizleştirme konusunda Türkiye şu an çok iyi bir noktada. Ama terörün diğer yapılanma unsurları olan dış bağlantılar, dış karasal alanlarda yuvalanması, siyasallaşması ve sivillerin yaşadığı yerlerdeki sızmaların etkisizleştirilmesi konusunda dağdaki mücadelemiz kadar etkili olduğumuzu ifade etmemiz açıkçası mümkün değil. Toplumu avutucu, hamasi cümleler kuramayız. Dağdaki mücadele özellikle darbe girişiminden sonraki süreçte çok iyi. Yani hem teknoloji kullanılmasıyla beraber hem de var olan kuvvet çarpanlarının ve kuvvet bileşenlerinin etkin bir şekilde kullanılmasıyla beraber özel ve nadir görülen sonuçlar alındı. Ama bir diğer tarafıyla da PKK’nın buna karşı bir takım tedbirler geliştirdiğini de öngörmemiz gerekiyor. En önemlisi, özellikle meskun mahal çatışmalarında kendisini gösterdi: Sivil toplumun terör adına kullanılması veya sivil toplumun terörize edilmesi. Terörize edilmesindeki en önemli malzemenin de siyaset ve siyasi rekabet olduğunu veya lider eksenli karşıtlık, düşmanlık olduğunu görmemiz gerekiyor. Bugün Türkiye’de Tayyip Erdoğan karşıtlığı üzerinden PKK’nın çok önemli bir takım hamleler icra etmeye çalıştığını hem Türkiye içerisindeki hem de Türkiye dışarısındaki sahalarda görüyoruz. Yani Türkiye için terör örgütlerini himaye eden, destek veren, işbirliği yapan bir diktatör tarafından yönetilen ülke imajı üretilmesi konusunda hem PKK’nın hem de FETÖ’nün çok yoğun bir lobi, kulis ve kamu diplomasisi, psikolojik savaş çalışması var. Bunu görmemiz gerekiyor.

-Terörün dış bağlantılarının koparılması gerektiğinden bahsettiniz. Tam da bu noktada Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan TBMM 27. Dönem 2.Yasama Yılı açılışında yaptığı konuşmada Kandil ve Sincar’a operasyonun işaretini verdi. Irak ve Suriye’ye yönelik sınır ötesi operasyon yetkisi veren Cumhurbaşkanlığı tezkeresi de 3 Ekim itibariyle TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilerek süresi 1 yıl daha uzatıldı. Terör örgütleri üzerine yeni ve geniş kapsamlı harekâtların başlayacağı bir döneme mi giriyoruz?

Birincisi; öncelikli olarak Irak ve Suriye’nin bize yakın sınır bölgelerinden başlayıp PKK’nın yuvalandığı bütün derinliklere kadar inmeyi gerektiriyor.

Peki, sadece bu mu?

Sadece bu değil. Bizim terörle mücadeleyle ilgili görmemiz gereken en önemli konu, terörün var olmasına neden olan gerekçeleri, şartları, koşulları ortadan kaldırmaktır.

İkincisi de terörün küresel ve bölgesel güçler tarafından bize karşı kullanılmasını, gerek diplomasiyi, gerek uluslararası ilişkileri ve Türkiye’nin jeopolitik gücünü kullanarak kesmek gerekir. Bugün biz terörle askeri anlamda ne kadar mücadele edersek edelim, bir şekilde o insan kaynağını bulduğu ve o kaynağını silahlandıracak fonu sağladığı; küresel desteği bulduğu sürece terörü etkisizleştiremeyiz. Bir diğer tarafıyla başka bir kesilme bağlantısından bahsetmiştik en başta. Toplumsal katmanların teröre vermiş olduğu doğrusal ve dolaylı desteğin de kesilmesi.

KAÇAK SİGARA BİLE DESTEK

-Teröre dolaylı yoldan destekle kastınız nedir?

-Kastım şu: Siz bilmeden teröre destek veriyor olabilirsiniz. Örneğin bir kaçak sigarayı almakla teröre dolaylı yoldan destek vermiş oluyorsunuz, çok milliyetçi veya vatanperver olmanıza rağmen. Bir diğer tarafıyla uyuşturucu kullanılması. Bu, teröre dolaylı yoldan verilen büyük bir destek. Bunları kast ediyorum. Yani toplumun terörün kullanmış olduğu materyallere ve argümanlara dair bir bilinç üretmesi bireysel anlamda terörle mücadele edilmesi bakımından çok önemli.

-Batman’daki hain saldırıdan sonra ABD Büyükelçiliği taziye mesajı yayınlayarak PKK’yı kınadıklarını bildirdi. PKK/PYD’ye 19 bin TIR ve 3 bin kargo uçağıyla silah ve mühimmat desteği sağlayan bir ülkenin terörü kınaması ve terörle mücadelede Türkiye’nin yanındayız mesajı vermesi ne anlama geliyor?

-Amerika Birleşik Devletleri ısrarlı bir politikayla PKK ile PKK’nın Suriye ayağı olan YPG, PYD veya bunun da türevi olan Demokratik Suriye Güçleri’yle PKK’yı ilişkilendirmek istemiyor. PKK’yla mücadelesinde Türkiye’ye destek veriyor gibi gözüküyor olmasına rağmen PKK’nın Suriye ayağı olan YPG’yi oradan ayırarak kendince bir siyaset, strateji üretmeye çalışıyor. Yani bu ifade diplomatik anlamda ifade edilen konjonktürel bir terim, bir ifade aslında. Sonuçta sizin canınız yanmış. 8 tane Mehmetçiğinizi şehit vermişsiniz. Burada ABD’nin çıkıp da bunu tahrik edici bir açıklama yapması beklenemez. Zaten Suriye’deki 19 bin TIR ve 3 bin sortiyle sizi fazlasıyla tahrik etmiş ve sizi tehdit eden bir yapıyı silahlandırmış durumda.

İDLİB: KANLI BİR BAKİYE

-Son zamanlarda Dünya ve Türkiye kamuoyunu yakından ilgilendiren bir İdlib meselesi var. Türkiye bu hususta inisiyatif alarak Rusya’yı askeri harekattan vazgeçirdi ve silahsız bir çözüme ikna etti. İdlib’in Türkiye açısından taşıdığı önem nedir?

-Uzun açıklanması gereken bir soru bu. Mümkün olduğu kadar ana başlıklarıyla ele alalım. Bir kere İdlib kanlı bir savaşın sancılı bakiyesidir. Sonuçta Suriye’de temel orijini siyasi gibi gözüken ama aslında mezhebi ve meşrebi bir boyut taşıyan bir iç savaşla karşı karşıya kalındı. Bu iç savaşın başlangıcında Sünni eksen çok ciddi anlamda bir alan elde etmiş olmasına rağmen denklemin içerisinde El Nus-ra’nın ve DEAŞ’ın kendisini göstermiş olması, bunların çok farklı stratejiler eşliğinde Sünni mücadeleyi hem domine etmiş hem kirletmiş olması, zaman içerisinde ABD’nin DEAŞ’ı gerekçe göstererek YPG/PKK’yı desteklemesi, rejimin İran’ı ve Rusya’yı sahaya davet ederek inisiyatifi tekrar ellerine geçirmesi Sünni eksenin ortaya koymuş olduğu inisiyatifi ve etkiyi çok daralttı. Suriye’nin demografik anlamda iç savaş öncesinde yaklaşık yüzde 70’ini oluşturan Sünni taban yapmış olduğu bu savaşı kaybetti. Temel sorun bu ve bu toplumsal tabanın temel bakiyesi İdlib’e sıkıştı. Artık kaçabilecekleri bir yer kalmadı, çözümün orada ortaya çıkması mecburiyet aslında. 25 milyon nüfuslu bir ülkede, yaklaşık 10 milyon dışarıya kaçmış, 5 milyon ülke içerisinde yer değiştirmiş, büyük bir travma var ve bunların bakiyesi 175 bin kilometrekarelik bir alanda 8 bin kilometrekareye sıkışmış. Yaklaşık 3 buçuk, 4 milyon insan. Bu sorunun artık burada çözülmesi gerekiyor. Eğer çözülemezse Suriye’nin asli unsuru olan insanlar Suriye’yle ilgili söz sahibi olamayacaklar. Belki de Dünya’nın çeşitli Dünya’da global bir krize sebebiyet verecekler. Türkiye şuan krizi göğüslüyor ve bunun bedeli çok ağır. Şuana kadar Türkiye’nin yaklaşık 32 milyar Dolar para harcadığı ifade ediliyor.

Şimdi bunların da gelmesiyle beraber çok daha büyük sosyolojik, toplumsal, ekonomik sorunlar oluşabilir. Türkiye’nin çok önemli güvenlik sıkıntıları var. Şuana kadar terör örgütleri o alanı kullandılar Türkiye’ye karşı.

Türkiye de diyor ki bu alanı artık bana karşı kullanamasınlar. Ne yaptı Türkiye? Fırat Kalkanı’nı icra etti, Zeytin Dalı harekâtını icra etti, İdlib de bu manada güvenlikle ilgili bir operasyon aslında.                                                             

KİMDİR?

1967’de Ankara’da doğdu. 1989 yılında Kara Harp Okulu’ndan Piyade Teğmen olarak mezun oldu. Askerlik hayatı dağda başladı ve yine dağda bitti. Görev yaptığı 2. Komando Tugayı’nın, Özel Kuvvetler’in ve 1’nci Komando Tugayı’nın kışlalarını hemen hiç görmedi. Güneydoğu’nun ve Irak’ın dağlarında geçen altı yılın ardından, Irak’ın kuzeyinde yediği kurşunlarla belinde oluşan bir nişan, komutanlığını yaptığı birliklerde 11 şehit ve 25 gazisi vardır. Bu döneme dair, “Üstün Cesaret ve Feragat ile Harekat Çelik Beratları” sahibidir.

Aynı dönem içinde Balkanlar ve Kafkaslarda yaşanan savaşlara yönelik görevlerde de bulunmuştur. Bu dönemin sonrasında, Güneydoğu ve terörle ilgili 5 kitap yazmıştır. Irak’ın işgaline, mezhep, aşiret ve tarikatlara, mezhep savaşına ve başta IŞİD-DAİŞ ve Haşdi Şabi olmak üzere terör, direniş, silahlı, paramiliter ve vekalet örgütlerinin yapısına dair pek çok araştırma ve gözlem yaptı. IŞİD ile ilgili kapsamlı bir saha kitabı olan “IŞİD ve IRAK”ı yazdı. Uzun yıllar görev yaptığı Güneydoğu’ya tekrar giderek Hakkari’nin, Şırnak’ın, Van’ın, Diyarbakır’ın, Mardin’in ve Siirt’in en uçtaki mücadele alanlarında görev yapan Mehmetçiklerle, görev yaptıkları yerlerde konuştu. Fırat Kalkanı harekâtı bölgesinde bulunarak incelemeler yaptı ve elde ettiği verilere dayanarak “ÖZGÜR ŞEHİT” kitabını yazdı. Türkiye’nin önde gelen strateji, terör ve güvenlik uzmanlarından olan Abdullah AĞAR’ın ulusal ve uluslararası basında ve değişik platformlarda yayımlanmış binlerce analiz, yorum, röportaj, yazı, görüşü ile seminer ve konferansları vardır. Doktor Yasemin Ağar ile evli, 3 çocuk babasıdır.

Yorumlar