ABD’nin Afganistan’dan çıkış yolu: Taliban’la Müzakere

Geçtiğimiz günlerde Pakistan Devlet Başkanı İmran Han, ABD ile Taliban arasında barış görüşmelerinin 17 Aralık’ta...

18.12.2018 10:00

Geçtiğimiz günlerde Pakistan Devlet Başkanı İmran Han, ABD ile Taliban arasında barış görüşmelerinin 17 Aralık’ta gerçekleşeceğini duyurdu. ABD, bir süredir Afganistan’ın silah zoruyla dize getirilemeyeceği düşüncesiyle Taliban ile müzakere masasına oturmaya çalışıyordu. Anlaşılan o ki, bu iş ile görevlendirilen Zalmay Halilzad’ın Afgan ve Pakistan hükümetleri ve Taliban ile gerçekleştirdiği görüşmeler, belli bir aşama kaydedebilmiş. Bu gelişme, diplomatik bir başarıdan ziyade Taliban’ın giderek güçlenmesinin kaçınılmaz bir sonucu olarak görülmeli.

Pakistan’ın, Taliban üzerinde büyük etkiye sahip olduğu biliniyor. Dolayısıyla ABD, Pakistan’ı bunun için zorluyordu. Geçtiğimiz ay Trump “bizden aldığı askerî yardıma karşın bize hiçbir fayda sağlamıyor” diye Pakistan’ı eleştirdiğinde İmran Han ülkesinin “ABD’nin paralı askeri” olmadığını söylemişti. Ne var ki Trump’ın her zamanki taktiğini uygulayıp baskı ve yaptırım tehdidinde bulunması, Pakistan’da işe yaramış gibi görünüyor. Pakistan’ın, Taliban’ı Afgan hükümetinin yetkilileri ve ABD ile biraraya getirmeye ikna ettiği anlaşılıyor. Zaten Pakistan çözümün ancak Taliban’la yapılacak müzakerelerle olabileceğini savunuyor ancak ABD ve desteklediği Kabil hükümeti yakın zamana kadar buna yanaşmıyordu. Taliban da ABD askeri ülkeyi bütünüyle terk etmeden ABD’nin kuklası olarak gördüğü Eşref Gani hükümetiyle görüşmeyi kabul etmiyordu. Artık taraflar bazı ısrarlarından vazgeçmiş görünüyor.

Taliban, 2014 sonunda NATO’nun ISAF misyonu sona erdirildiğinde oluşan güç boşluğunu değerlendirerek aşama bir coğrafyayı kontrolü altına almaya başladı. ABD resmî kaynakları ülkede Taliban’ın kontrol ettiği alanın giderek arttığını ikrar ediyor. Örneğin, Afgan merkezî hükümetinin 2016 Ağustos’ta ülkenin %63’ünü kontrol ettiğini belirten bir rapor, bu oranın Temmuz 2018’de %56’ya düştüğünü ortaya koyuyor.

Taliban militanlarının sahada mevzi kazanması, Afgan hükümetinin ülkede barış ve huzuru temin etmedeki çaresizliği gösteriyor. Bunun gösterdiği bir diğer şey ise, ABD’nin 17 yıldır yürüttüğü operasyonların ülkede radikal grupları sona erdirme iddiasındaki başarısızlığı. Bugün hâlen ABD daha fazla asker gönderme ihtiyacı hissediyor ve NATO üyeleri askerî yardım konusunda ABD baskısına maruz kalıyorsa, bu ABD’nin Afgan savaşında hedefine ulaşamadığının ispatıdır. Afgan hükümetinin Taliban’la masaya oturmama konusundaki itirazından vazgeçmesi de Kabil’in Taliban karşısında yenilgiyi kabul ettiğinin işareti olarak görülmeli.

ABD, “terör örgütüyle mücadele” çerçevesinde başlattığı askerî operasyonun 17. yılında “terör örgütüyle müzakere” noktasına gelmişse bunun altında yatan önemli bir sebep, ABD’nin “terörden kurtaran güç” olarak değil “yabancı işgalci” olarak algılanmasıdır. ABD, silah zoruyla Afganistan’ı istediği gibi şekillendireceğini sanmıştır. 1979’da Afganistan’ı işgal edip on yıl sonra çekilen Sovyetlerin ardından şimdi de ABD bu ülkeden çıkıp gitmenin yolunu arıyor. Gelinen çıkmazda ABD, artık tek çıkış yolunun Taliban ile masaya oturmak olduğunu düşünüyor.

Sovyet işgalinden ders çıkarmışa benzemeyen ABD, Sovyetlerin çekilmesinin ardından yaşanan iç savaşın ülkede mücahit grupların palazlanmasına ve Taliban’ın iktidara gelmesine yol açtığını dikkate almalıdır. Zira nasıl SSCB’nin Afganistan’ı terk etmesi bir güç boşluğu yaratmışsa, şimdi ABD’nin çıkışı da mevcut güç boşluğunu tırmandıracaktır. Başlayan müzakereler sonrasında artık muhatap kabul edilen Taliban’ın sahadaki kazanımlarının siyasi yapıya yansıması şaşırtıcı olmayacaktır. Ülke siyasetinde şekillenecek yeni dengelerde, ABD’nin çekilmesini dört gözle bekleyen Rusya ve İran’ın ülkedeki nüfuzunu artırması da kuvvetle muhtemeldir.