Askerleri Trikupis’i dinlemiyorlar

31.03.2020 10:00

YUNAN ORDULARI BAŞKOMUTANI TRİKUPİS’İN HİKÂYESİ (1)

Nikolaos trikupis, Ağustos 1922’deki Büyük Taarruz sırasında, bölgedeki üst düzey Yunan komutanıydı ve emrinde 5 Tümen vardı. Yeterli keşif yaptırmayı ihmal ederek Türk saldırısına hazırlıksız yakalandı. Bununla birlikte Yunan ordusunun tam bir bozguna uğramasına yol açtı.

TRİKUPİS’in anılarını 1967 yılında Türkçeye çeviren A. Angın’ın da vurguladığı gibi Türkçe yayınlarda genellikle eski harfli metinlerdeki yazılışında bulunan “vav” harfinden dolayı “Trikopis” olarak yazılan Yunan generalinin adı Trikupis’tir. Trikupis, Büyük Tarruz’un başından itibaren Yunan ordusu’nun 1. Kolordu Komutanı’dır. Savaşın sonunda Hacıanesti’nin yerine Yunan Orduları Başkomutanlığı görevine getirilecektir. Trikupis, 30 Ağustos 1922’de yapılan Başkomutanlık Meydan Muharebesi sonrasında hayatını zor kurtarabilmiştir. Esir edilen yaverlerin ifadelerine göre Trikupis, özel otomobili ve hayvanlarını Dumlupınar’da bırakarak Efzon kuvvetlerinin arasına karışarak kaçmıştır. Trikupis’in bu geçici kaçışı 2 Eylül’de son bulmuştur. Hatıralarında da belirttiği gibi, amaçsız bir şekilde çekilen Yunan birlikleri, günlerdir aç, susuz ve savaşmanın getirmiş olduğu bitkinlikle, yorgunlukla karşılaşmışlardır. Askerler, subayların emirlerini dinlemedikleri gibi, onları Türk ordusuna teslim etmekle dahi tehdit eder duruma gelmişlerdir.

4 Eylül 1922 tarihinde Yunan Orduları Başkomutanlığı’na atanacak olan Birinci Kolordu Komutanı Trikupis ve Yunan karargâhı 2 Eylül 1922’de Elmadağ eteklerinde Göven Köyü civarında Birinci Kafkas Tümeni Komutanı Albay Halit’e (Akmansü) bağlı Türk birlikleri tarafından esir edilmişlerdir. Aşağıda kendi ağzından esir olma hikâyesini vereceğimiz Trikupis, bu hatıralarında, esaretinin “çaresizlik üzerine olduğunu” belirtmiştir. O, “Türklerle sonuna kadar savaşılması emrini vermesine rağmen bütün subayların, askerlerin savaşmak istemediklerini kendisine söylediklerini” ifade etmiştir. Teslim olunması yönündeki ısrarlar karşısında Trikupis, top ve makineli tüfeklerin tahrip edilmesi emrini vermiş, mevcut subaylardan askerlerin takındığı tavır hakkında (emre itaatsizlik) imzalı kâğıt almıştır. Ardından beyaz bayrak çekmek zorunda kalmıştır.

TRİKUPİS,TESLİM OLMA SÜRECİNİ ANLATIYOR

Trikupis anılarında, “2 Eylül 1922 (Taarruzun Sekizinci Günü-Son Gün)” başlığı altında Uşak yönünde çekiliş sürecinde yaşadıklarını, Yunan askerlerinin durumunu ve teslim olmaya karar verişini şu şekilde anlatmaktadır: “Ertesi günü (2 Eylül) bizim alay hedefsiz olarak ilerliyordu. Fakat askerlerin yorgun ve aç olmaları nedeniyle ilerleme yavaş oluyordu ve askerler aç oldukları için etrafta yiyecek arıyor, alayda kalmaları güçleşiyordu. Öğleye doğru Karacahisar yakınındaki küçük Mug-Arap köyüne geldik ve oradan köylülerden Uşak’ın geçen akşamdan beri Türkler tarafından işgal edilmiş olduğunu öğrendik.

O sırada alaya dahil askerler, yürümekten ziyade sürünüyorlardı. 26 Ağustos’tan beri iki şiddetli savaşa girmişlerdi ve geri kalan zaman zarfında da kısa bir mola hariç, sürekli yürümüşlerdi. Buna ilaveten ayın 27’sinden ve hatta 26’sından beri gıda olarak bir şey almamış, yalnız ot ve yolda rastladıkları tek tük sebze bahçelerinden temin ettikleri meyve ve sebzeleri yemişlerdi. Cephaneye gelince, her birinde 5-10’ar mermi kalmıştı, makineli tüfeklerin ise bir tek mermisi yoktu! Alayın genel durumu bu olup, askerler birer savaşçıdan çok, insan harabesi haline gelmişti ve bu halde bulunan asker ve subaylar 23 Ağustos’tan beri çarpışıyor, ablukaya giriyor, ikinci bir savaşa başlamak üzere düşman hatlarını yarıyor, geceleri ormanlarda ilerliyor, ayın 26’sından beri bir şey yemeyip cephanesiz kalıyorlardı. Velhasıl bu alay yorgun ve aç olup sinirleri tamamen bozulmuştu. Kısaca, başlarına bunlar gelmişti ve çektikleri insan gücünün üzerindeydi.

Uşak’ın işgal edildiğine dair haber üzerine subaylarla askerlerin içinde bulundukları durumdan dolayı fazla bir şey yapamazdım; bunun için ordunun şoseden ayrılarak, günün geri kalan bölümünde oradaki mevcudiyetimizi gizlemek amacı ile vadi içinde ve savunma durumunda kalmasına karar verdim. Bu suretle askerler de karanlık basıncaya kadar istirahat etmiş olacaklardı. Gece olunca yola devam edecek ve Uşak ovasından güneyde, Karacahisar üzerinden Mesudiye’ye, oradan Karapaklar’a ve yine güneyde Salmanlar’a ve oradan batıya giderek bu suretle mümkün olduğu kadar az enerji sarf edecektim. Bunun üzerine alay, 1.155 metre yüksekteki köyün güneyinden Karacahisar yönünde yola çıktı. Bu alan 1921 Haziranı’nda Kütahya Harekâtı’nın cereyan ettiği yerdi ve Uşak doğusundaki savunma hattı buradaydı. Saat 14’te burada mola verilmesini ve emniyet tedbirlerinin alınmasını emrettim. Emniyet tedbiri olarak da askerlerin gizli siperlerden çıkmamaları emrini verdim.

Saat 16 sıralarında güney tarafındaki nöbetçiler o cepheden takriben 1 kilometre mesafede Türk süvarisiyle ondan dört kilometre uzaklıkta bir miktar Türk piyadesinin görüldüğünü haber verdiler. Keşif yapmak üzere yolladığımız 2. Grup kurmay subaylarından Binbaşı Ruvlais geri dönerek yukarıdaki haberleri doğruladı ve tahminine göre gelen kuvvetin üç piyade tümeni kadar olduğunu söyledi. Aynı anda güney istikametinden Türk topçu ateşi başlıyordu. Bunun üzerine 13. Tümen Komutanı Albay Kaybalis’e gerekli tedbirleri almasını söyledim. Ben albaya çoğu 14. Tümen’e mensup birliklerden teşekkül etmiş alayın kumandasını vermiştim. Bu derleme kuvvetlerin toplamı 15 bin kişiyi geçmezdi. Fakat biraz sonra yanıma gelen komutan, savaşmak üzere ilk hatta götürmek istediği askerlerin yeterli cephaneleri olmadığından cepheye gitmek istemediklerini ve boşuna telef olacaklarını söylediklerini bildirdi.

Bundan sonra, borazanlardan biri, kimsenin emri olmaksızın “Ateş kes!” borusunu çaldı ve bu suretle ilk hattı işgal eden askerler, kendilerinden 600 metre uzaktaki düşmana ilk kurşunları attıktan sonra yerlerini terk ettiler.

YARIN: KURMAY YARBAY ALİ RIZA BEY ANLATIYOR