Atatürk, milletin büyüklüğüne inandı

15.09.2020 10:00

SOSYOLOJİK MİLLİYETÇİLİK VE ATATÜRK-2

“Benim için en büyük korunma noktası ve şefaat kaynağı, milletimin sinesidir.”

Gazi Mustafa Kemal Atatürk, Sivas, 1919.

 

Atatürk, içinden çıktığı Türk milletinin büyüklüğüne samimi olarak inanmış bir liderdir. Bu asil milletin asil bir evladıdır. Zora düşüldüğü zamanlarda milletin evlatlarının çağrısına her hal ve şartta cevap vereceğine olan inancı tamdır. Nitekim 1920 yılında söylediği şu sözler bunu açıkça ortaya koymaktadır:

Milletimiz çok büyüktür. Hiç korkmayalım. O esaret ve aşağılığı kabul etmez. Fakat onu bir araya toplamak ve kendisine, ‘Ey millet! Sen esaret ve aşağılığı kabul eder misin?’ diye sormak lâzımdır. Ben, milletin vereceği cevabı biliyorum. Ben, milletin büyüklüğünü biliyor ve bu sual karşısında, onun, o suali soran çocuklarını canı gibi seveceğini ve alınlarından öpeceğini biliyorum. Ben biliyorum ki bu millet, kendisine bu suali soran çocuklarının, hep o esasa dayanan çare ve hazırlıklarını canla, başla kabul edecektir. Onun için işte ben şimdi bu yoldayım, onun çok sağlam bir yol olduğuna kani olarak...

YÜKSEK VE MANEVİ BİR KUVVET VARDI

O, milletini o kadar çok sevmekte ve onun değerlerine o kadar bağlılık göstermektedir ki, 1937’de açıkça, istiklal mücadelesine başladığı 1919’u hatırlatarak, “Türk milletine güvenerek işe başladım” demiştir. Daima Türk milletinin “büyüklüğünü” ifade etmiştir:

Ben, 1919 senesi mayısı içinde Samsun’a çıktığım gün elimde, maddî hiçbir kuvvet yoktu. Yalnız büyük Türk milletinin asaletinden doğan ve benim vicdanımı dolduran yüksek ve manevî bir kuvvet vardı. İşte ben bu ulusal kuvvete, bu Türk milletine güvenerek işe başladım. Ben Türk ufuklarından bir gün mutlaka bir güneş doğacağına, bunun hararet ve kuvvetinin bizi ısıtacağına, bundan bize bir güç çıkacağına o kadar emindim ki, bunu âdeta gözlerimle görüyordum.

Atatürk’ün Türk milletine olan sevgisi ve inancı çok sağlamdır. 1925 yılında, Milli Mücadele’yi kastederek, “milletin asıl vatanı ümitsiz felakete düştüğü zaman” millet fertlerinin görevli oldukları vazifeyi yaptıklarını, buna da mecbur olduklarını, Türk milletine mensup olmanın bunu gerektirdiğini söylemektedir. Bunu yapmayanların da “milletimizin ortak temiz vicdanından hiç ilham almamış kapkara sefil (aşağılık) vicdanlar” olduğunu vurgulamıştır.

“Ben ve benim gibi birçok vatandaşlar, kardeşler, milletin asıl vatanı, ümitsiz felâkete düştüğü zaman görevli oldukları, vicdanen, namusen, haysiyeten yükümlü bulundukları vazifeyi yapmak mevkiinde kaldılar. Bunu elbette yapacaklardı; yapmaları mecburi idi, vicdanî idi, insanî idi, millî namus gereği idi. Ben bu mukaddes esasların dışında hareket edebilir mi idim? Efendiler; elbette edemezdim. Türk milletinin hakikî hiçbir ferdi bu gereklerin haricinde hareket edemezdi. Ben elbette bu elim manzara karşısında vicdanımın emirlerine muhalif, millî namusumuza aykırı hareket edemezdim. Mensup olmakla övünç duyduğum yüksek topluluğun yüksek haysiyetine elbette aykırı hareket edemezdim. Bence mensubiyetiyle övündüğüm milletin hiçbir ferdi bu namus gereğinden asla sapmamıştır. Eğer bundan müstesna gösterilenler varsa emin olunuz aziz, namuslu vatandaşlar; onların kalp ve vicdanı milletimizin müşterek temiz vicdanından hiç ilham almamış kapkara sefil vicdanlardır.”

İLHAM VE KUVVET KAYNAĞI MİLLETTİR

Türk milletine, içinden çıktığı milletine âdeta aşkla bağlı olan, milletini sonsuz bir bağlılıkla seven Atatürk, hayatı boyunca ilham kaynağı olarak Türk milletini görmüş ve bunu her ortamda ifade etmiş, konuştuğu özellikle gençlere de tavsiye etmiştir. Atatürk’ün bu duyguları ve düşünceleri sadece konuşmalardan ibaret değildir. 57 yıllık bütün ömrü boyunca yaptığı işlere bakıldığında bu sözlerin hayata geçirilmiş esaslar olduğu da görülür.

1937 yılı (1 Kasım) Meclis açılış konuşmasının sonunda Parti Programı ile ilgili değişikler konusunda CHP milletvekillerine ilhamı ve izlediği yolun kaynaklarını çok net bir şekilde ifade etmiştir: Türk vatanı, Türk milleti ve insanlığın tecrübeleri yani evrensel değerler:

“Biz, ilhamlarımızı, gökten ve gaipten (görünmez âlemden) değil, doğrudan doğruya hayattan almış bulunuyoruz. Bizim yolumuzu çizen, içinde yaşadığımız yurt, bağrından çıktığımız Türk milleti ve bir de milletler tarihinin bin bir facia ve ızdırap kaydeden yapraklarından çıkardığımız neticelerdir.”

Aşağıdaki konuşmalarında ilhamın kaynağının millet olduğu konusunu net bir şekilde görmek mümkündür:

“Memleket ve millet hizmetlerinde baş olmak isteyenlerin ilham kaynağı, milletin hakikî hisleri ve emelleridir. Bizim anılmaya değer bir hareketimiz varsa, o da milletin duygu ve eğilimlerinde varlığına temas etmeye çalışmaktan ibarettir. Her türlü muvaffakiyet sırrının, her nevi kuvvetin, kudretin hakiki kaynağının, milletin kendisi olduğuna kanaatimiz tamdır.”

SIRTINI DÖNENLER GAFİL İNSANLAR

Atatürk, milleti dikkate almayan, milletin istek ve eğilimlerine sırtını dönenleri de “gafil insanlar” olarak ifade etmiştir. Milletle zıtlaşanların düşüncelerine milletin iltifat etmediğini, milletin vicdanı, milletin sağduyusunu rehber alanları ise milletin kucakladığını düşünmekte ve kendi şahsında bunu örneklendirmektedir.

1924 Eylül ayında Samsun Ticaret Mektebinde öğretmenler tarafından şereflerine verilen çaydaki konuşmasından:

“Söz söyleyen arkadaşlarımızdan biri bana, nereden ilham ve kuvvet aldığımı sordu. Arkadaşlarımızın sorduğu ilham ve kuvvet kaynağı, milletin kendisidir. Milletin müşterek eğilimi, umumî fikri olduğunu inkâr edenler de vardır. Bu gibileri hepiniz çok işitmişsinizdir. Bu gibiler memleket ve milletle alâkasız, gafil insanlardır. Memleketimizin ve milletimizin başına gelmiş olan bunca felâketler hiç şüphe etmemelidir ki, bu gafil insanların memleketin talihini ve iradesini ellerinde tutmuş olmalarından ileri gelmiştir.

Bir topluluğun mutlaka ortaklaşa bir fikri vardır. Eğer bu, her zaman dile getirilemiyor ve belirtilemiyorsa onun yokluğuna karar verilmemelidir. O, yapılan işlerde mutlaka mevcuttur. Varlığımızı, bağımsızlığımızı kurtaran bütün işler ve hareketler, milletin müşterek fikrinin, arzusunun, azminin yüksek belirtisinden başka bir şey değildir.”

“Ben, ne düşündüklerinizi bilen, ne hissettiklerinizi duyan, ne dertleriniz olduğunu anlayan bir arkadaşınız, bir kardeşiniz olmakla iftihar etmekteyim. Bildiğim, duyduğum, anladığım bu şeylerin esası sizlerde, büyük kalplerinizde mevcut olan cevherdir. Bu kıymetli cevherdir ki, bu milleti kazadan belâdan, yok olmanın felâketinden kurtardı ve milletin en kuvvetli dayanak temeli oldu. Sizler için, memleket için, her taraftan çiğnenen vatanı kurtarmak için, diğer arkadaşlarla beraber hizmete atılmaklığım, bana başarımıza güvenmek cesaretini veren, hep sizlerin kalp ve vicdanlarınızdaki duyguları bilmemdendi.”

YARIN: MİLLETE HESAP VERMEK