7 Ekim tarihinde İsrail’in Gazze’ye yönelik başlattığı terör saldırıları şiddetini her geçen gün artırmış, Orta Doğu coğrafyasında çok boyutlu yeni gelişmelerin yaşanmasına zemin hazırlarken bölgesel, geniş çaplı savaş ihtimalini de kuvvetlendirmeye koyulmuştur.

Geçtiğimiz gün ABD ve İngiltere, Yemenli Husilerin Kızıldeniz’deki saldırılarını gerekçe göstererek Sana, Hudeyde ve Taiz kentleri başta olmak üzere Yemen genelinde pek çok noktaya hava saldırısı düzenlemiştir. Pentagon’a göre net olmamakla beraber Orta Doğu’nun 11 ülkesinde yaklaşık 54 bin askeri bulunan ABD’nin Başkanı Joe Biden Yemen’e düzenlenen saldırılara ilişkin yaptığı açıklamasında gerekirse daha fazla askeri eylem gerçekleştirmekten çekinmeyeceğini belirtmiştir. Husiler ise ABD ve İngiltere’ye karşı gerekli cevabı verdiklerini bundan sonrada vereceklerini ifade ettiler.

Nasıl ki İsrail Filistin'de akla, mantığa, vicdana sığmayan bir tutum sergileyerek orantısız güç kullanıyorsa, ABD ve İngiltere de Yemen’de orantısız güç kullanarak bölgedeki şartları daha da kızıştırmaktadır. Kızıldeniz’in kuzeyinde ABD destekli İsrail’in yaptığı katliamların benzerinin Kızıldeniz’in güneyinde de yaşanma riski giderek artmaya başlamıştır. Orta Doğu’da yabancı unsurların istikrarsızlığı artırdığı artık hem yönetimler hem de bölge halkları tarafından açıkça ifade edilmeye koyulmuşken okyanus ötesinden gelen bölge dışı aktörlerin orantısız güç kullanarak yürüttüğü faaliyetler gerilimi tırmandırırken bu faaliyetlerden kaynaklı olarak bölgenin diğer bazı devletlerini de –İran gibi- bu konuda ağır tedbirler almaya zorlamaktadır. ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki saldırgan tavrı ve yine özellikle de İran’a yönelik artan saldırılar bölgenin bir ateş çemberi içine girmesine yönelik şartların oluşması ihtimalini artırmaya başlamıştır.

Diğer yandan özellikle de ABD ve İsrail’in Orta Doğu’daki saldırgan, bölgesel savaş iklimine hizmet eden yanlış ve çarpık anlayışına karşın, bölgedeki kalıcı barış, istikrar, huzur ve güven ortamının sağlanması adına politikalar geliştiren Türkiye’ye yönelik, malum çevrelerce desteklenen eli kanlı PKK terör örgütünün saldırılarının arttığı da dikkatlerden kaçmamıştır.

Dikkat çekici bir diğer husus ise ABD ve İngiltere’nin Husilere yönelik saldırılarının İsrail’in Uluslararası Adalet Divanı’nda yargılanmaya başlamasının hemen akabinde gerçekleşmesi olmuştur. Vicdan sahibi her çevrenin dikkatle takip ettiği ve İsrail’in hak ettiği ceza ve yaptırımı almasını umut ettiği bir yargılamanın henüz başlangıç aşamasında bölge şartlarını yeniden oluşturabilecek böylesi bir girişimin yaşanması önümüzdeki süreç içerisinde küresel etkilere sahip olabilecek yeni gelişmelerin yaşanabileceği farklı konuları da akıllara getirmektedir.

Türkiye’yi terör örgütleri üzerinden baskılamaya çalışmak beyhude ve boş bir çabadır. Gerek terörle mücadele konusunda gerekse de mazlum ve masum coğrafyaların hak ettiği huzur iklimine kavuşmasında Türkiye’nin iradesi; sarsılmaz, kararlı ve nettir.

Bu vesileyle terörle mücadelede şehit düşen tüm askerlerimize Allah’tan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

“Allah yolunda öldürülenler için “ölüler” demeyin. Hayır, onlar diridirler, fakat siz bilemezsiniz.” (Bakara Suresi 154. Ayet)