Avrupa Türklüğüne yönelik ayrımcılığın bir aracı olarak soykırım yalanı

13.08.2021 10:00

Bazı Batılı devletlerin sözde Ermeni soykırımı iddialarını desteklemelerini bütünüyle Ermeni sempatizanlığına ve Ermeni diasporasının çalışmalarına bağlamak doğru bir yaklaşım olmaz. Başta Fransa ve Almanya olmak üzere Ermeni iddialarına destek veren devletlerin bu politika ile ulaşmak istedikleri iç politik hedefleri de vardır. Bu durum ne yazık ki Türkiye’de göz ardı ediliyor. Özellikle Almanya ve Fransa, soykırım iddialarını destekleyerek ülkelerindeki Türkleri baskı altında tutmaya ve asimile etmeye çalışmaktadırlar. Türklere ve Türk tarihine yönelik bu ötekileştirici, saldırgan dil ile Avrupa’daki Türklerin milliyetçilik duyguları baskı altına alınmaya, sözde soykırım isnatları ile tarihlerinden utanmaları, suçlayıcı söylemlerle toplumsal, siyasal ve kültürel alanlardan dışlanmaları hedeflenmektedir.

Özellikle Fransa’da sözde soykırım iddiaları öylesi bir baskı aracı hâline gelmiş durumdadır ki, nisan ayında Valence kent meclisinde encümen olarak görev yapan Yasin Yıldırım, terör örgütü ASALA’nın şehit ettiği diplomatlarımızla ilgili bir paylaşımı beğendiği için devlet eliyle fişlenmiş ve belediyedeki görevinden istifa etmek zorunda kalmıştır. Yani sözde demokratik Fransa’da insanların suç unsuru teşkil etmeyen beğenileri dahi takip edilmekte ve bu durum işten çıkarılmalarına neden olmaktadır. 2020 İlerleme Raporu’nda Türkiye ile ilgili “hukukun üstünlüğü ve temel özgürlüklere saygı alanında gerileme olduğu”nu iddia eden AB Komisyonu’nun, şehit edilen bir diplomat ile ilgili paylaşımın beğenilmesini “suç” kabul eden Fransa’ya söyleyecek bir çift sözü olmalı.

Benzer şekilde Fransa uyguladığı baskı politikası ile 2021 yılı içerisinde Türklere ait birçok derneği kapatmış, keyfi denetime maruz bırakmış ve hatta Bozkurt işareti yapmak da suç unsuru olarak kabul edilmiştir. Mayıs 2021’de ise Türk kökenli lise öğrencisi, öğretmeninin 1915 Olayları’na ilişkin iddialarını reddettiği için öğretmeni ve okul yönetimi tarafından hapis ve para cezasıyla korkutulmuş ve istihbarat birimleri tarafından Müslüman kimliği ve aşırıcılık sorgusuna tabi tutulmuştur. Türk öğrenci, sözde soykırımı reddettiği için okul yönetimince “suç işlemekle” itham edilmiştir. Aslında Fransa’da buna benzer olaylar sık sık yaşanmakta, kanunlar ve Anayasa çiğnenerek Türklerin düşüncelerini beyan etmeleri engellenmeye çalışılmaktadır.

Hâlbuki sözde soykırım ile ilgili AİHM (2013 ve 2015) ve AB Adalet Divanı’nın1 (2003) aldığı ve Fransa’yı da bağlayan kararlar, Fransa’nın bu tutumu ile bütünüyle ters düşmektedir. AİHM’nin kararında açıkça “Ermeni soykırımının var olmadığını iddia etmek, var olduğunu iddia etmek kadar meşrudur” ifadeleri yer alırken, AB Adalet Divanı’nın kararında “Parlamento kararları siyasi metinlerdir, istendiği an değiştirilebilirler, ortadan kaldırılabilirler, dolayısıyla bu metinler kendileri ya da onları kabul edenler için hukuki bir sonuç oluşturamaz” hükümlerine yer verilmiştir. Dahası 2011 ve 2017’de Fransa Anayasa Komisyonu’nu sözde soykırımı reddetmeyi suç sayan ve kısaca “İnkâr Yasası” olarak bilinen yasayı reddetmiştir. Anayasa Komisyonu 18 Nisan 2011’deki ilk kararında “Yasama organlarının tarih yazmaması gerekir, tasarı Fransız Anayasası ve ifade özgürlüğüne aykırıdır” ifadeleri kullanılmıştır. Komisyonun hazırladığı raporda, tasarının “suç ve cezaların yasallığı” ilkesiyle çeliştiği, Yahudi soykırımının aksine “Ermeni soykırımı” hakkında hukuksal planda bir uluslararası metin veya adalet kararıyla net bir tanımlama olmadığının belirtilmesi oldukça önemli bir vurgudur. 2 Bu hukuki gerçeklere rağmen ne yazık ki artık bir salgın hastalık hâline gelen Türklere yönelik bu ırkçı saldırılarla Fransa, üyesi olduğu AB ve Avrupa Konseyi’nin kararları ve anayasasında yer alan “ifade özgürlüğü” hakkını da açıkça ihlal etmektedir.

Fransa’da sözde soykırımı kabul etmemek suç mu?

Aslında sözde soykırımı Türklere karşı bir baskı aracı olarak kullanmaya çalışanlar, Ermeni iddialarını reddetmenin hukuken suç sayılamayacağının farkındalar. Bu nedenle de konu asıl mecrasından, yani hukuki alandan çıkartılarak siyasallaştırılmaya çalışılmaktadır. Her şeyden önce “soykırım” hukuki bir terimdir ve 1948 BM Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesi’nin 6. maddesine göre, bir olayın soykırım olarak değerlendirmesi için “yetkili mahkeme kararı” gerekmektedir. Herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın Türkiye’ye ve Türklere yapılan bu suçlamalar, Fransa’da Türk düşmanlığının ne boyutlara geldiğinin de ispatıdır.

Şu noktayı da not etmeden geçmeyelim. Diğer ülkelerden farklı olarak Fransa sözde soykırımı bir yasa ile tanır. Bu yasa 1998’de Ulusal Mecliste, 2001’de Senatoda onaylanmış ve 2001’de Cumhurbaşkanı’nın onayı ile resmen yürürlüğe girmiştir. Dolayısıyla bu karar, Parlamentoların aldığı tanıma kararına göre daha güçlüdür ve değiştirilmesi de daha zordur. Fransa ayrıca 2019’da, 24 Nisan’ı Ermeni soykırımını anma günü olarak resmen tanımıştır. Ancak daha önce de ifade edildiği gibi her ne kadar sözde soykırım bir yasa ile tanınsa da Ermeni iddialarını reddetmek Fransa’da suç değildir ve lise öğrencisine yapılan baskı örneğinde olduğu gibi hukuken de bir yaptırımı yoktur. Bu nedenle Fransa’daki Türkler aşağılanma, yıldırma, ötekileştirme gibi psikolojik baskı unsurları ile tahkir edilerek Ermeni iddialarına karşı savunmasız hâle getirilmeye çalışılmaktadırlar. Nitekim ırkçı saldırıya maruz kalan lise öğrencisi de bu olaydan sonra okulda sıkıntılar yaşadığını, okul yönetiminin baskısına maruz kaldığını ifade etmiştir.3 Türklere yönelik baskı Fransa genelinde sadece psikolojik ve sosyolojik alanla sınırlı kalmamış, fiziki saldırılarla da kendisini göstermiştir. Özellikle İkinci Karabağ Savaşı’nın devam ettiği süreçte artış gösteren Ermeni saldırılarına da Fransız yönetimi gereken tepkiyi göstermemiştir. Örneğin Saint-Dié-des-Vosges şehrinde ASALA kalıntıları bir Türk aileye beyzbol sopaları ile saldırmış, saldırıda 3 Türk ağır yaralanmıştır. Buna rağmen arsız bir tavırla, Kasım 2021’de Fransa’da tanınmış 40’tan fazla yazar ve gazeteci Macron’a mektup yazarak Türklerin saldırılarından Ermenileri korumasını talep etmiştir.(4)

Aslında Fransa’da Ermeniler Fransız yönetimini daha fazla Türk düşmanı olması için teşvik ederken, Fransızlar da Ermenileri aynı şekilde Türkler aleyhine yönlendirmektedirler. Özellikle Ermeni basını ve Ermenilerin etkin olduğu Batı basını takip edilirse Fransa ve diğer ülkelerde Türklere yönelik ciddi bir algı operasyonunun yürütüldüğü, Avrupa’daki milliyetçi grupların bir nevi “suç örgütü” gibi tanıtılmaya çalışıldığı görülür. Özellikle Fransa’nın milliyetçi Türk derneklerine yönelik baskıcı tutumunda ve “Grey Wolf” olarak nitelendirdikleri Ülkücü derneklerin kapatılmasında veya ciddi baskılara maruz bırakılmalarında Ermeni örgütlerinin etkisi açıktır. Ermeniler milliyetçi Türk derneklerini, “aşırı sağcı suç örgütü” gibi tanıtmaya, hatta Nazilerle benzerlik kurarak Batılı ülke kamuoylarında ciddi bir tehdit unsuru olarak sunmaya çalışmaktadırlar. Aynı algı operasyonunu Alman basınında ve siyasetinde de görmek mümkündür. Üzücü olan ise milliyetçi Türk derneklerine yönelik Batılı ülkelerdeki baskının artırılması için başlatılan girişimlere Türk kökenli milletvekillerinin öncülük etmesidir. Almanya’da özellikle Cem Özdemir bu konuda zaten istekli olan Alman milletvekillerini gerçek dışı ithamlarla yönlendirmektedir.

Popülist Macron…

Avrupa Türklüğünün yaşadıkları bu tazyik, Avrupa’da popülizmin en önemli temsilcisi Macron’un politikaları ile de gayet uyumludur. Türkiye’nin Suriye, Libya, Doğu Akdeniz ve son olarak Kafkasya’daki gücünden rahatsız olan Macron, her fırsatta Türkiye karşıtı girişimlerde bulunmaktadır. Bununla birlikte Macron, Türk karşıtı politik duruşu ile iç politikada manevra alanını genişletmeye çalışmakta ırkçı lider Marine Le Pen oylarını artırdıkça, ondan daha İslam karşıtı, daha Türk karşıtı olma gayretine girmektedir. Yani Macron’un bu popülist politikalarını kendi açısından bir seçim yatırımı olarak da görmek gerekir. Macron’a yakınlığı ile bilinen İçişleri Bakanı Darmanin’ın bir konuşmasında Le Pen’e “İslam’a karşı sizden daha sertim” demesi de Fransa’da insan haklarının ve dini özgürlüklerin ne denli tehdit altında olduğunun ve siyasi yelpazenin hemen hemen tamamında da bu yaklaşımın geçerli olduğunun kanıtıdır.

Avrupa’da âdeta Türkofobi’nin ve İslamofobi’nin merkezi hâline gelen Fransa’daki antidemokratik uygulamalar bunlarla da sınırlı değildir. Nisan ayında daha önce Ulusal Mecliste onaylanan İslam karşıtı yasa Senatodan geçmiştir. Tartışma yaratan yasa tasarısında, okul gezilerinde bulanan annelerin başörtüsü takmalarını ve hatta tesettür mayo giymelerini dahi yasaklayan maddeler var. Şu madde de doğrudan Türkiye’yi hedef alıyor: “Belediyedeki nikâh merasimlerinde Fransa ile AB üyesi olmayan ülkelerin bayraklarını bulundurmak yasaktır.” Yasa ile ülkedeki Türklere ait derneklerin daha büyük bir baskı ile karşılaşacağı da beklenmektedir. Bütünüyle İslam karşıtı maddeler içeren yasa tasarısı ilk gündeme geldiğinde “İslamcı Bölücülükle Mücadele Yasası” adıyla anılmaktaydı. Hatta Macron Ekim 2020’de “ilerici, aydınlanmacı, liberal bir İslam oluşturmak” gibi ifadeler kullanarak asıl niyetini de açığa vurmuştu. Macron’un bu antidemokratik yasa ile 2022 seçimlerinde aşırıcılık yanlılarının oylarını alma peşinde olduğu ve aday olacağını açıklayan Le Pen’e yakın seçmeni etkilemeye çalıştığı ortadadır.

Sözde soykırım iddiaları ve Almanya

Fransa kadar göz önünde olmasa da Almanya da sözde soykırımın uluslararası alanda tanıtılması için büyük gayret içindedir. Elbette Almanya ile Fransa’nın bu politika ile ulaşmak istedikleri hedefler arasında bazı farklılıklar bulunmaktadır. Almanya, Nazi soykırımının yarattığı uluslararası infiali azaltmak için 1915 Olayları’nı sözde soykırım olarak tanıtmak için daha sessiz ve derinden çalışmaktadır. Almanya’nın bu politikası ile hedefi “soykırım” yapmış ülke sıfatının ağırlığını paylaşma isteğidir. Unutulmamalıdır ki Yahudi soykırımı yani holokost, uluslararası hukuk açısından en açık şekilde kabul edilmiş ve yetkili mahkeme tarafından karara bağlanmıştır. Bu nedenle Almanlar, 1915 Olayları’nı soykırım olarak tanıtarak, 20. yüzyılın “ilk soykırımcısı” olmadıklarını, 1915’te de benzer olayların yaşandığını ve hatta Nazi Almanyasının 1915’te yaşananları örnek aldığı yönünde bir algı yaratmak istemektedir. Hitler’e ait olmadığı Nürnberg Mahkemesi tarafından da onaylanan (mahkeme bu sözü kanıt olarak kabul etmemiştir) “Ermenilere yapılan soykırımı kim hatırlıyor ki?” şeklindeki cümle de bu algı operasyonunda en fazla başvurulan sözde kanıtlardan biri hâline gelmiştir. 5 Almanya Federal Meclisinin 2 Haziran 2016’da “sözde soykırımı” tanımasını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Kararda 1915’te soykırım yapıldığı iddia edilirken, Almanya’nın Osmanlı Devleti ile ittifak hâlinde olmasına rağmen bu suça dâhil olmadığı, sadece katliamları engellemediği için pişmanlık duyduğu vurgulanmıştır. Böylece sözde soykırımı tanıyan ülkelere “Almanlarda soykırım alışkanlığı yoktur” mesajı verilmek istemektedirler.

Fransa’nın Türklere karşı başlattığı antidemokratik uygulamaları örnek alan Almanya’da da Türklere ait derneklerin kapatılması, Bozkurt yapılmasının suç sayılması gibi kararların alınması için çalışmalar yürütülmektedir ve hatta konu meclis gündemine dahi getirilmiştir. Alman basınında Ülkücülerin aşırı sağcı akımlardan biri olduğu, Yahudiler, Kürtler, Aleviler, Hristiyanlar ve diğer azınlık grupları için “tehlike” teşkil ettiği yönünde haberler daha fazla yer almaya başlamıştır. 6 Hâlbuki sadece 2021 yılı içerisinde Almanya genelinde terör örgütü PKK yandaşları ve ASALA kalıntıları Türklere yönelik onlarca saldırı yapmıştır ve tahmin edileceği gibi Alman polisi saldırganlara gereken tepkiyi göstermemiş, Alman basını ise alışkanlık olduğu üzere bu saldırılara gözlerini kapatmıştır. Tüm bu yaşananlara rağmen Almanya’daki Ermeniler, Ülkücüler tarafından tehdit edildikleri iftirasını yaymakta, hatta Ermeni Apostolik Kilisesi’nin Alman Piskoposluğu Başkanı Archimandrite Serovbe Isakhanyan, Kuzey Ren-Vestfalya İçişleri Bakanı Herbert Royle’a bir mektup yazarak koruma talebinde bulunmuştur. 7 Bu girişimler de Almanya’daki milliyetçi Türk gruplarına yönelik algı operasyonunda Ermenilerin rollerini açığa vurmaktadır. Hatta Alman basını Ülkücüleri Nazilerle kıyaslama hatası ve yalanını da sık sık tekrarlamaktadır. Daha önce de ifade edildiği gibi Ülkücülere yönelik bu ırkçı ve antidemokratik saldırıların öncülüğünü Türkiye’ye ve Türk tarihine hakaret ederek yıllarca Almanya’da vekil olmayı başaran Cem Özdemir ve Özdemir gibi Almanlardan daha Alman olmayı başaran sözde akademisyenler ve yazarların yapmasıdır.

Özetle Batılı liderler, huzurlu bir Avrupa’nın Türklerin de huzurunu içermesi gerektiği gerçeğini göz ardı etmektedirler. Yine bu liderlerce ihmal edilen diğer önemli hususlar; eğitimli, çift dilli ve bulundukları ülkelerin ekonomisine katkı sağlayan milyonlarca Türk’ün asimile olmadan yaşadıkları toplumlarla bütünleşebildikleri, bulundukları ülkelerin bir parçası hâline geldikleri ve Avrupa’daki çeşitliliğin ana dinamiklerinden biri oldukları gerçeğidir.

Avrupa Türklüğüne yönelik bu ırkçı tutumların tarihsel arka planı da önemli elbette. Bu nedenle son söz Prof. Dr. Halil İnalcık’tan: “Türklere karşı Avrupa daima Haçlı geleneğini benimsemekten geri kalmamıştır. Türkleri Avrupa’dan atmak, Avrupalıların şuur altına yerleşmiş bir bağnazlıktır.”

1Avrupa Birliği’nin yargı kurumu olan Adalet Divanı birlik bünyesindeki en yüksek mahkemedir
2 Esma Özdaşlı, “2000’li Yıllarda Asılsız Ermeni Soykırım İddiaları ve Türk Dış Politikasına Etkiler, Türk Dış Politikası (2000’lı Yıllar)", Berikan Yayınevi,
Ankara, 2019.
3 “Fransa’da istihbarat, Ermeni iddialarını reddeden Türk asıllı lise öğrencisini “aşırıcılık” sorgusuna aldı”, https://www.aa.com.tr/tr/dunya/fransada-istihbarat-ermeni-iddialarini-reddeden-turk-asilli-lise-ogrencisini-asiricilik-sorgusuna-aldi/2275522, (04.08.2021).
4 “Французские писатели и журналисты обратились к Макрону, чтобы защитить армян”, https://ru.armeniasputnik.am/politics/20201101/25150760/Frantsuzskie-pisateli-i-zhurnalisty-obratilis-k-Makronu-chtoby-zaschitit-armyan.html, (03.08.2021).
5 Bu cümle Washington’daki Holokost Müzesi’nin duvarlardan birine dahi kazınmıştır. Tom Segev, “Mozart and the Armenian Genocide”, Haaretz, https://www.haaretz.com/1.4987003, (01.08.2021).
6 “Almanya’da “Ülkücü Tehlike” Uyarısı”, https://amp.dw.com/tr/almanyada-%C3%BClk% C3%BCc%C3%BC-tehlike-uyar%C4%B1s%-C4%B1/a-57356103?__twitter_impression=true,
(02.08.2021).
7 ” Армяне Германии не смогли добиться запрета деятельности “Серых волков”
https://ru.armeniasputnik.am/columnists/20210621/28019836/Armyane-Germanii-ne-smogli-dobitsya-zapreta-deyatelnosti-Serykh-volkov.html, (03.08.2021).