Ayağımızı yorganımıza göre uzatıyor muyuz?

Orta yaş ve üzeri gruba mensup okurlarımız çok iyi hatırlayacaktır bundan 15-20 yıl ve daha öncesi dönemi. Enflasyonun yüksek olduğu, alım gücünün günümüzle kıyaslandığında çok daha düşük seyrettiği ama insanların tüketimden ziyade birikime ve kara günler için kenarda köşede hatta yastık altında biriktirdiği dolar, mark ve altınların olduğu günleri.

Ayağımızı yorganımıza göre uzatıyor muyuz?
Editör Ahmet İğdişli 14.03.2019 14:34

O zamanlar kimse evinde 2-3 televizyon bulundurmuyordu veya ev telefonunu her sene yenilemiyordu. Çünkü yokluktan gelen bir nesil vardı ve paranın kıymetini biliyorlardı. Tabii bir de paraya ulaşım günümüzdeki kadar kolay değildi, reklam ve çeşitli pazarlama yöntemleriyle tüketim çılgınlığı gibi bir şey de söz konusu değildi.

Ebeveynlerimiz vakti zamanında çektikleri yokluğu bizlere yaşatmamak için yemediler yedirdiler, giymediler giydiler ve böylece bizlerin yokluğun ne anlama geldiğini bilmeden büyümemize sebep oldular. Sonra televizyonlar çoğaldı evlerde, tv kanalları sayısı arttı ve buna bağlı olarak reklamlar çoğaldı. Ürünler insanların gözüne sokulmaya, o ürünleri kullanmayanlarda bir eksiklik hissi oluşmaya başladı.  Daha sonra sosyal medya denilen bir mecra çıktı ortaya. İnsanların gezdiği, yiyip içtiği ve harcadığı paraları birbirine nazire yaparcasına ortaya saçtığı ve ‘ben daha lüksünü yapmalıyım’ içgüdüsü oluşmaya başladı insanlarda.

Evlilik teklifleri pırlanta tektaş olmadan yapılamaz hale geldi.  X marka telefonun her yeni modeli çıktığında mutlaka sahip olmalıyım düşüncesi başladı insanlarda. Birkaç senede bir arabanın modelini yenileme ve eskiden başını sokacak bir eve sahip olmaya razı olan insanların yerini artık dördüncü/beşinci evini almaya başlayan insanlar aldı.

Bu durum refah seviyesinin bir artışı mıydı yoksa bir özentinin ve tüketim/harcama çılgınlığının bir sonucu muydu? Bunu anlayabilmemiz için son yıllarda tüketici kredisine başvuran kişi sayılarına ve kullanılan kredi miktarlarına bir bakalım isterseniz.

Verilerden anlaşılacağı üzere bankalardan çekilen tüketici kredisi miktarı son 20 yıl içerisinde yaklaşık 367 kat artış gösterirken bankadan kredi kullanan kişi sayısı 9 kat artmıştır. Enflasyonu işin içine katmadığımız için çekilen kredi miktarına çok fazla takılmıyorum, çünkü fiyatlar genel seviyesindeki artışın da kullanılan kredi miktarındaki artışta pek tabii bir etkisi vardır ancak kredi kullanan kişi sayısının son 20 yılda yaklaşık 9 katına çıkması insanların nasıl bir tüketim ve harcama çılgınlığı içinde olduğunun çok açık bir göstergesidir. Diğer bir ifadeyle insanlar artık harcamaya o kadar çok alışmış ki kazandıklarını harcıyorlar, bu yetmiyor üstüne bir de bankadan kredi çekerek borçlanıyor ve onu da harcıyorlar.

Bir ailenin ortalama 4 kişiden oluştuğu varsayımı altında ülkemizde yaklaşık 20 milyon ailenin var olduğunu söylememizde bir sakınca olmasa gerek. Tüketicisi kredisi kullanma sayısının yaklaşık 10 milyon kişi olduğunu hesaba kattığımızda ise ortalama her 2 aileden 1’nin ürettiğinden/gelirinden fazlasını tükettiği ve bankalara borçlu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun üstüne bir de kısa vadeli borçlanma aracı olan kredi kartlarını ve kart taksitlerini, borçlarını hesaba kattığımızda belki de her ailenin/hanenin bankalara borcu vardır gibi bir genelleme yapabiliriz. Bu durum kimse açıkça itiraf etme cesareti gösterme de bir ülke için ekonomik anlamda karşılaşılabilecek ve sonuçları itibariyle çok farklı ve derin toplumsal sorunlara yol açabilecek bir durumdur. Nasıl mı?

Ürettiğinden ya da kazandığından fazlasını harcayan bir toplumun veya ailenin sonu ne olur? Bunu iktisadi açıdan açıklamaya sanırım pek gerek yok çünkü cevabını hepimiz çok iyi biliyoruz, eninde sonunda iflas eder, çöker. Maddi anlamda çökmüş bir toplumun ise bir yerde ahlaki yapısı bozulur. Hırsızlık, rüşvet, gasp, dolandırıcılık gibi olayların sayısı giderek artar ve toplumun sosyal ve ahlaki yapısı bozulur. Her gün haberlerde duyduğumuz hırsızlık vakaları ve hatta çok daha vahim bir durum olan evladın anne/babasını veya bir akrabasını para için öldürmesi gibi insanın içini sızlatan bu olumsuz durumlar aslında ekonomik çöküntünün bir sonucudur. Yani basit gibi görünen bazı şeyler aslında domino taşı etkisi göstererek birçok farklı sonuç ortaya çıkarır.

Birçoğu Müslüman olan, müsrifliğe ve israfa karşı birçok ayet ve hadis içeren bir dine inanan bizlerin, yine israfı önlemeye ve insanları tutumlu olmaya yönlendiren atalarımızın bizlere miras olarak bıraktığı atasözlerimizi ne zaman hatırlayıp da özümüze döneceğiz? Unutmayalım ki ayağını yorganına göre uzatmayanın sonu ne yazık ki felakettir.

Bilgin Zengin, 2019

Yorumlar