Baraj ve tarafsız Cumhurbaşkanı!

 Parlamenter sistemde anayasal zorunluluk bulunmasına rağmen, hiçbir zaman tarafsız cumhurbaşkanına rastlanmamıştır. Siyaset dışından gelen cumhurbaşkanlarının bile siyasi tercihlerine göre tavır aldıkları, kendi dünya görüşlerine uymayan hükümetlere engeller çıkarıp sistemi tıkadıkları, iki başlılık yaşandığı herkesin şahit olduğu yaşanmış gerçeklerdir.

04.10.2019 10:00

  Sistem değişikliği ile ilgili düzenleme yapılırken, cumhurbaşkanı seçilebilmek için ilk turda yüzde 50 artı 1 oy aranması, bu oranın bulunamaması durumunda, en çok oyu alan iki adayla ikinci tura gidilmesi ilkesi, Anayasaya özellikle konuldu. Oranın yüksek olduğunu söyleyen, daha düşük barajlar konulması gerektiğini savunanlar da oldu. Sadece TBMM’de değil, bu konuyla ilgili haber kanallarında da uzun ve detaylı tartışmalar yaşandı. Uzmanlar, gazeteciler, siyasetçiler, sosyologlar değerlendirmelerde bulundu.

SİSTEMİN TEMEL ÖZELLİĞİ

         Bizim o zamanki düşüncemiz de, bugün savunduğumuz da aynıdır. Yüzde 50 artı 1, sistemin temel özelliğidir. Bu oranın bulunamaması durumunda ikinci tura gidilmesi, yeni hükümet sisteminin meşru ve kalıcı olmasına çok önemli bir ayak oluşturmaktadır. Söylendiği gibi seçilmek için gerekli oran yüzde 50’nin altında bir şarta bağlansaydı, daha ilk günden itibaren meşruiyet tartışmaları başlayacaktı. Seçilmiş olan cumhurbaşkanının çoğunluğu temsil etmediği, büyük oranın dışarıda bırakıldığı söylenecek ve bunun üzerinden yeni ve sonu gelmez gerginlikler oluşturulacaktı. Cumhurbaşkanı ve hükümet rahat çalıştırılmayacak ve muhtemelen ciddi ve ağır tıkanıklıklar meydana gelecekti. Yüzde 50 artı 1 şartı aranmasına ve Sayın Erdoğan bu oranın 2 puan üzerinde bir oyla seçilmiş olmasına rağmen, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun ipe sapa gelmez gerekçelerle bir meşruiyet tartışması başlatmayı denediğini unutmayalım.

İSTİKRAR SAĞLANDI

         Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi, daha önce denediğimiz fakat istediğimiz sonucu bir türlü alamadığımız, yönetimde istikrarın pamuk ipliğine bağlı olduğu, bu sebeple sık sık rejim tartışmaları ve sonunda da darbelerin yaşandığı parlamenter sistemin olumsuzluklarını ortadan kaldırmak için düşünülmüş, planlanmış ve hayata geçirilmiştir. Bir yıllık uygulama, yapılan değişikliğin son derece isabetli olduğunu göstermektedir. İstikrar sandıkta sağlanmıştır. Cumhurbaşkanı aynı zamanda hükümetin başkanı olduğu için iki başlılık ve bunun doğurduğu ağır sonuçlar tarihte kalmıştır. Hızlı karar alınabilmektedir. Meclis yapısına bağlı olarak, muhalefetin hükümeti engelleme, yavaşlatma, hatta iş yapamaz hale getirme taktikleri tamamen geride kalmıştır.

HANGİSİ TARAFSIZ KALABİLDİ?

         CHP ve yancılarının tek adam ve tarafsız cumhurbaşkanı itirazları, bu itirazlara bağlı olarak ortalığı ayağa kaldırma gayretleri hiçbir makul gerekçeye dayanmıyor. Parlamenter sistemde anayasal zorunluluk bulunmasına rağmen, hiçbir zaman tarafsız cumhurbaşkanına rastlanmamıştır. Kendi kendimizi kandırmayalım. Siyaset dışından gelen cumhurbaşkanlarının bile siyasi tercihlerine göre tavır aldıkları, kendi dünya görüşlerine uymayan hükümetlere engeller çıkarıp sistemi tıkadıkları, iki başlılık yaşandığı herkesin şahit olduğu yaşanmış gerçeklerdir. 12 Eylül Anayasası'nı esas alırsak, Kenan Evren’in tarafsız olduğunu kim söyleyebilir? Turgut Özal ve Süleyman Demirel içinden çıktıkları partilerle ilgi ve ilişkilerini ne kadar kesebildiler? Siyaset dışından gelmiş olmasına ve bir hukuk adamı sıfatı taşımasına rağmen, Ahmet Necdet Sezer’in kendi alanıyla sınırlı kalmadığını, acı örnekleriyle hep birlikte yaşamadık mı? Abdullah Gül için hem de bugün parlamenter sistem nutukları atanlar, “AKP’nin noteri” demediler mi?

SADECE ELEŞTİRİYORLAR

         Sayın Erdoğan’ın ilk cumhurbaşkanlığı sırasında da benzer şeyler yaşandığı ve artık böyle devam edilemeyeceği görüldüğü için bir sistem değişikliğine gidildi. Bu sistem yürütme sorumluluğunu doğrudan cumhurbaşkanına yüklemektedir. Cumhurbaşkanı hesabı millete vermekte, güvenoyunu da yine milletten almaktadır. Bu durumu, “tek adam rejimi” diye adlandırmak, sulandırma, başka yerlere çekme ve art niyetli şekilde sisteme saldırma gayretlerinden başka bir şey değildir. CHP ve yancılarının yaptığı budur. Söylediklerinin, savunduklarının, teklif ettiklerinin Türkiye gerçekleri ve sistemin işleyişi ile hiçbir ilgi ve alâkası olmadığı gibi, bir sonuç da ortaya koymamaktadır. Sadece aslı astarı olmayan şeylerle eleştiriyor ve saldırıyorlar.

NE İSTEDİKLERİNİ BİLMİYORLAR

         CHP ve yancılarının bir diğer tutarsızlığı da eleştirdikleri ve değiştirilmesini istedikleri sistemin yerine ne koyacaklarını bilmemeleridir. Zaten her kafadan bir ses çıkıyor. Kimisi bu sistemin makul olduğunu, bazı ilavelerle devam etmesi gerektiğini söylüyor, kimisi “güçlendirilmiş parlamenter sistem” diyerek, nerede başlayıp nerede bittiğini kendilerinin de bilmediği bir garabeti savunuyor. Biraz ilgilenseler, biraz gerçekçi olsalar, yeni sistemle birlikte parlamentonun zaten güçlendiğini, kuvvetler ayrımının netleşip, kurumların daha işler hale geldiğini görüp anlayacaklar. Parlamentonun güçlü olması başka şeydir, kendisini yürütmenin yerine koyması başka bir durumdur. CHP ve yancıları “güçlü parlamento” diyerek, aslında yürütmenin alanına müdahale edilmesini, erklerin birbirine karışmasını, kriz ve kaos oluşmasını bekliyor ve istiyorlar.

         Bütün bu kargaşa çıkarma gayretlerinin asıl sebebi, millet iradesine olan güvensizliktir. Milletten hiçbir zaman iktidar alamayacaklarını bildikleri için, sistemle oynayarak, düzeni içinden çıkılmaz hale getirerek, kendilerine bir yol bulmaya çalışıyorlar. Bildiğimiz, alıştığımız ve düzeleceğine dair ümidimizin kalmadığı CHP mantığının yeni bir versiyonu ile karşı karşıyayız.