Türkiye'de sosyal psikolojinin kurucu ve öncü isimlerinden biri olan merhum Erol Güngör’ün, “Bir cemiyetin en büyük vazifelerinden biri de maddi kalkınmaya paralel ve onunla aynı hızda gelişen bir ahlak terbiyesi vermek; bir manevi kalkınma yaratabilmektir.” sözü, aslında bugün Türk toplumunun ve devletinin üzerinde en çok yoğunlaşması ve uygulama alanına taşıması gereken bir tespittir.
Türkiye’nin “ahlak terbiyesi” noktasında bir handikap yaşadığı alenen ortadadır. Özellikle çocuklardan oluşan suç çetelerinin artması ve çocuk yaştaki kişilerin işlediği suçlardaki yükseliş, “ahlak terbiyesi” konusundaki büyük eksiğimizin bir yansımasıdır.
Bu yazıyı kaleme aldığım sırada, İstanbul/Çekmeköy’de bir meslek lisesinde 17 yaşındaki öğrencisi tarafından bıçaklanarak hayatını kaybeden öğretmen Fatma Nur Çelik’in haberi önüme düştü.
Oysaki Hz. Ali’nin, “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum” dediği bir inanç ve iman medeniyetinin bu topraklarda hâkim olması gerekirken, gelinen nokta ahlak terbiyesi almamışların âdeta “Bana bir harf öğretenin katili olurum” hâline savrulduğunu göstermektedir.
Fatma Nur Çelik, geride 10–11 yaşlarında küçük bir evlat bırakarak, anne ve babasından yeterli “ahlak terbiyesi” almamış bir serseri tarafından hayattan koparıldı. Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun. Şimdi onun ardından, küçük yaşlarda katıldığı müzik yarışmasında söylediği türkü, kendi sesiyle sosyal medyada yankılanıyor:
“Sarı yazma yakışmaz mı güzele
Sarardı gül benzim döndü gazele
Ben gidiyom sen yarini tazele
Al da beni daştan daşa çal güzel”
Tam bu haberin ve benzeri olayların geleceğimiz açısından verdiği tehlike sinyallerini düşünürken ve hayatını kaybeden öğretmene üzülürken, bir başka haber de Antalya’nın Muratpaşa ilçesinden geldi. Olay, Konyaaltı Sahili’nde yaşanmış. 70 yaşındaki Ali Erhan Onat, yoldan geçen 16 ve 17 yaşındaki iki genç tarafından “Selamımızı almadın” tartışması gerekçe gösterilerek bacağından bıçaklanmış…
Genç ve çocuk potansiyelinde günden güne artan bu olaylar, geleceğimize kaygıyla bakmamızı ve gerekli önlemleri almamızı zorunlu kılıyor. Bozuk aile yapıları sokaklara adeta suça meyilli çocuklar salarken, sokaklardaki suç çeteleri de çocukları ailelerine daha da bozulmuş şekilde geri teslim etmektedir.
Çocukları “ahlak terbiyesi” konusunda ilk eğitecek kurum ailedir; ardından okul gelir. Suç çetelerine ve suç işleyenlere de caydırıcı hukuki cezalar verilmelidir. Tüm bu unsurlar birbirini dengelemeli ve denetlemelidir. Aksi hâlde bu olayları izlemeye ve tartışmaya, ardından da yenilerinin ne zaman yaşanacağını beklemeye devam ederiz.
Bozulmuş ruhları tamir edecek olan, merhum Erol Güngör’ün önemle vurguladığı “manevi kalkınma”yı bir an önce gerçekleştirmeliyiz. Aksi hâlde ahlak terbiyesi almamış, Allah korkusu zayıflamış nesiller her açıdan tehlike olarak toplumda var olacaktır.