Türkgün | Başyazı | Batı’daki gençlik olayları ve Türkiye

Batı’daki gençlik olayları ve Türkiye

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

Bir millet üzerinde karanlık emellerini gerçekleştirmek isteyenler de o milletin geleceğini yüceltmek ve güvence altına almak isteyenler de gençliğe yatırım yapar. Gençliğin dinamizmi ve heyecanı, bu anlamda en güçlü silahtır. Önemli olan, gençliğin nasıl yönlendirildiği, nasıl eğitildiği ve hangi konularda şuur kazandığıdır.

Son zamanlarda Batı’da adeta düğmeye basılmış gibi gençlik hareketleri ve protestoları başladı.

Fransa’da okul koşulları, öğretmen açığı, kalabalık sınıflar ve bakımsız binalar öne çıkan sorunlar olarak gösterilirken Belçika’da Fransa’daki eylemlerden ilham alan protestolarda benzer gerekçeler dile getirilmektedir. İspanya’da barınma krizi ve kiralardaki aşırı artış, İtalya’da ise benzer gerekçelerle protestolar sürdürülmektedir. Manzaraya baktığımızda, bu hareketlerin bir salgın gibi diğer ülkeleri de saracak gibi göründüğü söylenebilir.

Önemli olan, bu olayların nereye evrileceği ve arkasında bir elin olup olmadığıdır. Bu olayların arkasında karanlık bir el varsa bile gençliği harekete geçirmek için haklı gerekçeler gibi görünen olayları ön plana çıkaracaktır. Olaylar haklı gerekçelere dayanan, kendiliğinden gelişen hareketler olsa bile bu tür kitlesel olaylar, kötü emelleri olanlar için her zaman bir fırsattır.

Türkiye de bu anlamda yıllardır bir laboratuvar olarak kullanılmıştır.

1960 yılında Demokrat Parti iktidarına karşı gelişen üniversite olayları, 1968 kuşağı olarak anılan gençlik hareketleri, Kanlı Pazar olayları, fikir kulüpleri etrafında yaşanan gelişmeler ve Türkiye’yi 1980 darbesine götüren ideolojik ayrışmanın yoğunlaştığı, emperyalist uzantılarının tetiklediği kanlı olaylar, bu sürecin örnekleridir. Son dönemde ise Gezi olayları bu konuda en çarpıcı örneklerden biri olmuştur. CHP’nin organize ettiği Saraçhane gösterilerinde de Gezi olaylarının bir minyatürü denenmek istenmiştir. Bu olayların hepsinde de bir bahane oluşturularak gençler öne sürülmüştür.

Türkiye, Batı’daki ülkeleri saran gençlik hareketleri karşısında dikkatli ve uyanık olmalıdır. Türk devleti, iç cepheyi güçlendirmek amacıyla “Terörsüz Türkiye” projesini hayata geçirmeye çalışırken elbette bu sürecin önüne geçmek ve kaos yaratmak isteyenler de olacaktır.

Gezi olaylarının başlangıç noktası, “ağaçların kesilmesi” gibi sözde masum bir bahane değil miydi? Bu bahaneyle başlayan olaylar, Türkiye’nin birçok yerinde yakma ve yıkma eylemlerine, yaralanmalara ve ölümlere dönüşmedi mi?

Bu yüzden masum bahaneler gibi görünen olayların önüne ve arkasına sağduyuyla bakmakta fayda vardır. Batı’daki olayları özentiyle takip edenler olabilir; karanlık emellerini gerçekleştirmek amacıyla “Biz de Türkiye’de deneyelim.” diyerek sıraya girenler de çıkabilir.

Toplumsal olaylar karşısında sağduyusu ve öngörüsüyle hem haklı çıkan hem de yaşanabilecek olumsuzlukların önüne geçmeye çalışan MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli, Batı’daki gençlik olaylarını titizlikle takip etmekte ve bu olayları örnek alarak harekete geçmeyi düşünenlere karşı dikkatli olunması gerektiğine işaret etmektedir. Bu doğrultuda, Ülkü Ocaklarına Türk gençliği üzerinden provokasyon girişiminde bulunmak isteyebilecek odaklara karşı uyanık ve hassas olunması yönünde talimat vermiştir.

Tarihten bir örnek verecek olursak…

1933 yılında Razgrad olayını protesto etmek amacıyla düzenlenen gençlik gösterisinin izinsiz yapıldığı gerekçesiyle kovuşturma başlatılması üzerine, izinsiz gösteriyle ilgilerinin olmadığını bildiren Türk Talebe Birliği Kongresi daimî delegelerine Atatürk tarafından gönderilen cevap telgrafında şu ifadeler yer almıştır:

“Gençliğin çalışkan, duyarlı ve milliyetçi yetişmesi esas dileklerimizdendir. Gençlik, her türlü faaliyetlerinde Cumhuriyet yasalarına ve Cumhuriyet kuvvetlerinin usul ve kurallarına uymaya da dikkatli olmalıdır. Cumhuriyet Hükûmeti’nin millî sorunlarda görevini bilir olduğuna ve yasaların ve adlî kuvvetlerin adaletine inanınız.”

(Cumhuriyet gazetesi, 28 Nisan 1933)

Tarihte de görüldüğü gibi Atatürk, Türk gençliğini korumaya çalışmış ve ona verdiği değeri göstermiştir.

Türk gençliği, karanlık emelleri ve siyasi hedefleri doğrultusunda kendisini maşa gibi kullanmak isteyenlere karşı her daim şuurlu ve uyanık olmalıdır. Gençlik, hakkını ararken hukuk ve demokrasi yolundan asla ayrılmamalıdır.

Türk gençliği; enerjisini, zamanını ve bilgisini Türk milletinin geleceği için bir hazineye dönüştürmelidir.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...