Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan okul saldırıları, zaten tartışılan denetimsiz dijital dünya ve sosyal medyayı daha da tartışmalı hâle getirmiş; bu alanın olumsuz etkilerine yönelik dikkatleri artırmıştır.
Cumhurbaşkanı Sayın Erdoğan’ın, söz konusu olaylar sonrası yaptığı “Özellikle bazı dijital paylaşım uygulamalarının çocuklarımızın zihinlerini iğfal ettiği, sosyal medya platformlarının amiyane tabirle kanalizasyona dönüştüğü bir dönemi yaşıyoruz. İnternetin denetimsiz ve sınırsız dünyasına algoritmaların manipülasyon gücünü de eklediğimizde karşımıza karmaşık bir sorun çıkıyor.” değerlendirmesi ile MHP Lideri Sayın Devlet Bahçeli’nin “Dijital mecraların, sohbet odalarının, sohbet gruplarının, uygulama ve kanalların masum bir haberleşme alanı olmaktan çıktığı; Türk milletinin köküne, gündemine, geleceğine dinamit döşemek isteyen haya yoksunlarının ellerinde fitnenin, tahrikin, suç ve suçluyu övmenin, kamu düzenine kasteden karanlık çağrıların örgütlendiği bir ifsat hattına dönüştüğü artık inkâr edilemez bir hakikattir.” şeklindeki açıklamaları, bu alandaki sorunun ciddiyetini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu tartışmalar, tespitler ve değerlendirmeler elbette yalnızca bugüne ait değildir. Zira son yıllarda en çok konuşulan konuların başında, dijital dünyanın ve sosyal medyanın birey ve toplum üzerindeki olumsuz etkileri gelmektedir.
Dijital mecralarda körüklenen şiddet ve kötülük adeta bir sektöre dönüşmüş durumdadır. Sosyal medya üzerindeki bazı sohbet odalarında, adam öldürme, yaralama ve darp gibi suçlara yönelik talepler için dahi açıkça “fiyat listeleri” paylaşıldığı görülmektedir. Bu durum, arz-talep ilişkisi içinde kötülüğün adeta kurumsallaşma yolunda ilerlediğini göstermektedir.
Dijital mecralardaki bu kötülük düzeninin kökten bozulması ve dağıtılması gerekmektedir. Topluma zarar veren unsurların ortadan kaldırılması, olumlu yönlerin ise güçlendirilmesi şarttır.
Türkiye’de en çok rahatsızlık duyduğum konulardan biri de, sosyal medya kullanıcılarının gerçek kimlikle giriş yapmasına ve güvenlik güçlerinin yol kontrollerine gösterilen tepkilerdir. Neden, niçin?
Kimliğini gizleyerek kötülük yayanlara karşı alınan önlemlere itiraz edilmesinin gerekçesi nedir? Sosyal medyada sahte hesaplar üzerinden yayılan zararlı içerikleri, sokaklarda ruhsatsız silahlarla dolaşan çeteleri ve terör eylemlerini göz ardı ederek “Neden sürekli kontrol yapılıyor?” şeklinde tepki göstermek, bu sorunların varlığını yok saymak yahut gizlediğin bir durumunun olduğu anlamına gelmez mi? Özellikle muhalefetin bu alanlardaki önlemleri “demokrasi” ve “özel hayata müdahale” olarak göstermeye çalışması, meseleyi anlamayan ucube bir siyaset tarzı olmaktadır.
Adalet Bakanı Akın Gürlek’in sosyal medya düzenlemesine ilişkin “Sosyal medya hesaplarında, anonim hesaplara yönelik bir düzenleme yapılması gerekiyor. TC kimlikle giriş sağlanacak. Şirketlere kişisel bilgiler verilmeyecek. E-Devlet üzerinden bir anahtar olacak, takma isim (nick name) kullanılabilecek. Bir suç iddiası varsa, o hesabı kullananın kimlik bilgileri paylaşılacak. Her yerde özgürlük vardır, ancak özgürlüğün de sınırları vardır.” sözleri, önemli bir adımın işareti olmuştur.
Artık belirli alanları adeta kangren hâline gelen ve olumsuz yönleri güçlenerek topluma zarar veren dijital mecralar için köklü çözümler geciktirilmeden hayata geçirilmelidir.