“Tencere dibin kara, seninki benden kara” derler…
Anlamı şudur: Sen bana kusur buluyorsun ama sen benden daha kötüsün. (Kendi kusurunu görmeyip başkasını eleştirenlere söylenir.)
Her iki ABD başkanlığı döneminde de elinde milyonlarca insanın kanı bulunan; ikinci döneminde ise birçok ülkeyi tehdit eden ve bombalayan Trump, kamuoyu açıklamalarında ve röportajlarında Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro’yu “illegitimate dictator” (meşru olmayan diktatör) ve “outlaw dictator” (kanun kaçağı diktatör) gibi ifadelerle suçlamaktadır.
Küresel ölçekte bir diktatör gibi davranan; dünyanın huzurunu bozmak ve kaos üretmek adına her gün dünyanın bir köşesinde yeni bir çılgınlığa imza atan birinin, başka bir ülkenin devlet başkanını diktatörlükle suçlayabilmesi akıl alır gibi değildir.
Venezuela’yı bombalıyor; devlet başkanını eşiyle birlikte Amerika’ya kaçırıyor, kendi kendine suçluyor ve yargılıyor. Tüm bu çılgınlıkları yaparken Küba’yı, Kolombiya’yı, Meksika’yı, Danimarka’yı ve İran’ı aynı anda tehdit ediyor. Ardından da kalkıp başkalarını diktatörlükle suçluyor.
Bu dünyada Trump ve Netanyahu’nun ağızlarına alamayacağı kavramların başında demokrasi, hukuk, insan hakları, özgürlük ve ahlak gelir. İkisinin ortak özelliği, katliamlarla anılmalarıdır.
Netanyahu’nun üç ayrı yolsuzluk dosyası kapsamında “rüşvet, dolandırıcılık ve görevi kötüye kullanma” suçlamalarıyla yargılanması; Trump’ın ise ABD’li milyarder Jeffrey Epstein davasında adının geçmesi, bu tabloyu tamamlayan çarpıcı örneklerdir.
Bu ikilinin dünyaya verebileceği ne bir akıl ne de herhangi bir konuda ahlak dersi vardır. Gazze’de bebeklerin, kadınların ve yaşlıların öldürülmesinde doğrudan sorumluluğu bulunan bu isimlerin insani duygu taşıdığını düşünmek mümkün değildir. Bana göre bu ikilinin ruhunu şeytan yönetmektedir.
Trump’ın, Maduro’nun yanı sıra eşini de kaçırması ve New York’ta onu da korsan ve hukuksuz bir biçimde yargılaması, insanlıktan ve nezaket duygusundan ne denli yoksun olduğunun açık bir göstergesidir. Bir savaşta, çatışmada ya da kavgada bir erkeğin yanındaki eşe ve çocuğa dokunulmaz. Edep, adap ve ölçü bunu gerektirir. Gazze’de on binlerce çocuğun ve kadının öldürülmesine İsrail’e yol ve silah açan birinin bu değerleri bilmesini beklemek zaten mümkün değildir.
Venezuela’nın seçilmiş devlet başkanı Nicolas Maduro ve eşi, kendilerini kaçıran ABD’liler tarafından korsan bir mahkemeye götürülürken çekilmiş bir fotoğraf karesi vardır ki, insanın yüreğini parçalıyor.
Maduro’nun eşinin yüzünde, elleri kelepçeli hâlde götürülürken yanındaki ABD’li güvenlik görevlisine yönelttiği o bakış; korkuyu, çaresizliği ve derin bir acziyeti aynı anda yansıtıyor.
Aslında o fotoğraf karesi, Trump’ın çaresizliğinin, acizliğinin ve ruhsal hastalığının bir yansımasıdır. Diyelim ki Nicolas Maduro’nun eşini de kaçırdınız; peki onu neden o şekilde götürür, neden korsan bir mahkemenin önüne çıkarırsınız? Diğer devlet başkanlarına gözdağı vermek için değil midir?
Nicolas Maduro’yu New York caddelerinde teşhir eden ruh hastası bir ABD yönetiminden başka ne beklenebilir ki?
Gün gelecek, bu zulümler hak ettiği cezayla yüzleşecektir. ABD ve İsrail, “Zulüm ile âbâd olanın âkıbeti berbâd olur” sözüyle er ya da geç karşı karşıya kalacaktır.