15 Temmuz hain darbe girişiminin üzerinden 10 yıl geçti.
15 Temmuz, Türk devletinin kurumlarına FETÖ’nün bu denli sızılabilmiş olmasının ortaya çıkardığı ağır tablo nedeniyle, köklü bir devlet geleneğine sahip Türkiye adına maalesef büyük bir utanç günüydü. Ancak aynı zamanda, bedel ödemiş olsak da devletin içine yerleşen FETÖ mikrobunun tasfiye edilmesi ve kurumların millî bir anlayışla yeniden yapılandırılması bakımından tarihî bir dönüm noktası ve önemli bir fırsat olmuştur.
Çünkü 15 Temmuz 2016’ya kadar başta Türk Silahlı Kuvvetleri, Emniyet Teşkilatı ve yargı olmak üzere devletin pek çok kurumuna hücresel yerleşen FETÖ, bu yapılanmasını daha da güçlendirerek darbe girişiminde başarıya ulaşabilseydi, Türkiye’nin ödeyeceği bedel bugün hayal dahi edilemeyecek kadar ağır olabilirdi.
FETÖ’nün devletin kurumlarına nasıl bu denli nüfuz edebildiği elbette çok derin sorgulanmalıdır. Aynı hataların tekrar edilmemesi için bu acı tecrübeden gerekli dersler çıkarılmalı; yürütülen mücadele sonucunda örgütün devlet içindeki yapılanmasının büyük ölçüde tasfiye edilmiş olması da önemli bir kazanım olarak değerlendirilmelidir. Ancak hâlâ topyekûn bir temizliğin gerçekleşmediği, çeşitli aralıklarla yapılan FETÖ operasyonlarından anlaşılmaktadır.
15 Temmuz’da Türk ordusunun tankını, topunu, uçağını, helikopterini ve silahını Türk milletine doğrultan; devletin verdiği üniformayı taşırken bu ülkenin askerini, polisini ve vatandaşını şehit eden bu alçakların hiçbir yönüyle bu toprakların evladı olarak görülmesi mümkün değildir.
Teröristbaşı Fethullah Gülen Türkiye’deyken sinsi sinsi yapılanmasını yıllar içinde genişletmiş, Amerika’ya yerleştikten sonra da açıktan emperyalizmin Truva atı ve yabancı istihbaratların misyoneri hâline gelmiştir.
Türkiye’de kurdukları kumpaslar, tezgâhlar ve yaptıkları kara propagandalar bunun en açık delilidir.
İslam maskesi takarak Pensilvanya’dan gelen talimatlarla hareket eden, ruhunu şeytana teslim etmiş, sapkın bir anlayışın etkisiyle aklını ve vicdanını esir almış bu terör örgütü; yıllar boyunca kimi zaman ikiyüzlülükle, kimi zaman kurnazlıkla, kimi zaman şantajla, kimi zaman paranın gücüyle, kimi zaman da “hizmet” maskesi altında devletin ve toplumun en kritik noktalarına zehirli örümcek ağı gibi yayılmıştı.
Liderimiz Sayın Devlet Bahçeli’nin yolunu, izini takip ederek Ülkücü Hareket içinde FETÖ’ye karşı mücadeleye erken başlamış bir yazar olarak, yıllar önce bu manzarayı her boyutuyla yazmaya başlamıştım. Tüm bu yazılarımı da tarih tarih “İhaneti, Kumpası, Operasyonu, Çeteyi” vurgusunda bulunarak “BİZ BİLİYORDUK” isimli kitapta yayınlamıştım.
Mesela 9 Aralık 2004 tarihinde Ortadoğu Gazetesi’nde yayımlanan “FETHULLAH GÜLEN, GÖZÜMÜZ YOLLARDA” başlıklı yazımda FETÖ’nün gayrımilli politikalara, emperyalist projelere nasıl destek verdiğini vurgularak “İslami alanda durup, ”Dinler arası diyalog” gibi bir tuhaflık içinde “papaza, rahibe, hahama” yakınlıkları artık ucube bir hâl almaya başlamıştır. Renk cümbüşü yaşamaktadırlar âdeta…” cümlesiyle de içine düştükleri garabeti yazmıştım.
O yazıyı da şu satırlarla bitirmiştim:
“Ey Türk milleti; sizce bu cemaat ve muhteşem kadrosu(!) kime çalışıyor? Fethullah Gülen ve cemaatine soracak, söyleyecek o kadar konu var ki, yerimizin darlığını bahane ederek erteliyoruz. Ama buradan çağrıda bulunuyoruz. Fethullah Gülen, ABD’den gel… Şu düğümü çöz… Yoksa kördüğüm olacaksınız!”
22 yıl önce FETÖ’nün Türkiye’yi kördüğüm etmeye çalıştığını ifade etmiştim.
15 Temmuz’da da son bir hamle daha yapmışlar, fakat Türk milletinin çelikten iradesi karşısında kendileri kördüğüm olmuşlardır.
Türk milleti yeni 15 Temmuzlar yaşamaması için FETÖ’yü büyüten tüm etken ve süreçlerden ders çıkarmalıdır. FETÖvari her yapılanmaya karşı da dikkatli olmalıyız. Türkiye üzerinde oyunlar bitmez. Dün FETÖ’yü kullandılar, yarın başka zehirli örümcekleri kullanabilirler.
İsim değişir, maske değişir, düşmanlık ruhu değişmez.
15 Temmuz akşamı şehit verdiğimiz vatan evlatlarını rahmet ve minnetle anıyorum.