Türkiye’nin son zamanlarda kurşun gibi çöken bir atmosferi var.
CHP’li belediyelerde başlayan yaygın ve büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonları; şike ve yasa dışı bahis oyunları, kara para aklama, yeni nesil çeteler, uyuşturucu satışı ve kullanımı, gıda güvenliğindeki sahtekârlıklar, şişirme faturalarla fahiş fiyat sistemi kuran sebze ve meyve dağıtıcıları, karanlıkta kalan ve aydınlatılmaya çalışılan cinayetler… Bütün bunlara yönelik operasyonlar sürerken ortaya çıkan eski bakan ve siyasilerin adının karıştığı son fon skandalı ve bu yönde yapılan operasyonlar, söz konusu atmosferin ağırlığını daha da artırıyor.
Bütün bunlar sadece adli vakalar değil, toplumun damarlarına yayılan daha büyük bir çürümenin işaretleri…
Bu çürüme hâli, Türk milletinin geleceğini düşünen herkesi korkutmalıdır. Bu atmosferle ilgili gelişmeleri hiç kimse siyasi üstünlük ve rekabet için kullanmadan, arınma ve temizlik odaklı bir anlayışla desteklemelidir.
Merhum Ömer Lütfü Mete’nin “Ülkeyi partiler, programlar, reçeteler düzeltemez. Ahlâkımız düzelmedikçe, ahlâk siyasete egemen olmadıkça memleket de düzelmez!..” sözü aklıma geliyor.
Ortaya çıkarılan fon skandalının boyutlarına, iddialara ve bunun etrafında dönen tartışmalara bakınca; bir de bütün bunlar üzerinden siyasette konum kapmaya kalkanların istismarını görünce, bu sözlerin anlamı daha net anlaşılmalıdır.
Türkiye’de vatandaş ekonomik sıkıntıları iliklerine kadar yaşarken, bu sıkıntılar nedeniyle intiharlar yaşanırken, siyasilerin karıştığı yolsuzluk, rüşvet ve vurgun olayları toplumdaki adalet, güven, dayanışma ve umut duygularına büyük darbe vurmaktadır. Mesele şu partili, bu partili meselesi değildir. “Yöneten böyleyse, yönetilen ne yapsın?” sorusu, toplumdaki çürümeyi daha geniş bir alana yayar. Bu yüzden toplumdaki sosyal adaleti düşünen herkesin öncelikli görevi, bu çürümeyi önlemek olmalıdır.
Ortaya çıkarılan fon vurgununda kimlerin sorumluluğu varsa hukuk önünde hesap vermeli, yüz binlerce mağdurun durumu da hukuk çerçevesinde bir çözüme kavuşturulmalıdır. Bu konu ne üstü kapatılacak ne de siyasi istismara malzeme edilecek bir konudur. Ortada çok büyük bir vurgun ve mağduriyet vardır.
Özgür Özel’in “Bizde rüşvet yok, irtikap yok, yalan yok, zimmet yok, yolsuzluk yok. Bize karşı iftira var.” dediği, 161 milyarlık kamu zararının olduğu söylenen “asrın yolsuzluğu” olarak anılan ve yargılamaları devam eden İBB’deki yolsuzluk ve rüşvet iddialarını yahut diğer CHP’li belediyelerdeki yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarını örtbas etmeye çalış; sonra çıkıp fon vurgunu üzerinden “Oyunu çoğu size veren insanlar size güvendiler, buraya para koydular ve düpedüz soyuldular.” yaklaşımını sergile… Bu, siyasi ikiyüzlülüktür. Sizinkilerin karıştığı yolsuzluk ve rüşvet olayları halkın yararına mıydı?
Bu tür yaklaşımlar çürümeyi önlemez; sizden-bizden ayrıştırmasıyla çürümeyi daha da artırır.
Fon vurgununa adı karışan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve eski Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanı Fatma Betül Sayan Kaya, partideki görevlerinden istifa etti. Şimdi onun ve adı bu olaya karışan başkalarının hukuk önünde vermesi gereken bir hesap varsa, sonuna kadar vermeleri gerekir. Siyasi imtiyaz kimseye tanınmamalıdır.
Arınma toplumun her kesimini kapsamalıdır. Öyle olursa vatandaşın iyiyi-kötüyü ayırt etme algısı daha sağlıklı olur.
Türkiye’nin üzerine kurşun gibi çöken atmosferi; hukuk işler, adalet yerini bulur ve vicdanlar rahat ederse dağılabilir. Türkiye’de arka arkaya yapılan operasyonlar umarım bu zeminin oluşmasını sağlar.