Geçtiğimiz günlerde Sözcü TV’de haber sunan bir kadın sunucu, Batı’da giderek şiddetlenen gençlik olaylarını sürekli “gelecek kaygısı duyan gençlik eylemleri” tanımlamasıyla aktarıyordu. Bu yaklaşım, Türkiye’de gelecek kaygısı yaşayan gençlere(!) adeta bir hareketlilik mesajı verildiği izlenimini de doğuruyordu.
Arka planında karanlık odakların bulunduğu izlenimi veren Batı’daki gençlik olaylarını yalnızca “gelecek kaygısı duyan gençlik eylemleri” şeklinde tanımlamak, her açıdan tehlikeli bir yaklaşımdır. Tarih boyunca farklı odakların yönlendirdiği toplumsal hareketler, çoğu zaman ilk bakışta masum ve haklı görünen gerekçelerle meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
Peki, gerçekten gelecek kaygısı duyan bir gençlik gidip dükkânları yağmalar mı? Sağı solu yıkıp yakar mı?
Türkiye’de Gezi olaylarının hangi gerekçelerle başladığını ve süreç içinde hangi noktalara evrildiğini görmedik mi? Bir toplumsal hareketin ortaya çıkış gerekçesiyle süreç içinde aldığı biçimi birbirine karıştırmamak gerekir. Gençlerin gelecek kaygısını anlamak başka şeydir; şiddeti, yağmayı ve kamu düzenini hedef alan eylemleri bu kaygının doğal sonucuymuş gibi sunmak bambaşka bir şeydir. (Bu olayları büyük bir hassasiyetle takip eden MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin bu süreçteki uyarılarını herkes dikkate almalıdır.)
Bu nedenle Batı’daki gençlik olaylarını sürekli aynı kalıpla, “gelecek kaygısı duyan gençlerin eylemleri” şeklinde sunmak son derece sakıncalıdır. Yeni Parti’nin basın bürosu gibi çalışan Sözcü TV, acaba Türkiye’de yeni bir Gezi benzeri hareketliliğin zeminini mi hazırlamak istiyor, bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey var: Kendilerini ne kadar tekrar ederlerse etsinler, artık kamuoyunda eskisi kadar itibar görmediklerini herkes görüyor.
Mesela, Halk TV’ye kayyum atanmasının ardından Özgür Özel’in kanalın önünde toplanma çağrısı yaptığı, ancak bu çağrıya katılımın oldukça düşük olması bunun örneğidir. Halk TV’nin eski sunucularından Gözde Şeker’in sözleri de bu durumu çarpıcı biçimde ortaya koyuyor:
“HALK TV'ye kayyım atanacağını 1 yıldır hepimiz öngörüyorduk. Kılıçdaroğlu söyledi de hemen yapıldı deniliyor, ben Kılıçdaroğlu'nun hiç bu kadar etkili olduğunu düşünmüyorum. Kanalın önündekileri saydım 63 kişiydi. Benim için, kayyım atanmasından çok daha üzücü bir şeydi bu.”
Gözde Şeker’in gördüğü tabloyu Yeni Parti yönetimi de fark etmiş olmalı ki ilk çağrısına beklenen karşılık gelmeyince, Halk TV’nin önünde toplanılması için bir kez daha çağrıda bulundu.
Yeni Parti’nin medyasına sahip çıkan olmadığı gibi, partinin teşkilatlarında da tablo pek farklı görünmüyor. Dikkat edin; Yeni Parti’nin il ve ilçe kongreleri de düşük katılımla gerçekleşiyor ve sık sık kavgalara sahne oluyor.
Türkiye’de yaşanan şiddet, terör ve çatışma olaylarında Sol’un izini ve etkisini göz ardı etmemek gerekir. Türk milleti, bu tür olayların arka planını sorgulamalı, ideolojik yönlendirmelere karşı uyanık olmalı ve şiddeti meşrulaştıran söylemlere karşı dikkatli davranmalıdır.
Yeni Parti’yi ve onun medyasını bu süreçte dikkatle takip edin. Söz konusu medya kuruluşlarının patronunun yurt dışında firari olması da bu ilişkilerin daha yakından incelenmesini gerektiren bir unsur olarak değerlendirilmelidir. Türkiye, sol medyanın ideolojik takıntı ve saplantılarının kurbanı edilmemelidir. Bunların “Halk” dedikleri, yalnızca kendilerinden olanlardan ibaret. Kimin sözcülüğünü yaptıkları ise hâlâ meçhul!