Türk milleti, iyilik seferberliklerinde büyük bir dayanışma örneği sergileyen bir millettir. Cömertliği, yardımlaşmayı ve iyilik yapmayı seven, bu değerleri birer fazilet olarak benimseyen bir toplumuz. Deprem gibi doğal afetlerde ve dayanışma gerektiren birçok durumda Türk milleti, ihtiyaç sahiplerine yardım yağdırmaktadır.
Türk milletinin bu fazileti bilindiği ve gözle görüldüğü için “İyilik, Yardım ve Dayanışma” temalı birçok vakıf ve dernek, büyük umutlarla kurulmaktadır. İhtiyacı olan insanlarımıza yardım ulaştıran birçok vakıf ve dernek olduğu gibi, iyilik maskesiyle insanların yardımlarını istismar eden, bu yardımları kötüye kullanan ve kendi çıkarları için harcayanlar da maalesef mevcuttur.
Yıllar içinde iyilik duygusunu istismar eden birçok vakıf ve dernek ortaya çıkmıştır. Son dönemde, özellikle Türkiye’deki muhalefetin destekleyip büyüttüğü, Haluk Levent’in kurucusu olduğu Ahbap Derneği de deprem yardımlarıyla ilgili tartışmaların odağına yerleşmiştir. Derneğin adı etrafında gündeme gelen iddialar, toplumda büyük hayal kırıklığına yol açmıştır. İnsanlar depremzedelerin ihtiyaçlarının karşılanması için yardım yağdırırken Haluk Levent o yardımları kumar, sanal bahis, eğlence alanında yediğine dair iddialar mide bulandırıcı olmuştur.
Haluk Levent aslında kendi vurguncu karakterini itiraf ederek bir nevi dürüst davranmıştı. Yaklaşık dört yıl önce Okan Bayülgen’in programına katıldığında, Bayülgen’in ona “Türkiye’nin güvendiği tipler genelde güvenilmez tiplerdir… Çok acayip bir şekilde güvenilir bir adamsın.” demesi üzerine şu karşılığı vermişti:
“Ben böyle bir şey düşünmüyorum. Çünkü ben ‘bana fazla güvenmeyin’ diyorum. Ben her an satarım hepinizi. Onu her zaman söyledim. Bu olay, güvenilme olayı bence abartılıyor.”
Daha sonra bu sözler ona hatırlatıldığında ise kendini tanıma bu dürüstlüğünü şöyle göstermişti:
“Her an satarım. Belki ben bir adamı 50 milyon dolara satarım, o 100 milyon dolara satar.”
Bu sözler, o günlerde farklı biçimlerde yorumlanmış olabilir. Ama bugün yaşananlarla değerlendiğimizde Haluk Levent’in bir nevi karakteri hakkında sinyal verdiği anlaşılıyor.
Bugün asıl üzerinde durulması gereken mesele, yardım kuruluşlarına duyulan güvenin ne kadar önemli olduğudur. Millet milyarlarca liralık bağışta bulunurken bağışların akıbeti konusunda en küçük bir şüpheye bile yer bırakılmamalıdır. Çünkü insanların güveni, sözlerle değil, şeffaflık ve hesap verebilirlikle korunur.
Geçtiğimiz günlerde, “Ankara Abisi” sıfatıyla tanınan Yasin Uyanık’ın da tutuklandığı haberleri gündeme geldi. Kendisi ve bağlantılı yapılar hakkında toplanan paraların akıbetine ilişkin çeşitli iddialar ortaya atıldı. Bu haberlerin yer aldığı sayfalarda, “Ankara Abisi bile bunu yaptıysa biz kime güvenelim?” şeklinde yorumlar yapılmaktadır.
İşte bu, tam anlamıyla bir “iyilikten soğutma” hâlidir. Çünkü bu tür olaylar ve iddialar, iyilik yapmak isteyen insanları yardım derneklerine ve vakıflarına karşı şüpheye düşürebilir. İhtiyaç sahibi insanlara yardım etmek isteyenlerin bir kısmı belki de bundan vazgeçecek, bir kısmı ise yardım etmeden önce zihnini sürekli kemiren “Acaba?” sorularıyla baş başa kalacaktır.
Kurdukları sözde iyilik dernekleri ve vakıfları aracılığıyla vurgun yapanların en büyük kötülüğü, iyiliğe aracılık etmek isteyen yardımseverlere ve yardım bekleyen ihtiyaç sahiplerine dokunmaktadır.
Hz. Ali’ye atfedilen “Sakın insanın iyisi ile kötüsünü bir tutma. Çünkü bu eşitlik, iyileri iyilikten soğutur.” sözü, günümüz açısından ne kadar anlamlı, değil mi?
İyiliğin katilleri! Elinizi yardım derneklerinden ve vakıflarından çekin. İhtiyaç sahiplerinin umutlarını ve beklentilerini vurgunlarla, hırsızlıklarla öldürmeyin.