İran’ın, Irak’ın ve Suriye’nin istikrara kavuşması, toprak bütünlüklerini koruması ve bölgesel barışın güçlenmesi açısından en büyük güvencelerden biri Türkiye’dir.
Bu üç ülke de bunun değerini bilmeli ve Türkiye ile komşuluk hukukunu buna uygun biçimde güçlendirmelidir. Bu üç ülke yıllarca Türkiye’yi bölmek için terör örgütlerine bağrında kucak açsa da hatalarından yeni şart ve gelişmelere göre ders çıkarmalıdır.
Irak ve Suriye’nin bugün adım adım istikrara kavuşmasında, Türkiye’nin terörle mücadelede ortaya koyduğu kararlı politikanın önemli bir payı vardır.
İran açısından bakıldığında ise ABD ve İsrail’in saldırıları karşısında ülkenin iç cephesinin güçlü kalmasında, rejimi hedef alan iç çatışmaların yaşanmamasında ve terör örgütlerinin ABD’nin sağladığı silahları İran’a karşı kullanamamasında çeşitli dinamikler etkili olmuştur.
Bu süreçte, İran’da yaşayan milyonlarca Türk’e yapılan sağduyu çağrıları ile “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” vizyonu çerçevesinde yürütülen güvenlik politikalarının da önemli bir rol oynadığını herkes kabul etmektedir.
Tüm bunları neden anlatma ihtiyacı hissettim?
Çünkü geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı Erdoğan ile Irak Başbakanı Muhammed Şiya es-Sudani’nin görüşmesinin ardından düzenlenen imza töreninde yaşanan olayın arka planında, İran’ın gölgesinin düştüğüne dair ortak bir kanaat oluşmuştur.
Bu nedenle bölgesel denklemi hatırlatma gereği duydum.
Kalkınma Yolu Projesi kapsamında hazırlanan ulaştırma mutabakat zaptının imza töreninde, Irak Ulaştırma Bakanı Vehb Selman el-Haseni’nin belgeyi ilk etapta imzalamak istememesi ve bunun üzerine Başbakan es-Sudani’nin bakanına doğrudan “Neden Kalkınma Yolu anlaşmasını imzalamıyorsun?” diye sorarak imzalamasını istemesi, çeşitli tartışmaları beraberinde getirdi.
Nihayetinde anlaşma imzalansa da Bakan el-Haseni’nin İran’a yakın Şii Koordinasyon Çerçevesi ve Bedir Örgütü (Badr) çizgisine yakın olduğu; İran’ın ise ticaret rotaları ve jeopolitik dengeler nedeniyle Kalkınma Yolu Projesi’ne mesafeli yaklaştığı yönünde birçok yorum yapıldı.
Bu nedenle bakanın anlaşmayı imzalamakta isteksiz davrandığı iddia edildi.
Bu bir iddia olmakla birlikte, henüz bunu kesin biçimde doğrulayacak somut bir kanıt ortaya konulmuş değildir. Ancak İran’ın, bölgesel dayanışma anlayışı yerine birçok gelişmeyi mezhepsel bir perspektifle, özellikle Şii yapılanmalar üzerinden değerlendirmesi, bölgedeki istikrarsızlığı besleyen temel unsurlardan biri olarak eleştirilmektedir.
Bu yaklaşım, mezhepsel gerilimleri derinleştirerek Müslüman toplumlar arasındaki çatışmaları körüklemektedir.
İran, bugüne kadar ne Irak’la, ne Suriye’yle ne de Türkiye’yle ilişkilerini kalıcı bir dostluk ve karşılıklı güven temelinde yürütmeyi tercih etmiştir.
Irak’la uzun yıllar savaşmış, Suriye’de nüfuzunu büyük ölçüde Şii yapılanmalar üzerinden genişletmeye çalışmış, Türkiye’yle ilişkilerinde ise çoğu zaman Ankara’nın bölgesel politikalarıyla karşı karşıya gelen bir tutum sergilemiştir.
Azerbaycan-Ermenistan savaşının ilk günlerinden Karabağ’ın işgalden kurtarıldığı sürece kadar Ermenistan’a verdiği stratejik destek de bu yaklaşımın örneklerinden biridir.
Beşşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki nüfuzunu kaybetmemek amacıyla İran’a yakın çevrelerden Türkiye karşıtı değerlendirmeler gelmiştir.
İran’ın resmî haber ajanslarında yer alan bazı analizlerde, “İran ve ABD, Suriye’de Türkiye’ye karşı PKK/YPG’yi desteklemeli. Geçmişte Irak’ta Türkiye’ye karşı ABD ile iş birliği yaptık. Türkiye, YPG’yi tehdit olarak algılıyor. İran ile ABD bu konuda ortak politika geliştirebilir” şeklindeki yorumlar yapılmıştır. Dönemin İran lideri Ali Hamaney’in başdanışmanı Ali Ekber Velayeti de, “Türkiye ve bölgedeki diğer bazı hükümetlere cevabımız şudur: İran’ın kudretini kendileriyle kıyaslamasınlar” şeklinde hadsiz bir açıklama yapmıştır.
Ayrıca o dönemde İran’ın terör örgütü YPG’ye binlerce kamikaze dron sağladığı yönünde uluslararası basında çeşitli haberler ve iddialar yer almıştır.
İran’ın bu düşmanlık sicili, kendisine yapılan dostlukları göremeyecek kadar kabarıktır. Irak Ulaştırma Bakanı Vehb Selman el-Haseni’nin İran bağlantısı nedeniyle Türkiye ile Irak’ın ekonomik ve stratejik iş birliğine karşı tutumu da elbette şaşırtıcı olmayacaktır.
Türkiye, Irak, İran ve Suriye arasındaki her türlü iş birliği ve dayanışma, bu ülkelerin menfaatine ve bölge güvenliğine hizmet edecekken; İran’ın bu tutumu, ABD ve İsrail’in bölgesel hedeflerine yol açmaktadır. İran’ın sağduyuya ve bölge gerçeklerini anlamaya çok ihtiyacı vardır. Irak’ta bu manada içindeki İran yanlılarına dikkat etmelidir.