CHP, yıllar boyu hep hiziplerin, grupların ve iç kavgaların partisi olarak anılıyordu. Gelinen nokta ise adeta bir sezon finali gibi oldu. Ortaya çıkan manzara, CHP gibi köklü bir parti ve Cumhuriyet’in kuruluş misyonunu omuzlarında taşıyan bir hareket adına gerçekten vahim bir durumdur.
Dün birbirini “kurtarıcı” diye pazarlayanlar, birbirinin arkasından gözyaşı dökenler, bugün birbirini boğazlamaya başladı. Siyaset kalitesinin ne kadar düştüğünü, CHP kongresine yönelik verilen mutlak butlan kararıyla bir kez daha acı bir şekilde görmüş olduk.
CHP’deki genetik bozulma, geçtiğimiz seçimler öncesinde kurulan 6+1 ittifak masasıyla birlikte iyice belirgin hâle gelmişti. Siyasi pazarlıklar, ayak oyunları, tezgâhlar… Ne ararsanız bu ittifak döneminde ayyuka çıktı. Kemal Kılıçdaroğlu, kendi kurduğu bu yapının Ekrem İmamoğlu merkezli mağduru olmuştu. Çünkü Kılıçdaroğlu’nu devirme planları daha o günlerde yapılmıştı.
Yurt dışı ziyaretleri bile fırsata dönüştürülmeye çalışılmıştı.
Sarılanlar, kucaklaşanlar… Aynı kişiler kısa süre sonra birbirini “Seçilmesine vesile olduklarımızın kocaman birer hırsız olduklarını anladığımızda, çektiğimiz acıları anlatmam mümkün değil” şeklinde suçlamaya başlamıştı.
Cumhurbaşkanlığı seçimi atmosferinde Kılıçdaroğlu’nu saf dışı bırakmayanlar, seçimden sonraki CHP kongresinde bunu başardılar. Çürüme ve bozulma emareleri zaten hızla o süreçten sonra kamuoyuna yansıdı. Parayla, vaatlerle ve çeşitli hediyelerle dönüştürülen CHP delegesinin hali, yaşananların mahkemeye taşınması ve ardından CHP’li belediyelerde birbiri ardına ortaya çıkan rüşvet, yolsuzluk ve ahlaksızlık vakaları, partiyi kontrol edilemez ve çok kötü bir noktaya taşımıştır. Partinin Silivri merkezli yönetilmesi CHP’nin ilkelerini, ölçülerini kökten tarumar etmiştir.
Bugün yaşanan CHP içi kavga, gürültü, küfür ve hakaretlerin tamamı, partinin kontrolü kaybetme halinden kaynaklanmaktadır. CHP’nin en yetkili ve etkili isimlerinin birbirlerine sarf ettiği sözler, siyaset tarihimizin utanç günleri olarak kayıtlara geçecektir.
CHP’lilerin birbirine düşmesi başlı başına bir siyasi ibret vesikasıdır. Ancak bir de CHP’den nemalanan bazı isimlerin bu iç kavgayı körüklemesi ayrı bir iğrençliktir. 2018 seçimlerinde Kemal Kılıçdaroğlu’nun önderliğindeki CHP sayesinde milletvekili seçilen ve Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanlığı adaylığını destekleyen Müsavat Dervişoğlu ile Ümit Özdağ gibi isimler, itidal tavsiye etmek yerine “Özgür Özel’den yeniden milletvekili kontenjanı alabilir miyiz?” hesabı peşinde koştura koştura CHP Genel Merkezi’ne gidip Kemal Kılıçdaroğlu’nu açıktan aşağılayan cümleler kurmuşlardır. Maskeleri “Demokrasi” ama asıl niyet pay kapmak idi.
Oysa 1 Kasım 2015 seçimleri sonrasında MHP’ye yönelik, MHP içindeki sözde muhalifleri organize ederek CHP merkezli ve destekli birçok oyunun kurulmasına rağmen, Sayın Devlet Bahçeli, CHP’nin içine düştüğü bu vahim manzara karşısında, Türkiye’yi de düşünerek taraflara itidal ve sağduyu çağrısı yapan tek lider olmuştur:
“Temennimiz, kalabalıklar oluşturarak karşılıklı meydan okumalar yerine her iki genel başkanın bir araya gelerek kanunların, parti tüzüğünün ve mahkeme kararının verdiği imkân çerçevesinde gerekli fedakârlıkları göstermek suretiyle CHP menfaatlerini esas alan ortak bir yol bulmalarıdır. Bunu da geciktirmeden, toplumsal veya parti içi bir karışıklığa yol açmadan yapmalarıdır. Unutulmamalı ki, CHP’nin kurumsal kimliğine, mirasına ve tabanına karşı ihanet noktasına evrilebilecek bir tavır, CHP’ye hizmet etmiş insanlar için ağır bir yük olacaktır.”
CHP bu sağduyu çağrısına uymazsa hem CHP hem de Türk siyaseti kaybedecektir. Zira kötülük besleyen toplumsal dinamikleri harekete geçirerek sokakları şiddete ve teröre teslim etmek isteyenlerin iştahını kabartacak adımlar atılmaktadır. CHP içindeki taraflar bu zemini oluştururken, partiden pay kapmaya çalışanlar da kaosu ve kavgayı bilinçli bir şekilde körüklemektedir. Türkiye’nin en köklü partisi CHP ne hâle düşmüştür…
“Bu CHP’yi kurtaran yok mudur?” beklentisi, tarihe ve Atatürk’e duyduğumuz saygının bir tezahürüdür. Ne var ki gidişat gerçekten çok kötüdür.