Gazze’yi bombalarla yerle bir eden, kimi uluslararası raporlara göre yüz binlerce Gazzeli Müslümanın ölümüne yol açan; bununla da yetinmeyip birçok ülkeyi bombalayarak Ortadoğu’yu kaosa ve kana bulayan Netanyahu, arkasına aldığı ABD desteği sayesinde hâlâ hesap vermeden varlığını sürdürmekte ve ahkâm kesmeye devam etmektedir.
Bir kişinin azmettirdiği cinayetlerde, ülkesine göre kimi zaman idam, kimi zaman ağırlaştırılmış müebbet hapis cezaları verilirken; Netanyahu, yüz binlerce insanın ölümünden sorumlu tutulmasına ve Gazze’yi yaşanmaz hâle getirmesine rağmen, ABD ve bazı dünya ülkeleri nezdinde hâlâ makul bir devlet başkanı muamelesi görmektedir.
ABD Başkanı Trump’ın dozajı düşse de hâlâ Netanyahu’ya sahip çıkması; geçtiğimiz aylarda Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın ve son günlerde Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin son derece samimi bir atmosferde İsrail’e giderek Netanyahu’yu ziyaret etmesi, insanlık tarihi açısından utanç verici olduğu kadar uluslararası bir suçluya arka çıkmak anlamına da gelmektedir.
Bugüne kadar yaptıklarının hesabını vermek yerine, kanlı bir mikrop gibi sağa sola bulaşan Netanyahu’nun hâlâ İran’a olası bir saldırıda rol alabileceğinin konuşulması dikkat çekicidir. Uluslararası hukukun işlemediği bu dünyada, herkesin başına gelebilecek işgal ve saldırılar adeta normalleştirilmektedir.
Öte yandan, PKK/YPG’ye açıktan ve alenen tonlarca silah yardımı yapan, Pentagon’dan bu terör örgütüne bütçe ayıran Trump’ın, hedef aldığı İran’ı tarif ederken “dünyanın en büyük terör sponsoru” ifadesini kullanması; işte çivisi çıkmış, haklının hakkını aldığı değil güçlünün kaos yarattığı ve bunun üzerine bir de dalga geçtiği dünya manzarasının özetidir.
Bu çelişkili ve ikiyüzlü duruşu sergileyen Trump, terör devleti İsrail’e sahip çıkmaktan ve ona silah yardımı yapmaktan da imtina etmemektedir. Hal böyle olunca, dünya ile dalga geçme konusunda Netanyahu da onun kopyası gibi davranmaktadır.
İşgal ettiği Filistin toprakları üzerinde oturan soykırımcı/katil Netanyahu, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail’i ziyareti sırasında şu cümleyi kurmuştur:
“Birinci Dünya Savaşı’nda biz henüz Osmanlı işgali altındayken, bu ülkeyi özgürleştirmemize yardım edenler arasında Yahudi savaşçıların da bulunduğu İngiliz ordusu ile Hintli asker ve komutanlar vardı.”
Bu sözlere bakınca “Fazla tevazunun sonu katilden, soykırımcıdan nasihat dinlemektir.” Sözünün günümüz karşılığı Netanyahu olmaktadır.
Osmanlı, imparatorluğunu genişletirken bir tek masuma zulmetmemiş, gittiği her yere adalet götürmüşken; Gazze’de on binlerce bebeğin ve çocuğun ölümüne sebep olan Netanyahu gibi sapkın Siyonist bir zihniyetin, Osmanlı korkusuyla sürekli bilinçaltı refleksler vererek “Bazıları benimle aynı fikirde olmasa da Osmanlı İmparatorluğu’nun yakın zamanda geri döneceğini düşünmüyorum, dönmeyecek” türünden cümleler kurması dikkat çekicidir.
ABD ve İsrail’in tarihine, siciline ve davranışlarına bakmadan bu ikiyüzlülüğü sergilemesi zaten dünyanın en büyük meselesidir. Dünya bu meselenin üstesinden gelirse, daha huzurlu ve güvenli bir hale gelecektir. Aksi halde savaşlar, işgaller, çatışmalar devam edecektir.