Türkgün | Başyazı | Terörsüz Türkiye: Kim rahatsız, neden rahatsız?

Terörsüz Türkiye: Kim rahatsız, neden rahatsız?

KAYNAK: Yıldıray Çiçek

“Terörsüz Türkiye” sürecini başından beri istismar eden, bu sürece yönelik iftiralar atan ve saldırılarda bulunan siyasi partiler ile onların çizgisindeki troller, DEM Parti’ye “Teröre cephe alın, Türkiye Partisi olun” ve Abdullah Öcalan’a “Terörün tamamen sona erdiğini, örgütün de kendini feshettiğini açıkça ilan et” çağrılarının yapılmasını, sürekli kara propaganda malzemesi hâline getirerek kendi siyasi alanlarını genişletmeye çalışıyor.

Oysa terör örgütünü kuran kişiye ve o örgütün siyasi uzantısı olan yapılara bu yönde çağrı yapılmayacaksa, kime yapılacaktır?

Zaten meselenin özü, terörü kökünden sona erdirmek ve teröre hizmet eden yapıların bu ilişkiyi sonlandırmasını sağlamak değil mi?

Hele ki geçmişte Öcalan’ın kurduğu siyasi çizgideki partilerle ittifak yapanların, bugün o ittifak yaptıkları partilere “Teröre cephe alın, Türkiye Partisi olun.” çağrısı yapılması karşısında adeta cin çarpmışa dönmeleri, üzerinde düşünülmesi gereken bir çelişkidir.

"Terörsüz Türkiye" hedefinin yanında "Terörsüz Bölge" hedefinin de ortaya konulması ise, Türk devletinin ve Cumhur İttifakı'nın yalnızca Türkiye'nin güvenliğini değil, bölgenin istikrarını da gözeten bir güvenlik vizyonunun yansımasıdır.

Irak ve Suriye’nin istikrara kavuşması, İran’da iç cephenin güçlenerek direnç göstermesi ve PKK’nın ABD ile İsrail’den aldığı silahları İran’a karşı kullanamaması, bu vizyonun etkisiyle gerçekleşen gelişmeler olarak değerlendirilmektedir. Bunu inkar edebilecek var mı?

Zaten terörle mücadelede hem sınırlarımız içinde hem de sınır ötesinde yürütülen operasyonlara ve Cumhur İttifakı'nın bu konudaki kararlı duruşuna karşı çıkanlarla, bugün "Terörsüz Türkiye" sürecine karşı çıkanlar aynı kişiler değil mi?

Cumhurbaşkanı Erdoğan ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin 15 Temmuz sonrası oluşturduğu Cumhur İttifakı’nın terörle mücadele kapsamında attığı her adım, Türkiye’nin güvenliğini güçlendirme açısından geniş kesimler tarafından takdir edilecek nitelikte olmuştur.

Bu süreçte hangi strateji hayata geçirildiyse, sonuçta kazanan Türkiye’nin güvenliği, Türk milleti ve bölgedeki istikrar olmuştur.

Bu konuda karşı çıkan kim varsa, bilinmelidir ki onların önceliği Türkiye’nin ve bölgenin istikrarını sağlamak değildir. Ya kendi siyasi menfaatlerini önceleyen bir anlayışla hareket ediyorlar ya da ABD ve İsrail’in bölgesel hedefleriyle örtüşen bir tutum sergiliyorlar.

Aksi hâlde “Terörsüz Türkiye” gibi bir hedefe karşı çıkmanın gerekçesi ne olabilir?

DEM Parti’ye “Teröre cephe alın, Türkiye Partisi olun” ve Abdullah Öcalan’a “Terörün tamamen sona erdiğini, örgütün de kendini feshettiğini açıkça ilan et” çağrıları yapılmışken, bu çağrıların güçlendirilmesi ve toplumsal bir destek oluşturulması yerine neden sadece MHP’ye ve Cumhur İttifakı’na yönelik eleştiriler yöneltiliyor, iftiralar atılıyor?

Bu pespaye anlayış, Türkiye’nin güvenliği ve geleceği açısından nasıl bir muhalefet anlayışı olabilir?

Yaklaşık iki yıldır tek bir şehit verilmemesi, komşu ülkelerde istikrarın güçlenmesi ve terörün kökten sona erdirilmesi amacıyla yürütülen millî stratejilerden kim rahatsızlık duyuyorsa, bunun arkasındaki gerekçeler sorgulanmalıdır.

Çünkü bu meselede Türkiye’nin çıkarlarından uzaklaşan her yaklaşımın, ABD ve İsrail gibi dış aktörlerin bölgesel hedefleriyle kesişen yönleri olabilir.

Bu sürecin en büyük güvencelerinden biri, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin siyasi duruşu ve milli vizyonudur. Çünkü özü ile sözü arasındaki tutarlılığı ve devlet adamlığı anlayışı, bu süreç açısından önemli bir güven unsuru olarak Türk milletinin takdirindedir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın uluslararası alandaki etkisi, Türkiye’nin millî güvenliğini güçlendirme konusundaki kararlılığı ve bölgesel ilişkilerdeki ağırlığı ise “Terörsüz Türkiye” ve “Terörsüz Bölge” hedeflerinin daha sağlam bir zeminde ilerlemesine büyük katkı sağlamaktadır.

Bir de bu sürece karşı çıkanların siyasi geçmişine, ortaya koydukları tutuma ve söylemlerine bakmak gerekir. Karakter ve ahlak beslenmesi olmayanlar karşımızdadır.

Türkiye’nin güvenliğini, istikrarını ve geleceğini ilgilendiren böyle ciddi ve kritik bir konuda; tutarlılık, sorumluluk ve millî hassasiyet büyük önem taşır.

Bu nedenle Türkiye’yi yanlış yönlendirmelerden ve ülkenin çıkarlarıyla örtüşmeyen yaklaşımlardan korumak da millî bir sorumluluktur.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...