“Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü,                                                                                                               Kız kardeşimin gelinliği, şehidimin son örtüsü,                                                                                             Işık ışık, dalga dalga bayrağım!                                                                                                                     Senin destanını okudum, senin destanını yazacağım.”

Bu destansı dizeleri yazan usta şair Arif Nihat Asya’nın hayatı bilinenin ötesinde birçok zorluktan geçmiştir. Küçük yaşlarda hem öksüz hem yetim kalan Arif, halasıyla ve dedesiyle yaşamasına rağmen dinine ve milletine olan bağlılığıyla hayata tutunarak “Işığı önüne al, yürü! Gölgen arkadan ister gelsin, ister gelmesin!” düsturuyla hareket ederek; Cumhuriyet Dönemi’nin en ünlü Türk şairlerinden olmuştur. Asıl adı Mehmet Arif olan Asya, lise yıllarında öğrenciyken çıkardığı şiir kitabının yanında birçok dergide yazılarını yayımlatmış, öğretmenlik, mebusluk ve şairlik mesleklerini icra etmiş ve 36 yaşında Milli Mücadele’nin sesi olarak addedilen “Bayrak” şiirini 5 Ocak Adana’nın Kurtuluş Günü hasebiyle 1949 yılında yazarak gönüllere kazınmıştır. Bu şiirin ardından “Bayrak Şairi” olarak anılmaya başlanmıştır. 1950-1954 dönemi arasında Seyhan Milletvekilliği görevini üstlenen, iki defa askerlik yapan ve bu sırada soyadını “Asya” olarak değiştiren Mehmed Arif, bir kanun teklifi ile ilgili yaşadığı sıkıntının ardından siyasetinin kendi yapısına uygun olmadığını anlayarak öğretmenliğe geri dönmüştür.

Bayrak Şiiri sanılanın ve beklenilenin aksine döneminde birçok mecrada tenkitlerin odağı haline gelmiştir. Gerek “Seni selamlamadan uçan kuşun yuvasını bozacağım.” Lafzından hareketle hayvan hakları savunucularının ağır yorumlarına maruz kalmış gerek mecliste “Ey mavi göklerin beyaz ve kızıl süsü” lafzındaki “kızıl” kelimesinden Rusya’daki Kızıl Ordu’nun kastedildiği manası çıkartılmıştır. Bunun ardından okulda Bayrak Şiirinin her sınıfta okunulmasının üzerine idare tarafından bu durum Arif Nihat Asya’nın öğrencilere baskı yapması olarak anlaşılır, ardından dönemin Milli Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel’le arasında geçen hicivli diyalog sonucu görev yeri değiştirilmiştir.

“Semerkant, Meraga, Akülke, Aral, Caber” gibi yerlerin günümüzde Türklerin hakimiyeti altında olmamasına değinerek “Bozkurt’a benzeyenler ve bir günde dev gibi orduları yenenler, destanlarda kalan Bozkurt’un nesi olurlar diye sorana, tarih diyecek: Yavruları!” mısrasıyla bu orduların torunlarının halen Türkleri birleştirecek kudrete sahip olduğunu belirtmiştir. Fuzuli’nin Su Kasidesi’nden sonra Türkler tarafından Peygamber sevgisinin böylesine doruğa çıkarıldığı kaside Arif Nihat Asya’ya ait olan Naat’tır: “Şimdi seni ananlar, Anıyor ağlar gibi… Ey yetimler yetimi; Ey garipler garibi; Yoksulların sahibi… Nerde kaldın ey Resûl, Nerde kaldın ey Nebi?

Milliyetçilik akımının sanat ve edebiyattaki izdüşümü olarak nitelendirilen milli romantik duyuş tarzı ile eserler veren Arif Nihat Asya, bu tarzın en güzel örneklerini eserlerine yansıtmayı başarmıştır.  "Biz, kısık sesleriz, minareleri, sen, ezansız bırakma Allahım! Ya çağır şurda bal yapanlarını, Ya kovansız bırakma Allahım!" mısralarıyla şanlı mazimizi, “Nerde o yiğitler ki, gür sesleri ülkeyi bürür, yürü dese, dağlar yürür, dur dese kalpler dururdu.” mısralarıyla Bozkurtlarımızı ve Asenalarımızı şiirlerine ilmek ilmek dokuyan, milletimizin kültürünü ve destanını eserleriyle kalıcı hale getiren usta şair şiirlerinde; Ertuğrul, Orhan Gazi, Oğuz Kağan, Dede Korkut, Battal Gazi, Malazgirt Kahramanı olarak adlandırdığı Alparslan, “Fâtih ve İstanbul”, “Fâtih’in Vefâtı”, “Fâtih’ten Sonra”, “Fâtih’in Torunları” gibi şiirleriyle hayranlığını gösterdiği, “Delikanlım! işaret aldığın gün atandan!/Yürüyeceksin! Millet yürüyecek arkandan!/Sana selâm getirdim Ulubatlı Hasan'dan!/Sen ki burçlara bayrak olacak kumaştasın;/Fâtih'in İstanbul'u fethettiği yaştasın!” sözleriyle yer verdiği Fatih Sultan Mehmet, Kanunî Sultan Süleyman, Yavuz Sultan Selim, Türk-İslam Medeniyetinin koruyucusu olarak adlandırdığı Mevlana, Yunus Emre, İbrahim Ethem; kısaca Bilge Kağan’dan “‘Mozolesinde, diyorlar, tören var. Hayır, ey gaziler gazisi Ata. Hayır… senin mozolen yok, türben var!” dediği Mustafa Kemal Atatürk’e kadar millet teşekkülünü kahramanlar aracılığıyla yüreklere işlemiştir.

“Şehitler tepesi boş değil,/Toprağını kahramanlar bekliyor!/Ve bir bayrak dalgalanmak için;/Rüzgar bekliyor!”

Aziz Bayrak Şairine minnetle…