Bir Gazinin anıları

12.12.2020 10:00

Azerbaycan'ın zaferini ve askerî geçit törenini dünya izledi, konuştu. Dostlar sevindi, düşmanlar üzüldü, kinlendi. Çok mesajlar içeriyordu. Yıllardır beklenen ülkümüzü Azadlık Meydanı’nda seyrettik. Dünya Karabağ fatihlerini, Azerbaycan yiğitlerini, kahramanlarını izledi. 2783 şehit anısına aynı sayıda Türkiye’den giden askerler yürüyüş yaptı. Bu; iki devlet, bir millet olmanın zafer yürüyüşüydü.

Tarihi hatırlattı, geleceğe umut verdi. Mezhep, boy ayrımları bitecek, Türkler bir olacak. Bugün iki devlet, bir millet; yarın üç devlet, bir millet; ufukta yedi devlet bir millet olmanın pratik adımları atıldı. Çok şükür! Bu tarihle bağlı kitaplar yazılacak, filmler, belgeseller çekilecek. Biz ise bu tarihin şahitleriyiz.

Yönetmen arkadaşım Perviz Hacizyev’in Karabağ gazisi ile görüşmesinin anısını sizinle paylaşmak istedim: ‘Sonunda günlerdir konuşmamızın ardından belgesel için görüşmemiz gerçekleşti.

Telefonla konuştuğumuzdan, sima olarak tanımıyordum. Yaralı olduğu için hastanedeydi. Taburcu olduktan sonra izin alabildik. Özel Kuvvetlerden olduğu için iri yarı, cüsseli bir subayın gelmesini bekliyordum. Fakat zayıf, uzun boylu bir genç yaklaştı. Şaşırdım. Uzun uzun sohbet ettik.

Yalnız bunu söyleyebilirim ki, arka cephede konuşulanlar cephede yaşanan kahramanlıkların sadece yüzde biridir. O konuştukça ben ordumuzla, askerlerimizle, subaylarımızla gurur duydum. Ne muhteşem insanlarmış, iftihar etmemek elde değil.

Şuşa'yı kurtarma operasyonu sırasında dağlardaki Ermeni noktalarının imha edilmesi emredilmişti. Savaş ormanlar ve dağlarla çevrili bir bölgede başlamıştı. Çok kısa bir mesafeden kahramanımıza kurşun isabet etmiş.

Mermi omzuna girmiş, boynundan çıkmış ve cephe arkadaşının omzuna isabet etmişti. Arkadaşı söylemeseydi yaralı olduğundan haberi olmayacakmış. Yaralı gazimiz, Şuşa’ya girme anısını böyle aktarmış: ‘Birbirimizin yaralarını sardık, kanın durması için bez yakıp yaralarımızın üzerine bastık. Sonra tekrar savaşmaya devam ettik. Mermi arkadaşımızın vücudunda olduğu hâlde savaşıyordu.

Şakayla arkadaşıma ikimize aynı kurşun isabet etti ama ilk olarak beni hedef aldı. Bakü’ye döndüğümüzde bedenindeki mermiyi bana geri vereceksin.

Zirveye çıktıkça durum daha da zorlaşıyordu. Yorgun ve yaralı olduğumuzdan hem de yukarıya tırmanmak zor olmasın diye ağır mühimmatımızı ormanda sakladık. Bir sonraki düşman noktasına yaklaşırken Ermeniler şaşkınlık içindeydiler. ‘Nereden geldiler? Neden bitmiyorlar? Buraya nasıl geldiler?’ Gibi cümleler duyuyorduk.

O düşman noktasını da yok ettikten sonra askerlerimiz Şuşa’ya girdi.

Ermenilerin teçhizat ve mühimmat eksiklikleri yoktu fakat biz ‘Ya Allah’ deyip üzerlerine saldırdığımızda kaçmaya başladılar. Çünkü 2016 yılının Nisan savaşlarında bizim nasıl savaştığımızı biliyorlardı. Özel Kuvvetlerin üniforması gördükleri anda çoğu zaman savaşa bile girmeden kaçarlar. Şuşa›da her türlü silahları vardı. Bizim nasıl ve nereden geldiğimizi bilmedikleri için panik hâlindeydiler.

Şuşa’ya başka bir yerden girebileceğimize inanamadılar. Şuşa’ya girdikten sonra düşman tankları şaşkınlık içinde rastgele ateş ediyordu.

Şuşa’da olduğumuzu biliyorlardı ama tam nerede olduğumuzu bilemedikleri için çıldırmışlardı.

Sonra biz o tankı da imha ettik. Ağır silahlarımız yoktu. Sadece makineli silahlar, tabanca ve el bombamız vardı. Bazı durumlarda ise sadece bıçak kullandık.’

Filmlere, dizilere, kitaplara konu olacak o kadar çok hikâye var ki. Konuşmakla bitmez.

Şuşa’nın kurtuluşunda 300’den fazla Özel Kuvvetlerimize karşı 600’den fazla Ermeni Özel Kuvvetleri ile beraber diğer askerleri bize karşı savaştı. Sadece bu gerçek tek başına çok şeyi söylüyor. Gururlanmamak elde değil.