Biz milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz

08.09.2020 10:00

ATATÜRK’E GÖRE MİLLİYETÇİLİK VE TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ -2

Adı geçen eserde bu tanımın altına da Atatürk’ün 1923’te söylediği şu veciz sözünün bir kısmı yazılmıştır:

“Dünyanın bize hürmet (saygı) göstermesini istiyorsak, evvela bizim kendi benliğimize ve milliyetimize bu hürmeti hissen, fikren, fiilen, bütün iş ve hareketlerimizle gösterelim. Bilmeli ki, milli benliğini bilmeyen milletler, başka milletlerin şikârıdır (avıdır).”

Atatürk, 1926 yılında açıkça “Türk milliyetçisi olduğunu” ve cumhuriyetin Türk milliyetçiliği fikir sistemi üzerine kurulduğunu açıkça belirtmiştir:

“Biz doğrudan doğruya milliyetperveriz ve Türk milliyetçisiyiz; cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.”

Görüldüğü gibi Atatürk’ün Türk milliyetçiliği anlayışı, dışa kapalı değildir. Türk milletinin kendine özgü, milli değerlerini koruyarak diğer çağdaş milletlerle eşit bir ilişki içinde olmasını hedeflemektedir. Nitekim o 1920 yılındaki bir başka konuşmasında da diğer milletlere hürmet etmeyi milliyetçilik anlayışının esası olarak ifade etmiştir:

“Gerçi bize milliyetçi derler. Fakat biz öyle milliyetçileriz ki, bizimle iş birliği eden bütün milletlere hürmet ve riayet ederiz. Onların bütün milliyetlerinin gereklerini tanırız. Bizim milliyetçiliğimiz, herhalde bencil ve gururlu bir milliyetçilik değildir.”

Mesleği itibarıyla başarılı bir asker olan Atatürk, bir devlet adamı ve düşünce adamı olarak, hayatı boyunca “insanlık ülkülerine” hizmet etmek ve “dünya barışını tesis etmek” konusunda çalışmıştır. Atatürk’ün “barış” düşüncesi, Türk milletinin ilk yazılı metinlerinden Göktürk Kitabeleri’ne yansıyan “cihanşümul” (küresel) hâkimiyet anlayışına ve Türk devlet geleneğinin “insanı yaşat ki, devlet yaşasın” felsefesine dayanmaktadır.

Onun “barış” düşüncesinin geri planında milli ve dini hassasiyetlerle yoğrulmuş Türk kozmolojisinin engin “hoşgörü” anlayışının da etkilerinin olduğu açıktır. Onun insanlık ve barış konusundaki tavrı çok nettir ve milliyetçilik anlayışının boyutlarını göstermektedir.

BAYRAK BAĞIMSIZLIKTIR

Nitekim o, “insanlık” kavramı ve insanlık ailesinin birer üyeleri olarak her birimize düşen görevler konusunda şunları söylüyor:

“Artık insanlık kavramı, vicdanlarımızı temizlemeye ve hislerimizi yüceltmeye yardım edecek kadar yükselmiştir.”

“Vatandaşların, bir milletin fertleri olmak itibarıyla millete, onun devlet ve hükûmetine ve mensup olduğu milletin medenî beşeriyetin bir ailesi olması açısından, bütün insanlığa karşı birtakım vazifeleri vardır.”

Atatürk öncelikle, savaşmış bile olsak diğer milletlerin kutsal değerlerine ve var olmak iradelerine saygılı olmak gereğini birçok defa vurgulamıştır. 10 Eylül 1922’de İzmir Karşıyaka’da kalacağı evin merdivenlerine serilen Yunan bayrağını kaldırtması hatırlardadır. Nitekim orada söylediği şu söz önemlidir:

“Bayrak, bir milletin bağımsızlık alâmetidir. Düşmanın da olsa hürmet etmek lâzımdır.” Atatürk, intikam hissini de “zulüm” kavramı ile eşleştirmiş, zalimlerin ve zulmün bir gün ortadan kalkacağına olan inancını da güçlü bir şekilde vurgulamıştır:

“Biz kimsenin düşmanı değiliz! Yalnız insanlığın düşmanı olanların düşmanıyız.”

“Bizim intikamımız, zalimlerin zulmüne karşıdır. Onlarda zulüm hissi yaşadıkça bizde de intikam hissi devam edecektir.”

“İnsanlığa yönelmiş fikir hareketi, er geç muvaffak olacaktır. Bütün mazlum milletler, zalimleri bir gün yok edecek ve ortadan kaldıracaktır. O zaman dünya yüzünden zalim ve mazlum kelimeleri kalkacak, insanlık kendisine yakışan bir toplumsal duruma erişecektir.”

Atatürk, başarılı bir asker, komutan olmasına rağmen, savaşı tasvip etmediğini belirterek savaş sonrasında çok net “barış” mesajları vermiştir. “Harpçi olamam; çünkü harbin acıklı hallerini herkesten iyi bilirim!”

Çanakkale Zaferi’mizin “Anafartalar Kahramanı” Mustafa Kemal Atatürk, Çanakkale savaşlarında kolunu kaybeden Fransız Generali Gouraud ile uzun yıllar sonra Ankara’da karşılaştıkları zaman (1930) generalin yanında bulunan Fransız Büyükelçisi Chambrun’a şunları söylemiştir:

“Türk topraklarında yatan onun şerefli kolu, memleketlerimiz arasında son derece kıymetli bir bağdır.”

YARIN: BAĞIMSIZLIK İSTEYEN ÜLKELERE ÖRNEK OLDUK