Bölgede tüm dengeler değişti: İran'ın Suriye'deki konumu giderek zayıflıyor

İran'ın Suriye'deki durumuyla ilgili çarpıcı bir yazı kaleme alan İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) kıdemli analisti Dr. Muhammed Abdulmecid, "ABD'nin ağır yaptırımları, Süleymani'nin öldürülmesi, Tahran'ın devre dışı kalmasıyla Moskova ve Ankara arasında yapılan mutabakat, İsrail'in hava saldırıları, Rusya'nın tutumunda yaşanan değişiklik ve İran'ın rejim içinde kendisine yakın isimlerin kenara itilmesi gibi gelişmeler, İran'ın Suriye'deki konumunun zayıflamasına yol açtı" ifadelerini kullandı.

Google Haberlere Abone ol
Bölgede tüm dengeler değişti: İran'ın Suriye'deki konumu giderek zayıflıyor
29.05.2020 21:40

İran Araştırmaları Merkezi (İRAM) kıdemli analisti Dr. Muhammed Abdulmecid, İran'ın Suriye'deki durumuyla ilgili Anadolu Ajansı için çarpıcı bir yazı kaleme aldı.

Son haftalarda Suriye, dokuz yıl süren krizin çözüme kavuşması ve yaşanan acıların sona ermesi umudunu canlandıran birçok gelişmeye sahne oldu. Fakat bu gelişmeler aynı zamanda İran’ın Suriye’deki konumuyla ilgili endişelerini de artırdı.

Esed yönetimindeki Suriye'nin içinde bulunduğu çıkmaz
Beşşar Esed’i iktidarda tutma ve muhalefeti yenme konusundaki “başarısından” sonra, Rusya bu askerî başarıyı politik alana da taşımak istedi fakat bu yöndeki çabaları sonuç vermedi. Bu nedenle realist bir aktör olarak Moskova hem Suriye içinde hem de uluslararası alanda ortaya çıkan yeni durumu ve yaşanan gelişmeleri tekrar değerlendirmek zorunda kaldı.

Kaybettiği meşruiyeti Esed’e geri kazandırmaya yönelik çalışmalarının başarısızlığı, etkili ülkeleri Suriye’nin yeniden yapılanması sürecine katılmaya ikna etme girişimlerinin sonuçsuz kalması, Esed rejiminin sabotajından kaynaklanan siyasi süreçteki çıkmaz ve Suriye Anayasa Komitesi’nin önünün tıkanması, Suriye’nin petrol ve doğalgaz kaynaklarının ABD’nin kontrol ettiği bölgelerde bulunması, Türkiye’nin rejimin İdlib’de ilerlemesini önlemeye yönelik kararlılığı, Sezar Yasası’nın Haziran ortasında uygulanmaya başlıyor olması ve Esed ile işbirliği yapanlara yaptırım beklentisi, rejim kontrolündeki bölgelerde zor ekonomik koşullar, sistemdeki yolsuzluklar ve halkın temel ihtiyaçlarını temin etmekteki sıkıntılar, sistemdeki çatlakların gün ışığına çıkması ve kıtlıktan dolayı halkın isyan etmesi ihtimali gibi nedenler, Moskova’yı Suriye krizini sona erdirmek için mantıklı bir siyasi çözüm arayışına yöneltmiş durumda. Tüm bunlara rağmen kendisini savaş alanında başarılı taraf olarak düşünen İran, esnek davranmak için hiçbir neden görmüyor.

Kremlin’e yakın medyanın Beşşar Esed’e saldırıları Moskova’nın Esed’e karşı memnuniyetsizliğini gösterdiği gibi, kendisinin gözden çıkarıldığı yönünde spekülasyonlara da yol açmıştı. Bu memnuniyetsizliğin birkaç nedeni var: Bunlardan biri, Esed’in İran’la ilişkileri ve iktidarda kalma arzusudur. Rusya’dan gelen baskılara cevap olarak Esed, asıl müttefikinin Rusya değil İran ve Hizbullah olduğunu vurguladı.

Esed'in gitmesi üzerinde anlaşıldı mı?
Rus medyası saldırılarının ardından, Astana sürecinin tarafları olan üç ülkenin Esed’i iktidardan uzaklaştırmak konusunda anlaşmaya vardığı yönünde bazı spekülasyonlar ortaya çıktı. Fakat beklendiği gibi İran bu yöndeki iddiaları reddetti. Nitekim İran Dışişleri Bakanlığı sözcüsü Abbas Musevi iddiaların temelsiz olduğunu vurguladı. İran Meclis Başkanı Uluslararası İşler Danışmanı Hüseyin Emir Abdullahiyan da (Türkiye’nin adını zikretmeden) İran ve Rusya’nın Esed’in gitmesi konusunda anlaştığı söylentilerini “ABD-Siyonist medyanın yalanlarını tekrarlamak” olarak niteledi. Bununla beraber Rusya’nın Tahran Büyükelçisi Levan Jagarian da söz konusu iddiaları reddetti.

Rusya’nın Suriye’de kendi jeostratejik ve ekonomik hedeflerini takip ettiği ve Esed’i bu hedeflere ulaşmak için bir araç olarak gördüğü aşikâr. Bu hedeflerin çoğuna ulaşıldığına göre, Esed’i desteklemeyi bırakması da olası bir durum. ABD ile Rusya arasında Esed’in gitmesi konusunda bir anlaşma yapılması ihtimali de söz konusu. Nitekim ABD’nin Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey’in “ABD Rusların Esed’den memnun olmadığının, ancak alternatifleri de olmadığının farkında. ABD uluslararası toplumun işbirliğiyle siyasi geçiş için gerekli koşulları sağlamaya çalışıyor” ifadeleri bu duruma işaret ediyor olabilir.

Öte yandan İran’ın Esed’in iktidarda kalması konusundaki ısrarı, Suriye’deki konumunu kaybetme ve Hizbullah ile olan irtibat hattının kesilme korkusundan kaynaklanıyor. İran Esed’in gitmesiyle bölgesel etkisinin zayıflayacağından endişe ediyor. İran Suriye’nin Esed yönetiminde başarısız ve çaresiz bir ülke hâline geldiğini, yarım milyondan fazla insanın öldürüldüğünü, nüfusun yarısının yerinden edildiğini, ülkedeki altyapının yüzde 75’nin yok edildiğini, nüfusun yüzde 80’inden fazlasının hayatını sürdürmek için yardıma muhtaç olduğunu ve Esed’in savaş sonrası süreci yönetemeyeceğini bilmesine rağmen hâlâ Esed’in iktidarda kalmasında ısrar ediyor. Çünkü İran zayıf bir Suriye’de projelerini daha kolay gerçekleştirebileceğini düşünüyor.

Fakat İran’ın bu konudaki ısrarı, Esed sonrası duruma hazırlıklı olmadığı anlamına da gelmiyor. Rusya ve ABD arasında Esed’in gitmesi konusunda nihai bir anlaşmaya varılana kadar, İran Esed’in iktidarda kalması konusunda ısrar edecektir. Buna rağmen bir anlaşmaya varıldığı zaman ise çıkarlarının garanti altına alınması şartıyla yeni koşullara uygun hareket edecektir. Rus medyasının Esed’e yönelik eleştirisinin ardından ve İran’ın Suriye’den çekilmesi konusunda bir anlaşma yapıldığı yönündeki spekülasyonların ortaya çıkmasından sonra, İran Dışişleri Bakanı Cevad Zarif’in Şam’a yaptığı ziyaret, Tahran’ın Suriye’deki konumunun zayıfladığına dair endişelerinin arttığını gösteriyor.

Mahluf'un Suriye'nin ekonomik alanında çıkarılması
Bazı yorumcular Esed’in kuzeni olan ünlü Suriyeli milyarder Rami Mahluf’un sahne dışına itilmesini İran ve Rusya arasındaki rekabete bağlıyor. Bu kesim, İran’a yakın olan Mahluf’un Devrim Muhafızları Ordusu’yla (DMO) petrol, doğalgaz ve telekomünikasyon alanlarındaki işbirliğinin altını çizerek, Kasım Süleymani ile yaptığı görüşmelere dikkat çekiyor. İran Mustazaflar Vakfı Başkanı Perviz Fettah’ın, kendisinin DMO Kooperatif Vakfı’nın başında bulunduğu dönemde, Süleymani’nin Fatımiyyun Tugayları’nın maaşlarını ödemek için başvurusuna ilişkin açıklamaları dikkate alınırsa, Süleymani’nin Mahluf’tan da benzer bir talepte bulunduğu düşünülebilir. Mahluf’un Bustan Yardım Derneği adında İranlı bir kuruluş vasıtasıyla İran’ın Suriye’deki yerel milislerine mali yardımda bulunduğu iddiaları da ortada.

Mahluf’a ait bir şirketin Libya’ya giden bir gemisinde Mısır gümrük memurları tarafından büyük miktarda narkotik madde bulunması, Lübnan’ın en büyük uyuşturucu üreticisi olduğu iddia edilen Hizbullah ile Mahluf arasındaki ilişkiler konusunda da spekülasyonlara yol açtı. Bu iddiaların teyit edilmesi veya reddedilmesi mümkün değil. Dolayısıyla Mahluf ve İran arasında yakın bir ilişki olduğuna dair güvenilir bir kanıtın olmadığını söylemek gerekir. Fakat bu iddialar doğruysa, Mahluf’un sahne dışına çıkması, İran’ın Suriye’deki konumunun zayıflaması demektir. Mahluf’a yönelik baskılar, Rus medyasının Esed yönetimini eleştirmesinin ve Mahluf’la ilgili yolsuzluk iddialarının gündeme gelmesinin ardından yeni boyutlar kazandıysa da Mahluf’un Rusya’nın desteğiyle devre dışına çıkarılmasında en önemli nedenin, rejimin içerideki imajını düzeltmeye çalışması ve ülkenin ekonomik yapısını yeniden şekillendirme çabalarıdır.

Tahran'ın Suriye'deki askeri varlığına son vermesine yönelik baskıların artması
İsrail’in hava saldırılarının son aylarda artması, İsrailli yetkililerin İran’ın bu yıl Suriye’den çıkarılmasında yeni bir aşama başlatma konusundaki açıklamaları ve İran’ın Rusya’yı İsrail saldırılarını engellemediği için eleştirmesi, şüphesiz Rus-İran ilişkilerini etkiliyor. İran söz konusu saldırıların Rusya yeşil ışık yakmadan gerçekleşemeyeceğine inanıyor. İran ayrıca Moskova’nın İsrailli yetkililer tarafından yapılan son açıklamalar karşısındaki sessizliğini, Moskova’nın İsrail ile olan anlaşmasına bağlıyor.

İran ve Esed rejimi, Rusya’nın S-300 hava savunma sisteminin Suriye’de konuşlanmasıyla, İsrail’in hava saldırılarının engelleneceğini umuyordu fakat bu hayalleri suya düştü. Bu sistem İsrail saldırılarını durdurmadığı gibi, esasen hiçbir zaman Esed güçlerine de teslim edilmedi. Geçen yıl İran’dan Rusya’ya bu konuda çokça eleştiri geldi. Bu yıl da Esed rejiminin bu konudaki öfkesi, Rus medyası saldırılarından dolaylı verilen yanıtlarda kendisini gösterdi.

ABD Dışişleri Bakanı Mike Pompeo’nun İran’ın Suriye’den çekilmesi gerektiğiyle ilgili açıklamalarının ardından, Rusya, ABD ve İsrail’in Bukemal bölgesinde Tahran-Beyrut otoyolunun kapatılması hususunda ve Tahran’ın Suriye çöllerindeki faaliyetlerine karşı anlaşmaya vardıklarıyla ilgili birkaç rapor yayımlandı. Söz konusu raporlara göre, Moskova Tahran’ı Bukemal bölgesinden çekilmeye ve kendisinin orada konuşlanmasına ikna etmeye çalışacak.

Tahran bu durumu kabul etmediği takdirde ise geçidi kapatmak için kara operasyonları başlayacak. Bu raporların doğruluğu teyit edilemese de bu tarzdaki yazıların yayınlanması şüphesiz Tahran’ın Rusya’yla ilgili endişelerini artıracaktır. Önceki dönemde İran’ın Suriye’deki varlığı Moskova için hayati bir gereklilikti. Mevcut şartlarda ise bu varlık maliyetli bir yük hâline geldi. Yine de bu durum, Moskova’nın şu aşamada İran’ın Suriye’den tamamen çekilmesini istediği anlamına gelmiyor. Rusya’nın hedefi İran’ın Suriye’deki varlığını azaltmaya yöneliktir.

İran Suriye'den çekilir mi?
İran’a bağlı milislerin Suriye’deki hareketliliği, bazı yorumcular tarafından İran’ın Suriye’den çekilmeyi planladığı şeklinde yorumlandı. Fakat sahada yaşanan bu gelişmelerin yeni bir durum olmadığı ve yaklaşık iki yıl önce başlayan bir süreç olduğu gözden kaçırılmamalı. Suriye’deki askerî operasyonların azalmasının etkisi, ABD yaptırımları ve İran’ın er ya da geç askerlerini Suriye’den çekmek zorunda kalacağı kanaatine varması, DMO komutanlarını Suriye’deki konumlarını koruyarak askerî güçlerinin sayısının azaltılabileceği kanaatine ulaştırdı. Bununla birlikte, İran’ın bazı güçlerini kaybetmekle projelerinden vazgeçecek bir ülke olmadığını da not etmek gerekir.

İran’ı hava saldırılarıyla Suriye’den çıkarmak mümkün değil. Kara operasyonları olmadan kimse İran’ı Suriye’den çekilmeye zorlayamaz. İran şimdiye kadar İsrail saldırılarıyla başa çıkmaya çalıştı ve İsrail’in yüzlerce saldırısına karşı sessiz kaldı. Görünen o ki İran, verdiği kayıplar kırmızı çizgisini aşmadığı sürece tutumunda bir değişikliğe gitmeyecek. İran medyası saldırılara karşı sessizliği gerekçelendirmek için, saldırıların asıl amacını İran’ın Suriye’deki varlığı değil, Esed hükümetini zayıflatmak ve İsrail’in Suriye’ye yönelik gayrimeşru eylemlerini meşrulaştırmak olarak sunuyor. Hasan Nasrallah’ın bu yöndeki sözleri İran medyasında tekrarlanıyor.

İran ABD baskılarına karşı en önemli ve belki de tek kartının bölgesel nüfuzu ve vekil güçleri olduğuna inanıyor ve Suriye’den çekilmesi durumunda bu etkisinin azalacağını düşünüyor. Bu nedenle, baskılara karşı olabildiğince dayanacak ve birliklerini Suriye’den çekmeye zorlandığında ise son yıllarda oluşturduğu, kendisine bağlı yerel milisler aracılığıyla çıkarlarını güvence altına almaya çalışacaktır. İran’ın Suriye’den çekilmesi için ikinci seçenek, uluslararası bir anlaşma kapsamında çıkarlarının güvence altına alınması olabilir. Ancak bunun da uzak bir ihtimal olduğunu söylemeliyiz.

Sonuç olarak, İranlı yetkililerin inkârlarına rağmen, ABD’nin ağır yaptırımları, Süleymani’nin öldürülmesi, Tahran’ın devre dışı kalmasıyla Moskova ve Ankara arasında yapılan mutabakat, İsrail’in hava saldırıları, Rusya’nın tutumunda yaşanan değişiklik ve İran’ın rejim içinde kendisine yakın isimlerin kenara itilmesi gibi gelişmelerin, İran’ın Suriye’deki konumunun zayıflamasına yol açtığını söyleyebiliriz.

Yorumlar