Bugünkü CHP'nin unuttuğu Atatürk ve Cumhuriyet İlkeleri-1

Atatürk de Türk İnkılâbı’nı ihtilalden ayrı değerlendirmekle birlikte yakınlıklarını da vurgulamaktadır. “Türk inkılabı nedir? Bu, kelimenin ilk bakışta ima ettiği ihtilal anlamından başka, ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir” diyen Atatürk, Türk milletinin hayatının devamında meydana getirdiği değişikliklerin herhangi bir ihtilalden çok inkılap olduğunu ayrıca belirtmiştir.

10.02.2020 10:00

KAVRAMSAL ÇERÇEVE

İnkılap, İhtilal, Reform, Islahat ve İsyan:

İsyan, ihtilal, devrim, tekâmül, inkılap gibi kelimeler aralarındaki farklılıklara bakılmaksızın çoğu zaman aynı anlamda kullanılmaktadır. Aynı zamanda birbirlerinin tamamlayıcıları durumunda olan bu kavramlar ele alınırken kullanıldığı yer ve konu bakımından ayrılıkları ve birliktelikleri vurgulanmalıdır.

İtaatsizlik, emre boyun eğmeme, ayaklanmak anlamlarına gelen isyan, sınırlı bir amaç ve hedefi gerçekleştirmek üzere devlete karşı başkaldırma hareketidir. Başarılı olan bir isyan, meşruiyetini sağlayan bir ihtilale dönüşebilir. Sosyal huzursuzlukların bir ifadesi olarak görülen bir isyan kendinden sonraki bazı hareketlerin de sebebi ve hazırlayıcısı olabilmektedir.

“Bozukluk, karışıklık, düzensizlik, perişanlık” anlamlarına gelen ihtilal, kavram olarak bir devletin siyasi teşkilatını, kanuni usullere uymadan zor kullanarak değiştirmek üzere yapılan halk hareketidir.

“Bir halden başka bir hale dönüşme, dönüştürme, değişme, değiştirme” anlamlarına gelen inkılap ise bir milletin sahip olduğu siyasi, askerî, sosyal ve kültürel müesseselerinde devlet eliyle makul metotlarla yapılan köklü değişikliklerdir.

Fransız dilinde inkılap kelimesinin karşılığı “évolution”, ihtilal kelimesinin karşılığı “révolution” olmasına rağmen, Batı dillerinde inkılap kelimesinin karşılığı olarak “rèvolution” kullanılmış, bu kelime aynı zamanda “isyan, ihtilal, devrim” kelimeleriyle aynı anlamı ifade etmiştir. Halk tarafından ülkenin idaresini değiştirmek için girişilen şiddet hareketi olarak tanımlanan “rèvolution”, sosyal, kültürel ve ilmî alanlarda toplumu etkileyen ani ve şiddetli değişikliktir. Bu tanımlamalardan anlaşılacağı gibi “isyan, ihtilal, devrim, inkılap” kavramları iç içe kavramlardır.

TÜRK İNKILABI

Atatürk de Türk İnkılâbı’nı ihtilalden ayrı değerlendirmekle birlikte yakınlıklarını da vurgulamaktadır. “Türk inkılabı nedir? Bu, kelimenin ilk bakışta ima ettiği ihtilal anlamından başka, ondan daha geniş bir değişikliği ifade etmektedir” diyen Atatürk, Türk milletinin hayatının devamında meydana getirdiği değişikliklerin herhangi bir ihtil alden çok inkılap olduğunu ayrıca belirtmiştir.

Türkiye’de bazen samimi, bazen kasıtlı bir şekilde bu kavramlar karıştırılmaktadır. Hal böyle iken Büyük Atatürk’ün bu konudaki ifadelerinin esas alınmasının gerekliliği ve doğruluğu ortadadır.

Atatürk Türk İnkılabı kavramını şöyle tanımlamıştır: “Türk milletinin son asırlarda geri bırakmış olan müesseseleri yıkarak yerlerine, milletin en yüksek medeni gereklerine göre ilerlemesini sağlayacak yeni müesseseleri koymaktır.”

Atatürk, bu tanım ve ifadelerden sonra Türk İnkılabı’nın amacını da şöyle izah etmiştir:

“Efendiler, yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağdaş ve bütün mana ve görüntüsüyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır.” İşte işaret edilen bu amaç ile verilen mücadele sonunda Türk devletinin, devamlılık anlayışı ile ilelebet payidar olması için Türk inkılabı gerçekleştirilmiştir.

ATATÜRKÇÜLÜK VE ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE SİSTEMİ 

Atatürkçü Düşünce Sistemi veya Atatürkçülük; temel esasları Mustafa Kemal Atatürk tarafından belirlenen, Türk milletinin ihtiyaçlarından ve gerçeklerinden ortaya çıkan, Türk milletinin bugün ve gelecekte tam bağımsızlığa, huzur ve refaha sahip olması, devletin millet egemenliği esasına dayandırılması, aklın ve bilimin yol göstericiliğinde Türk milli kültürünün çağdaş medeniyet düzeyinin üzerine çıkarılmasını amaçlayan, devlet hayatına, fikir hayatına, ekonomik hayata ve toplumun temel kurumlarına ilişkin gerçekçi fikir ve ilkeleri içeren topyekün bir milli modernleşme/değişim ve dönüşüm modelidir.

Atatürkçü Düşünce Sistemi, öngördüğü ve gerçekleştirdiği toplumsal, siyasal ve ekonomik model itibarıyla evrensel değerlere de dayanan bir düşünce sistemidir. Değişim ve dönüşümü esas aldığı için de dinamik bir yapı arz eder. Akıl ve bilimi esas alan yaklaşımı ve İnkılapçılık İlkesi hem düşünce sisteminin, hem de öngörülen toplumsal, siyasal ve ekonomik modelin çağdaş değişim ve dönüşümlere açık olduğunu gösterir.

Nitekim Atatürk 1925’te, “yaptığımız ve yapmakta olduğumuz inkılapların gayesi, Türkiye Cumhuriyeti halkını tamamen çağımıza uygun ve bütün mana ve biçimiyle medeni bir toplum haline ulaştırmaktır. İnkılaplarımızın temel prensibi budur. Bu gerçeği kabul edemeyen zihniyetleri darmadağın etmek zaruridir. Şimdiye kadar milletin dimağını paslandıran, uyuşturan bu zihniyette bulunanlar olmuştur. Herhalde zihniyetlerde mevcut hurafeler tamamen kovulacaktır. Onlar çıkarılmadıkça, dimağa gerçek pırıltılarını yerleştirmek imkansızdır” diyerek; Düşünce Sisteminin çağdaşlaşma hedefine işaret etmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, Atatürk’ün önderliğinde gerçekleştirilen bir milli kurtuluş savaşı sonrasında, belli temel esaslar üzerinde kurulmuştur. İşte Atatürkçü Düşünce Sistemi, bu temel esasları da içermekte ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluş felsefesini oluşturmaktadır. “Merkezî (Üniter) - Milli Devlet”, “Tam Bağımsız Devlet”, “Milli Egemenliğe Dayalı Demokratik, Laik Devlet” özellikleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel esaslarıdır. Bazı başka özelliklerle anayasalarımıza da yansıyan bu esaslar, Atatürkçü Düşünce Sisteminin de özünü oluşturan temel değerlerdir. Şu halde Atatürkçü Düşünce Sistemi, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni yaşatma ve yarınlara taşıma bilincini de ifade etmektedir.

CUMHURİYET’İN TEMEL ESASLARI

Tam Bağımsız Devlet

Türkiye Cumhuriyeti, Osmanlı Devleti gibi siyasal ve ekonomik bakımdan “yarı bağımlı” bir devletin enkazı üzerinde kurulmuş ve yükselmiştir. Bu nedenle “tam bağımsızlık”, Atatürk’ün baştan beri üzerinde en çok durduğu bir temel esas olarak hayata geçirilmiştir. Atatürk’ün tam bağımsızlık konusundaki en veciz sözleri, Nutuk’un hafızalarımıza işlemiş olan şu satırlarında yer almaktadır:

“Esas, Türk milletinin haysiyetli bir millet olarak yaşamasıdır. Bu esas ancak tam bağımsızlıkla temin olunabilir. Ne kadar zengin ve müreffeh olursa olsun, bağımsızlıktan yoksun bir millet medeni insanlık karşısında uşak olmak mevkiinden yüksek bir muameleye layık olamaz. Yabancı bir devletin koruyuculuğu ve kollayıcılığını kabul etmek insanlık vasıflarından yoksunluğu, aciz ve beceriksizliği itiraftan başka bir şey değildir. Gerçekten bu duruma düşmemiş olanların isteyerek başlarına bir yabancı efendi getirmelerine asla ihtimal verilemez. Halbuki Türk’ün haysiyeti ve izzet-i nefsi ve kabiliyeti çok yüksek ve büyüktür. Böyle bir millet esir yaşamaktansa mahvolsun evladır! Binaenaleyh, ya istiklal ya ölüm!”

Atatürk’e göre bağımsızlık, biçimsel ve sözde bir bağımsızlık değil, her alanda tam ve gerçek bir bağımsızlıktır. Nitekim, Haziran 1921’de Fransız temsilcisi Franklin Bouillon’a şunları söylemiştir: “Tam bağımsızlık denildiği zaman, elbette siyasi, mali, iktisadi, adli, askeri, kültürel ve benzeri her hususta tam bağımsızlık ve tam serbestlik demektir. Bu saydıklarımın herhangi birinde bağımsızlıktan yoksunluk, millet ve memleketin, gerçek manasıyla bütün bağımsızlığından yoksunluğu demektir.”

Atatürk bağımsızlık konusunda özellikle “mali bağımsızlık”a dikkat çekmiş ve bunun önemini vurgulamıştır. 1 Mart 1922’de Büyük Millet Meclisi’nin üçüncü toplantı yılını açarken bu konuda şunları söylemiştir: “Bugünkü savaşmalarımızın gayesi tam bağımsızlıktır. Bağımsızlığın bütünlüğü ise ancak mali bağımsızlıkla mümkündür. Bir devletin maliyesi bağımsızlıktan yoksun olunca, o devletin bütün hayat kollarında bağımsızlık felce uğramıştır. Çünkü her devlet organı ancak maliye kuvveti ile yaşar. Mali bağımsızlığın korunması için ilk şart, bütçenin ekonomik bünye ile orantılı ve denk olmasıdır. Dolayısıyla, devlet bünyesini yaşatmak için dışarıya başvurmaksızın memleketin gelir kaynaklarıyla idareyi temin çare ve tedbirini bulmak lazım ve mümkündür.”

Şüphesizdir ki, Atatürk’ün tam bağımsızlık anlayışı, yabancı düşmanlığı veya dış ilişkilerde yalnızcılık politikası anlamına gelmez. Daha Sivas Kongresi kararlarından başlayarak diğer milletlerle bilimsel, ekonomik ve teknolojik ilişki ve işbirliğini dikkate alan Atatürk, bu konuda şunları söylemektedir: “Türkiye’nin istiklali her sahada kamilen tasdik olunmak şartıyla kapılarımız bütün yabancılara genişçe açık kalacaktır.” “Biz yabancılara karşı herhangi hasmane bir his beslemediğimiz gibi, onlarla samimi ilişkilerde bulunmak arzusundayız. Türkler bütün medeni milletlerin dostlarıdır... Maksadımız yeniden yakınlaşmak, bizi başka milletlere bağlayan bağları arttırmaktır. Memleketler çeşitlidir, fakat medeniyet birdir ve bir milletin ilerlemesi için de bu yegane medeniyete katılması lazımdır.”

MERKEZİ (ÜNİTER) MİLLİ (ULUS) DEVLET

Çağımızın devleti, modern devlet, bazı istisnalar bir yana bırakılırsa, “milli (ulus) devlet” tir. Diğer bir deyimle, günümüzde devletin “insan” unsuru “millet” adını alan topluluktur. Türkiye Cumhuriyeti, yerine kurulduğu Osmanlı Devleti gibi, “çok milletli” bir imparatorluk değildir. İnsan unsuru Türk Milleti’ne dayanan, tam anlamıyla milli bir devlettir. Türk çoğunluğu topraklarını hedefleyen “Misak-ı Milli” sınırları üzerine kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu temel özelliği, Lozan Antlaşması’nda da milletler arası hukuk bakımından da tescil edilmiştir.

Atatürk 5 Kasım 1925’te Ankara Hukuk Fakültesi’ni açarken yaptığı konuşmada, milli devlet özelliğini şu şekilde açıklamıştır: “Bugünkü devletimizin şekli, asırlardan beri gelen eski şekilleri bertaraf eden en gelişmiş tarz olmuştur. Milletin, varlığını devam ettirmek için fertleri arasında düşündüğü müşterek bağ, asırlardan beri gelen şekil ve mahiyetini değiştirmiş, yani millet, dini ve mezhebi bağlılık yerine, TÜRK MİLLİYETİ bağıyla fertlerini toplamıştır.”

Atatürkçü Düşünce Sisteminin temel esaslarından biri olan milli devlet anlayışı, Fransız İhtilali’nden sonra gelişen evrensel-çağdaş değerlerden biri olduğu gibi, Milliyetçilik ilkesinin de tabii bir sonucudur.

Milli/ulus devletler, öncelikle insan unsurunu tek bir “milletin/ulusun” oluşturduğu devletlerdir. İkinci olarak bu devletler, iç ve dış “egemenliklerini” kendileri temsil eden devletlerdir.

Ulus devletler yönetim modeli (idari) bakımdan “federal” veya “merkezi/üniter” olabilir. Mesela ABD ve Almanya “federal - milli/ ulus devletlerdir”. Fransa ve Türkiye ise “merkezi/ üniter - ulus devletlerdir.”

Daha Misak-ı Millî ile başlayan ve kongrelerle devam eden merkezi-milli yeni bir Türk devleti oluşturma fikrini Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ve gelişim süreçlerinin tamamında görmek mümkündür. İç ve dış hukukun oluşturulması, kültür ve eğitim politikalarının belirlenmesi ve uygulanması hep bu temel esas üzerine bina edilmiştir.

Nitekim Atatürk, büyük Nutuk’ta devletin iki temel özelliğini bu arada “millilik” esasını şu şekilde ifade etmiştir: “Efendiler, bu nutkumla, milli varlığı sona ermiş sayılan büyük bir milletin, istiklâlini nasıl kazandığını, ilim ve tekniğin en son esaslarına dayanan millî ve çağdaş bir devletin nasıl kurduğunu anlatmaya çalıştım…”

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin merkezi/ üniter - milli/ulus devlet özelliği; hem ülkenin, hem de milletin bütünlüğünü, birliğini ve bölünmezliğini ifade eder. Türkçenin resmi, devlet, eğitim, bilim ve yayın dili olması; hukukun tekliği; idarenin merkezîliği; kültürel ve siyasal bütünlük bunu tamamlar. Mevcut anayasamızın pek çok maddesi devletin bu özelliğini belirlemiş, bu özelliklerin korunmasını pek çok bakımdan garanti altına almıştır. Anayasa, diğer bazı temel esaslarla birlikte (mesela laik devlet düzeni) devletin bu özelliğinin korunması için temel özgürlüklerin sınırlandırılabileceği esasını da getirmektedir. Hatta, olağanüstü hal uygulaması ve sıkıyönetim ilanı için merkezi-milli devlet düzeninin bozulması gerekçelerden biri olarak belirlenmiştir.

Anayasamızda özellikle 3., 42., 66. maddeler milli/ulus devlet esasını; 80., 126. ve 127. maddeler merkezi/üniter devlet esasını belirleyen maddeler olarak öne çıkmaktadır.

YARIN: CUMHURİYET’İN TEMEL İLKELERİ