Celal Şengör’ün açtığı pencereden bakmak…

19.09.2021 10:00

Belli unvanlara nail olanlar, isimlerinin unvansız anılmasından büyük rahatsızlık duyarlar. Ancak o unvanlarla anılmak için layık olmak gerekir. Çünkü unvanlar yapılan bilimsel çalışmalardan ziyade eğitimciliğin kalitesine verilir. Eğitimcilik de, içinde ahlakı da barındıran kıymetli ve saygıdeğer bir meziyettir. O sebeple bu yazımda, Celal Şengör’ü unvansız olarak ele alacağım.

Uç noktalarda yaptığı ve çoğu zaman tutarsızlıklarla dolu açıklamalarıyla yer yer gündem olan Celal Şengör, yine gündemde… Bu sefer, akıl uçuklatan rezilliğini marifetmişçesine dile getirerek gündeme oturdu. Aslında açıklamalarıyla, üzerine perde çekilen, konuşulmayan ve pek yargılanamayan bir duruma da pencere açtı... Yani bilinçsizce kendini ve kendi gibi olan meslektaşlarını ifşa etti.

Celal Şengör’ün akıl uçuklatan ifşasına gelirsek; katıldığı çevrim içi bir programda bir öğrencisine yaptığı tacizi yahut şiddeti de denebilir, gayet normal bir olaymışçasına anlattı. Bir marifetini anlatır gibi öğrencisinin eteğini kaldırıp kalçasına tokat attığını söyledi. Bu olay karşısında öğrencisinin dehşete düştüğünü ve kendisinin de haklı bir edayla, babanın yapması gerekeni yaptım, dediğini belirtti. Bunları bir eğitimci(!) olarak yapmış! Eğitimcilik bu mudur? Bunlar eğitimci çatısı altında kendinde hangi hakları görüyor? Çoban mısınız, hayvan mı ehlileştiriyorsunuz yoksa insan eğitiminden sorumlu bir insan mısınız? Bu durumu şiddet değil de bir taciz olarak ele alırsak ki bu durum bariz bir tacizdir de; o zaman aldıkları unvanları sapkınlıkları için de kullanıyorlar diyebiliriz. Ki bunun birçok örneği de var, Celal Şengör sadece kendini ifşa etmiş bir temsil.

Yani bilim camiasında Prof. unvanına bir şekilde layık görülmüş Celal Şengör, yaptığı bu açıklama ile akıllara bir atasözünü getirdi: “Eşeğe altın semer vursalar, eşek yine eşek.” …

Şengör’ün anlattığı olayda, öğrencisinin bir kız çocuğu olduğunu vurgulayarak yaptığı ahlaksızlığı normal görmesi ayrı bir problem. Bunun yanında bir de, baba-kız ilişkilerine karşı kötü örnek oluşturuyor. Yani babalar kızlarını dövmezse, öğretmenler eteklerini açarak onları taciz boyutunda mı dövmelidir? Celal Şengör’ün verdiği mesaj tam olarak bu. Göz önünde bulunan, sosyal bir pozisyona sahip bir bilim insanı, yaptıklarını ve konuştuklarını aklı ile düşünerek icra etmelidir. Ama Celal Şengör bu açıklamasında da olduğu gibi her açıklamasında bize “acaba aklı ile mi düşünüyor?” sorusunu sordurtuyor. Tabii bu açıklaması ile aklı ile düşünmediğini ilan etti, o ayrı..

Bir eğitimci, öğrencisinin yalnızca aklına dokunma hakkına sahiptir. Eteğine dokunmak, eteğini açmak, bedenine dokunmak vesaire bunlar düpedüz taciz! Üstelik bu olayın anlatımındaki tutum göz önünde bulundurulduğunda, yapılanın şiddet kapsamına da girdiği görülüyor. Apaçık bir şekilde şiddete övgü de var. Hâliyle Celal Şengör’ün; toplumdan itilmesi, görevden menedilmesi ve hukuk karşısında yargılanması gerekli.

Peki, şu her şeyi “kadın hakları” şemsiyesine tıkarak ortalığı mütemadiyen yangın yerine çevirenler, Celal Şengör’e karşı da yine meydanlara dökülecek mi..? Celal Şengör’ün taraftarları malum… İnsanlıkları gibi “kadın hakkı savunucusu” olmaları da, sadece kendilerine kadar ya hani… Eleştirenler var ama yarım ağızla… Misal Şahan Gökbakar eleştirmiş, güzel eleştirmiş evet ama eleştirisinde eleştiriden çok Celal Şengör övgüsü var gibi… Celal Şengör’ün bu sözleri sonrasında, onun anlık bir gaflete düşmüş olabileceğini vesaire ima etmek, özür beklemek; Celal Şengör’ü korumak ve bu yapılanı normalleştirmekten başka bir şey değildir. Bu yapılan normal bir şey değil, bunun özrü de yok ancak cezası var. Hâliyle bu normal olmayanı, marifetmişçesine anlatan kişi de normal değildir. Bir gaflete düştüğü doğru ama bunun anlık bir durum olup olmadığı tartışılır.

***Bir de şu var ki Celal Şengör olayının açtığı pencereden bakarsanız, Celal Şengör gibiler maalesef çoktur. Aldığı unvanla birlikte sapkınlıklarına kapı aralayan eğitimciler(!) var. Akademik kariyer yapmak isteyen kız öğrencilerin karşısında atlanması gereken bir eşik gibi duruyorlar. Elbette ki eğitim camiasına ve tüm eğitimcilere genel bir yafta değil bu… “Bana bir harf öğretenin kırk yıl kölesi olurum.” düsturu ile yazıyorum bu düşüncelerimi… Öğretme gayretinde olanları tenzih ederek çürük elmaların olduğunu söylemeyi de bir zorunluluk olarak görüyorum. Hiçbir meslek ve hiçbir unvan kutsal değildir. Bunları kutsallaştıran insanlardır, aynı şekilde kutsallığını zedeleyenler de insanlardır. Eğitimci kutsaliyetinin zedelenmemesi için Celal Şengör gibilere karşı susmamalıyız.

**Akademiyi, bir zamanların Unkapanı’na çevirmelerine müsaade edilmemeli… **