Damarlarımızdaki asil kan

20.09.2020 10:00

Genel olarak Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden alınan sözlerle konuşmalar ve yazılar sonlandırılır. Fakat ben öyle yapmayacağım. Farkında olmadan yaşadığımız, (yaşatılan) olaylar karşısında yeniden bir umut yeşertmek adına, yeniden başlıyoruz düşüncesiyle giriş bölümünde yazmayı tercih ediyorum. Gençliğe Hitabeden aldığımız güçle genç kardeşlerime sesleniyorum: Birinci vazifemiz Türk istiklâlini, Türk Cumhuriyetini, ilelebet, muhafaza ve müdafaa etmektir. Muhtaç olduğumuz kudret, damarlarımızdaki asil kanda mevcuttur!”

Yıllarca bizlere hep küçük fotoğrafa bakmayı öğrettiler. Bilinçli olarak yapılıp yapılmadığı tartışma götürür. Ne zamanki büyük fotoğrafa bakmak aklımıza geldiğinde sonuçlar uyku kaçırtan cinsten. Aile yapımız, eğitim sistemimiz, rol modellerimiz ve tarım…

Bu konularla ilgili Çinliler Çin Seddi’ni inşa etmeleri hikâyesi aklıma geldi.

Çinliler barış içinde yaşamaya karar verdiklerinde büyük Çin Seddi’ni inşa ettiler. Yüksekliğinden dolayı hiç kimselerin tırmanamayacaklarını düşündüler. Fakat inşasından sonraki 100 yılda Çinliler 3 misli daha fazla işgale uğradılar.

Düşman piyade askerlerinin hiçbir zaman duvara tırmanma ya da duvarı yıkmaya ihtiyaçları olmadı. Çünkü her zaman muhafızlara rüşvet verdiler ve kapılardan girdiler.

Çinliler yüksek ve kalın duvar inşa etmişlerdi; fakat duvar muhafızlarının karakterlerini inşa edememişlerdi.

Netice olarak, insan karakterini inşa etmek farklı ve önemli…

İnsan karakteri her şeyin inşasından önce gelir. Büyük fotoğrafa baktığımızda bugünkü ihtiyacımızın “insan karakteri” olduğunu açıkça anlarız. Özetle yeni neslin bugünkü ihtiyacı karakterdir.

Bir oryantalistin dediği gibi; “Eğer bir milletin medeniyetini tahrip etmek istiyorsanız bu 3 yolla olur;

- Aile yapısını tahrip edin.

- Eğitim sistemini tahrip edin.

- Rol modellerini ve referanslarını küçümseyin, alçaltın.”

Bende bir dördüncüyü ekliyorum,

- Tarımı bağımlı hale getrin, çiftçiyi üretimden uzaklaştırın. Özetle ülke tarımını tahrip edin.

Aileyi tahrip etmek için; anneliği küçümseyin ve alçaltın. Eğitim sistemini tahrip etmek için; eğitimcilere, öğretmenlere önem vermeyin ve toplumdaki itibarlarını düşürün ki, öğrencileri onları hakir görsün, küçümsesin.

Rol modellerin itibarını küçültün. Bilim insanlarını küçümseyin, hatta onlardan şüphe duyulsun ve kimse onları dinlemesin ya da takip etmesin. Adeta odalarından çıkamaz hale gelsinler.

Ülke tarımını dışa bağımlı hale getirin, üretimi kısıtlayın, tüketimi öyle parlatın ki zorunlu tüketim gıdalarını dahi ithalat yapalım. Amerikalının piposuna tütün, İtalyan’ların, Fransız’ların ve Alman’ların çikolatalarındaki fındıkları yetiştirmek bizim için övünç kaynağı olsun.

Söyler misiniz?

Şuurlu anne kaybolduğunda, adanmış Öğretmenler kaybolduğunda ve rol modeller itibarsızlaştırıldığında kim gençlere “İnsani değerleri” öğretecek?

Ülkemiz tarımında iş birliği sağlanamazsa, üretim planlaması yapılmazsa, verimlilik artırılmazsa, yüksek ve kaliteli ürünler üretilemezse, girdilerde tamamen dışa bağımlılık olursa, kooperatifleşme tamamen bitirilirse, sağlıklı ve güvenli ürünler üretilemezse, Söyler misiniz?

Ülkemiz gençlerinin, biz ziraat mühendislerini ülküsü ne olmalı?

Zaman kaybetmeksizin kendimize gelmeliyiz. İnsanın bir başka insan tarafından sömürülmesi sisteminde bizler olmamalıyız. Türk milleti adaletli, karakterli ve asaletlidir. Her zaman mazlumun yanında yer almıştır. Bizler adaletimiz, asaletimiz ve karakterimiz sayesinde ebediyete kadar payidar olacağız.

Unutmayalım ki;

Biz biriz, biz diriyiz, biz hep birlikte güçlüyüz, biz aşılmaz son kaleyiz!