Onbinlerce kişiyi öldürmüş terör örgütüyle beraber kol kola yürüyenler, binlerce kişiyi öldürmüş sol terör örgütleriyle gönül ve ideoloji ilişkisi yaşayanlar, Hendek-Kobani olaylarında yüzlerce kişinin ölümünde azmettirici olanlara özgürlük isteyenler, asker ve polislerimizi şehit eden katilleri baş tacı edenler;  son aylarda girift bir cinayet üzerinden MHP ve Ülkü Ocaklarına karşı iğrenç bir şekilde saldırıyorlar.

Beş bine yakın Ülkücüyü şehit etmiş devrimci, komünist artıkları, PKK yoldaşları, yabancı istihbaratların ülkemizdeki uşakları; Sinan Ateş cinayetinin ilk gününden itibaren hepsi bir seferberlik içinde bu konuyu hem MHP ve Ülkü Ocaklarının kurumsal kimliğine saldırı aracı yapıyorlar hem de kanlı sicillerini bu olay üzerinden örtbas etmeye çalışıyorlar. Bir de şu alçaklığa bakar mısınız, önü-arkası aydınlanmamış bir olayı toptancı bir mantıkla Türkiye’nin en köklü partisi olan MHP’nin “kapatılmasını” isteyebiliyorlar. Levent Gültekin gibi müptezel yorumcular teröristbaşı Öcalan’a, PKK’lı Demirtaş’a özgürlük isterken, “Her medeni ülkede MHP kapanır” diyebiliyor.

Onbinlerce insanı öldürmüş ve öldürmeye devam eden terör örgütüne hizmet eden HDP’nin, DEM’in kapatılmasına karşı çıkıp MHP’nin kapatılmasını istemek; ruh hastalığına ek olarak bilinçli bir kara propaganda atmosferi oluşturmanın da bir görev dağılımıdır.

Bunların hiçbirinin derdi suçluların cezalandırılması değil, MHP ve Ülkü Ocakları ile hesaplaşmak, mahkûm etmek ve itibarsızlaştırmaktır. Hangi delili koyarsanız koyun yapmaya çalıştıkları sadece budur. Televizyon programlarını adliye salonlarına çevirenler, bu olayı kendilerince bir fırsat olarak değerlendirmek istemektedir.

Bu girift cinayetin ilk günlerinden bugüne kadar sağduyusunu koruyan ve özgüvene dayalı duruş sergileyen MHP Lideri Devlet Bahçeli, MHP ve Ülkü Ocaklarını hedef alarak alçakça senaryo yazanlara, figüranlara, seferberlik halinde itibar suikasti yapmaya çalışanlara geçtiğimiz hafta şöyle seslenmişti:

“Hayatlarında tek bir defa Ülkücünün hakkını, hukukunu ve haysiyetini gözetmeyen mihrakların partimizi ve Ülkü Ocaklarını bir cinayetle anma teşebbüsleri ayrıca değerlendirilmesi gereken şerefsizce bir saldırganlıktır.

Bugüne kadar niye iddianame hazırlanmadı diye sordular.

İddianame hazırlandı, içi boş dediler.

Davamızı yargılamak için kuyruğa girdiler.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak beklentimiz şudur:

Mezkur iddianame ilgili mahkeme tarafından kabul edilip yargılama süreci derhâl başlatılmalıdır.

Kimin elinde hangi belge ve bilgi varsa mahkemeye sunmalıdır.

Hatta şahit olarak dinlenmek isteyenlere mahkeme kapısı açılmalıdır.

CHP’sinden İP’ine kadar malum partiler neyi biliyorsa acilen mahkemeye yetiştirmelidir.

Abdestten şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz.

Çiğ süt içmeyenin karnı da ağrımaz.

Bakalım hukuki süreç Ankara’da mı bitecek, yoksa Pensilvanya’ya mı dayanacak, hodri meydan, hep beraber göreceğiz.”

MHP Lideri Devlet Bahçeli bu cümleleri; dayanağı, belgesi, bilgisi, öngörüsü olmadan asla kurmaz. Türk milletinin kaderini belirleyen birçok olayda önceden yaptığı uyarılarında hep haklı çıkan bir lider olma özelliği de bu sözlerin dayanağını güçlendirmektedir.

Sinan Ateş’i Ülkü Ocakları Genel Başkanı görevine atayan ve onun yönetiminin Türk gençliğine daha iyi hizmet edebilmesi için çok katlı bir binanın tapusunu Ülkü Ocaklarına hediye eden ve daha sonra onu ansızın görevden alan kişi MHP Lideri Devlet Bahçeli olduğuna göre, olayların öncesine-sonrasına dair bazı yorumlarda bulunan herkesin çok dikkatli olması gerekmiyor mu?

Hele ki, bu girift cinayetten sonraki ilk açıklamasında “Genel Başkan olarak sorumluluk taşıdığım süre içerisinde, kendimde sır olarak sakladığım görevden alma nedenlerini yeri geldiğinde paylaşırım. Onlara şu an yandaşlık yapmış görev kaçkınlarını da o zaman tekrar hatırlatırım. Hayatları boyunca bir Ülküdaşımızın elinden tutmamış, şehitlerimize rahmet okumamış, hayrı dokunmamış, dokunaklı ve güzel bir sözüne tesadüf edilmemiş, acımızın ve sevincimizin içinde yer almamış ne kadar haşarat varsa cinayeti malzeme olarak kullanmaktadır.” açıklamasını yapmış bir liderin duruşu, özgüveni, resti; herkesin bu cinayet üzerinden attığı adımlara, kurduğu cümlelere, hadsizliklere bir sınır çizmesini gerektiriyor.

Bu açıklamalar; olayların öncesinde ve sonrasında akıl tutulması yaşayan, iftira atan, MHP ve Ülkü Ocakları düşmanlığı noktasında histeri nöbeti geçiren herkese “Hodri meydan” diyor.

“Yargılama süreci derhâl başlatılmalıdır.

Kimin elinde hangi belge ve bilgi varsa mahkemeye sunmalıdır.

Hatta şahit olarak dinlenmek isteyenlere mahkeme kapısı açılmalıdır.” diyen bir lidere, kimse hukuk dersi veremez, bu olay üzerinden yön tayin edemez.

Tüm bu sözleri bir de CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in kendisine "Devlet Bahçeli'nin bu işte bir dahlinin olduğunu düşünüyor musun?" diye sorduğunda "Ben Devlet Bahçeli'nin bu işle hiçbir ilgisinin, haberinin olduğunu düşünmüyorum" şeklinde cevap verdiğini söyleyen Sinan Ateş’in eşi Ayşe Ateş’in sözleriyle değerlendirdiğinizde MHP Lideri Devlet Bahçeli’de olan özgüveni daha iyi anlarsınız.

1 Temmuz’da mahkemesi görülmeye başlanacak bu olayın elbette önü ve arkası aydınlanacaktır. Bilinen- bilinmeyen birçok gerçek ortaya çıkacaktır.

Takıntılı, saplantılı, ezeli ve ebedi MHP ve Ülkü Ocakları düşmanlarının gazete sayfalarını, televizyon ekranlarını, sosyal medyayı adliye salonuna çevirdiğine bakmayın, olayın birçok yönü gerçek mahkemede aydınlanacaktır. İşte o gün “hukuki süreç Ankara’da mı bitecek, yoksa Pensilvanya’ya mı dayanacak?” sorusunun cevabı bulunacaktır. Adalet, hukuk gibi kavramların arkasına saklanarak MHP ve Ülkü Ocaklarına saldıranları bu süreçte iyi not alın, yarınlarda onlara diyecek çok sözünüz olacak…