Devlet, ihanete seyirci mi kalsın, bay İmamoğlu?

03.09.2019 10:00

BAY İmamoğlu’nun, İstanbul’un çözüm bekleyen sorunlarını bir kenara bırakıp, PKK uzantılarına diyet ödemeyi her şeyin önüne geçirmesini, hukuk ve demokrasi ile izah etmeye kalkışması, nasıl bir çıkmazın içinde düştüğünün belgesidir. Diyarbakır’a kadar giderek, terör üssü haline gelmiş belediyelerin görevden alınan başkanlarına sahip çıkmasının eleştirilmesine üzülüyormuş. Diyarbakır’da, yasanın seçim öncesi bütün incelemelerini yapmış olduğu, Yüksek Seçim Kurulunun bizim vatandaşımızdır, hiçbir sıkıntısı ve sorunu yoktur diyerek seçime girebilir dediği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ile görüşmüşmüş. Demokrasiyi güçlendirmek istiyorlarmış.

SEÇİME GİRMEK, İHANETİ TEMİZLEMEZ

Neresinden başlayıp, hangi birini düzeltelim. Bozuk CHP zihniyetinin başka bir yansıması ve her harfine kadar sorunlu ve yanıltıcı bir açıklama. YSK, seçime giren hiç kimse için bir “sıkıntı ve sorunu yok” demiyor. YSK sadece adayların hükümlü olup olmadıklarına ve bu durumun anayasada belirtilen ve kanunların öngördüğü şekilde seçilmelerine bir engel teşkil edip etmediğine bakıyor. Hangi suçtan olursa olsun, mahkemesi devam edenler henüz hükümlü olmadıkları için seçime girebiliyorlar. Dolayısı ile bu belediye başkanlarının seçime girmiş olmaları, temiz ve masum oldukları anlamına gelmeyeceği gibi, hükümlü olmayacaklarının teminatı da değildir. Haklarındaki iddialara rağmen aday gösterilmelerinin altında, terörü meşrulaştırmak, teröristlerin önünü açmak gibi son derece tehlikeli bir maksat vardır ve bu tartışmasızdır.

TERÖRÜ MEŞRULAŞTIRMA ÇABASI

Bay İmamoğlu’nun milletin aklıyla alay eden açıklamalarında bilerek ve isteyerek görmezden geldiği bir husus daha var. Bu isimlerin seçime girmeleri ve kazanmaları, kendilerine her türlü ihaneti yapma yetkisi vermez. İçişleri Bakanı, “Hukukun ve demokrasinin en temel görevi, milletin verdiği temiz oyları teröre istismar ettirmemektir. Terörle demokrasi arasına bir meşru kanal açmaya çalışanlar sorumsuzluk işlemektedirler” diyerek kesin ve net bir çizgi çekmiştir. Teröre yardım ve yataklığın demokrasi ve hukukla uzaktan yakından bir ilgisi olamaz. Bu isimlerin neden görevden alındıkları İçişleri Bakanlığının yaptığı açıklama ile kamuoyuna duyurulmuştur.

BELEDİYELERİ TERÖRE ARKA BAHÇE YAPTILAR

Açıklamada, “Son yıllarda teröre karşı yürütülen kararlı mücadele sonucunda büyük bir acziyete düşen PKK/KCK terör örgütü ve uzantıları; bazı belediye başkanları aracılığıyla belediyelerin imkânlarını illegal amaçlar için kullanmışlardır. Anayasa ve kanunlarda görev ve sorumlulukları tanımlanan, devletin bütünsel organizasyonunun bir parçası ve temel görevi, vatandaşların mahalli ve müşterek nitelikli ihtiyaçlarını karşılamak olan bazı belediyeleri terör faaliyetlerinin desteklenmesi için militan kaynağı, mali kaynak ve araç-gerecin temin edildiği lojistik merkezlere dönüştürmeye çalışmışlardır. Hatta bu belediyeleri ülkemizin diğer bölgelerinden ayrı bir yönetim modelinin parçası haline getirmeye çalışarak Anayasa’mızın 3. maddesinde açıkça tanımlanan, ülkemizin devleti ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne kasteden bir araç olarak kullanmışlardır. Bu durumun adli ve idari soruşturmalar ile tespit edilmesi sonucu; Bakanlığımızca terör örgütleri ile iltisak-irtibatı olan, terör örgütlerine destek verdikleri yönünde tespit ve deliller bulunan belediye başkanları Anayasa’nın 127’nci maddesi ve 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 47’nci maddesine istinaden görevden uzaklaştırılmış, yerlerine Belediye Kanunu’nun 45’inci maddesi uyarınca belediye başkan vekilleri görevlendirilmiştir” denilmektedir.

DEMOKRASİ, BÖLÜCÜLERİN KALKANI MI?

Bay İmamoğlu, devlet bu suçların işlenmesine, belediyeleri terör faaliyetlerinin desteklenmesi için militan kaynağı, mali kaynak ve araç-gerecin temin edildiği lojistik merkezlere dönüştürmesine, bu belediyeleri ülkemizin diğer bölgelerinden ayrı bir yönetim modelinin parçası haline getirmesine seyirci mi kalsın? Hukuk bunları görmezden mi gelsin? Demokrasi, bölücü ve hainlerin kalkanı mı olsun? “Bir suçu varsa neden dışarıda?” sorusu, tamamen tribünlere oynamaktır. Yargı henüz kararını vermemiştir. Dışarıda olmaları, bütün bu suçların işlenmediği anlamına gelmediği gibi, yargılamaya bağlı olarak tutuklanmayacaklarının da bir garantisi yoktur.

AYNI YERDE DEĞİLİZ

“Diyarbakır benim, İstanbul benim, her yurttaşın olduğu gibi hepsi bizim. Aynı yerdeyiz, aynı gemideyiz” sözleri tamam da, bu cümlelerin sonunu, “Yapılan iş yanlıştır. Bu yanlışı düzeltin ki birilerinin eline fırsat geçmesin” diye getirirseniz, o sözleri de yok etmiş olursunuz. Yapılan yanlış, bu terör destekçileri için hukuk işlemesi değil, bunlara sahip çıkarılıp, teröristlerin savunulmasıdır. Bu yanlıştan, bu diyet ödeme uğruna ülkenin felakete sürüklenmesinde bir sakınca görmeme anlayışından vazgeçin ki, birilerinin eline fırsat geçmesin. Bu ülkenin bölünmez bütünlüğünden yana olan hiç kimse, ne teröristle, terörün siyasi uzantıları ile bölücü ve hainlerle aynı yerde olur, ne de aynı gemide bulunur. Bu hain güruhu ile aynı yerde bulunup, aynı gemiye binenler, aynı ihanetin yolcularıdır ki, bizim onlarla hiçbir işimiz olmaz, olamaz. Tatil yapmaktan fırsat bulduğunuz zamanları belediye başkanı olmanın diyetini ödemeye ayırmak yerine, İstanbul’un sorunları ile ilgilenmeye ayırırsanız, işte o zaman demokrasi ve hukuk yerini bulur, milli iradenin gereğini yapmış olursunuz.

Mail: orhankaratas@turkgun.com