Devletler oyunu ve Heraklitos'un yanılgısı

19.07.2019 10:00

Yeni bir döneme giriyoruz.

Dış politikamız Batıcı klişelerin dışında şekilleniyor.

Türkiye, İkinci Dünya Savaşı sonrasında girdiği süreçten farklı bir pozisyon alıyor.

Atlantik Paktı'nın patronu Amerika'nın ezberini bozan radikal bir tutumla Rusya'dan S-400 savunma sistemini alıp, konuşlandırıyor.

Tarihin kapısı tecrübe anahtarıyla açılır.

Tecrübe tekrarla şekillenir.

Yeni pozisyon, bir anlamda aslında yeni değildir.

Anlaşılan o ki, yeni pozisyon devletler ilişkisini  gerilere götürmüş, Türkiye nezdinde adeta Kurtuluş Savaşı yıllarına taşımıştır.

Bu konuyu açmadan önce şu önemli hususu belirtmeliyim: Atlantik Paktı her ne kadar Anglo-Sakson bloku ve Kontinental blok diye ikiye ayrılarak derin çelişki içerse de söz konusu İslam dünyası ve hele hele Türkiye olduğunda tek blok halinde pozisyon alabiliyor.

Devletler oyununun Suriye-Akdeniz hattında odaklandığı günümüzde siyasi denklemin içerdiği tablo, belirttiğimiz gerçeği gözler önüne seriyor.

Türkiye, Suriye sınırını kripto devletlerin alanı olmaktan çıkarma yolunda kararlı bir duruş sergiliyor. Amerika ve İsrail'in bölgedeki tercihlerinin aksine takınılan tutum, milli devlet esaslarına uygun seyrediyor. Bu politikanın şüphesiz bedeli var. Ama bağımsızlık bedel ister ve Türkiye bu bedeli asgari fedakârlıkla savuşturacak güce sahiptir.

Tarih bize öğretmiştir ki devletler oyunu bir ittifaklar ve paydaşlıklar oyunudur. Hiçbir devlet milletler mücadelesini tek başına göğüslemez. Birinci Dünya Harbi'nde karşımızda İngiliz, Rus, Fransız, İtalyan ardından Yunan devletleri vardı. Biz de Almanya, Avusturya, Bulgaristan ittifakıyla birlikte hareket ettik.

Harbin sonuna doğru Ruslar çarı tarihe gömdü; ancak savaşmaya mecalleri yoktu; Kolçak’ın çarist direnişi ve kıtlıkla boğuşuyorlardı.Türkiye, Ruslarla yaptığı anlaşmayla doğu sınırını garanti altına aldı.

Batı dünyasındaki blok da artık net değildi.

İngiliz halkının, çocuklarının daha fazla ölmemesi yolunda  Parlamentoya baskı yapması sonucu ceplerinde banker Zaharof’un parası, ellerinde İngiliz silahları, başlarında Britanya ordusunun komutanlarıyla Yunan Palikaryası, Anadolu’nun işgaline yönlendirildi.

Kurtuluş Savaşı tarafların netleştiği ilginç bir mücadele zeminidir ve her bakımdan öğreticidir.

Bugün Türkiye'nin diplomatik anlamda mücadele ettiği denklem, bu tablonun tekrarı olarak anlaşılabilir.

Zira batı denkleminde İngiliz otoritesi gitmiş, yerine Amerika sultası gelmiştir. Fransa'nın tutumu o günlerde de ikirciklidir, bugün de öyledir. Yunanistan bugün de batının askerliğine soyunmuş durumdadır.

Kıbrıs açıklarında yapılan doğal gaz arama çalışmalarında takındığı tutum, savaş kışkırtıcılığı boyutundadır.

Jeopolitika Suriye ekseninde odaklanmıştır. Sorunun kaynağı, çözümün kaynağını da içermektedir.

Tarafları belirleyen, şekillendiren, biçimleyen olaylar dünün coğrafyasında ya da o toprakların kıyısında yaşanmaktadır: Yani Orta Doğu’da. Türkiye, bölgedeki gelişmelere sırtını dönerek varlığını sürdüremez; devletler oyununu  kendi çıkarına uygun ve güvenliğini teminat altına alacak şekilde kilitleyecek hamleler yapmak zorunda.

Yapıyor da.

Heraklitos, "İki kere yıkanılmaz aynı ırmakta şimdi akan sular çoktan geçmiştir" dese de, tarihin ırmağı aynı hız ve karakterde akar. İki kere, üç kere, yüz kere aynı ırmakta yıkanılır. Gerekli tedbirler alınmaz, güçlü olmak yolunda teşkilatlı olunmazsa o ırmakta boğulunur bile.