‘Devlette devamlılığın anahtarı adalet ve liyakat'

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

‘Devlette devamlılığın anahtarı adalet ve liyakat'
13.10.2018 10:00

BAHADIR ÇOBAN / TÜRKGÜN

Kamu-Sen Genel Başkanı Önder Kahveci, “Şu aşamada kamu görevlilerinin en çok şikâyet ettiği konu, kamu personel sisteminin dayanağı olan kariyer ve liyakat ilkelerinin tahrip edilmesidir. Liyakate en büyük tahribatı mülakat sistemi verdi. Son dönemde kamuda atama ve terfilerde liyakat ilkesi göz ardı edildi, hakkaniyet ise hiçe sayıldı.” dedi.

TÜRKGÜN'E konuşan Türkiye Kamu-Sen Gelen Başkanı Önder Kahveci, Bahadır Çoban’ın sorularını cevaplandırdı. Kahveci, “Sendikal etkinliğin, özgürlükler alanının geniş, demokrasilerin güçlü olduğu toplumlarda daha yoğun olduğu gerçeğinden yola çıkarak sosyal refaha dayanan toplumsal bir düzen istiyoruz” dedi.

Türkiye Kamu-Sen olarak çalışmalarınız hangi alanlarda yoğunlaşıyor?

Sendikalar, üyelerinin hak ve menfaatlerinin korunup geliştirilmesi için kurulmuş dayanışma örgütleridir. Dolayısıyla bir çatı örgüt olarak bizim de önceliğimiz kamu görevlilerinin mevcut haklarının muhafaza edilmesi ve bu hakların üzerine yenilerinin eklenmesidir. Kamu görevlilerinin tamamının çatısı altında örgütlendiği, çatışan değil çalışan, yol gösteren ve hak ettiğini mutlaka alan bir konfederasyon olarak üyelerimize artı değerler katmak amacındayız. Milli değerlerine bağlı, büyük bir Türkiye için hareket ediyoruz. Ne var ki, hepimizin bildiği üzere ülkemiz, son yıllarda tamamen aleni hale gelen bir saldırı ile karşı karşıya bulunuyor. Konfederasyon olarak ülkemize karşı içeriden ve dışarıdan girişilen bu saldırıların başlangıç noktasında Türk memurunun bulunduğunu düşünüyoruz. Devlet varsa memur vardır; bir toprak parçasında memur görev yapıyorsa o toprak parçası bir devlete aittir. Bu nedenle bizim varlığımız, devletimizin varlığıyla kaimdir.

“DEVLETİN BEKASI HER ŞEYDEN ÖNCE GELİR”

Devlet ve memur arasındaki sıkı ilişkiden bahsediyorsunuz yani…

Tabii ki. Bizim için her şeyden önce vatanımızın güvenliği, devletimizin bekası gelir. Gerisi bizler için ikinci dereceden önemlidir. Milletimizin sorunu bizim de sorunumuz, devletimizin düşmanı bizim de düşmanımızdır. Dolayısıyla devletin teşkilatlanmasında meydana gelen her türlü değişim memuru da doğrudan etkilediği için bizim de faaliyet ve ilgi alanımıza giriyor. Herkesin kanun önünde eşit olduğu, hiç kimseye ayrımcılık yapılmayan hakkaniyetli, adalete ve liyakate dayanan bir sistem için mücadele ediyoruz. Ne var ki, son dönemde kamuda atama ve terfilerde liyakat ilkesinin göz ardı edildiği, hakkaniyetin hiçe sayıldığı, tamamen kişisel kararlara dayanan, mülakat ağırlıklı bir sistem gelişiyor. Hizmette verimliliğin, hayatta mutluluğun, görevde başarının, devlette devamın anahtarının adalet, hakkaniyet ve liyakat olduğunun bilincindeyiz. 15 Temmuz hain darbe girişiminde, liyakate dayanmayan yalnızca belli gruplara ayrıcalık sağlanan sistemin devletimizi nasıl uçurumun eşiğine getirdiğine şahit olduk. Geçmişten ders alınmadığı taktirde ülkemizin yeni bir tehditle karşı karşıya kalacağının da farkındayız. Bu nedenle biz, bu süreçte en büyük enerjimizi kamuda adalet, hakkaniyet ve liyakatin yeniden tesis edilmesi için harcıyoruz.

SORUN MÜLAKAT SİSTEMİ

Ülkemizin mevcut şartlarında kamu kesiminin en çok muzdarip olduğu hususlar neler?

Şu aşamada kamu görevlilerinin en çok şikâyet ettiği konu, kamu personel sisteminin dayanağı olan kariyer ve liyakat ilkelerinin tahrip edilmesidir. Bu noktada liyakate en büyük tahribatı mülakat sisteminin yaptığını söylemek mümkündür. Son günlerde birçok kamu kurum ve kuruluşunun yeni memur alımlarında ya KPSS sınavından yeterli puan alma şartı istemediği ya da KPSS puanını düşük tutarak sözlü sınavla personel aldığı görülmektedir. Son yıllarda bazı yönetmeliklerde yapılan değişikliklerde Türk kamu personel sistemine, zıt denilebilecek iki eğilimin aynı anda gerçekleştirildiğini görmekteyiz. 2002’de yürürlüğe giren kamu görevlerine ilk defa atanacaklar için yapılacak sınavlar hakkında genel yönetmelikle, memurluğa girişte merkezi sınavla personel alınması sistemi daha fazla merkezileştirilmişti. Böylece, memurluğa girişte liyakate önem verilmişti. Ancak sonradan yapılan bazı düzenlemelerle, merkezi sınavla personel alımını sınırlandırarak ya da bu duruma bir istisna getirerek, kamuda sınavsız işe girmeyi sağlamak amaçlandı. Kamuda A grubu kadro için merkezi sınavın yanı sıra mülakat da yapılırken, B grubu kadrolar için merkezi sınavla atama yapılmaktaydı. Ancak yeni düzenlemeler, B grubu kadrolara da mülakatla atama yapılmasının önünü açtı. Her ne kadar 2011 ve 2013 yıllarında sözleşmeli personel, 2018 yılında da taşeron işçilerin statü değişikliği ve geçici personelin 4/B’ye geçişi sağlanmış olsa da; sözleşmeli personel istihdamı aynı hızıyla sürüyor. Üstelik bütün kurumlarda sözleşmeli personel mülakatla atanıyor. Henüz kamudaki yasadışı yapılanmalar tam olarak tasfiye edilmemişken, mülakat sistemi, objektif ve herkesce kabul edilen sonuçlar içeren yazılı sınavları etkisiz kılıyor. Kamuda yeni birtakım yapılanmalara mahal tanıması kuvvetle muhtemeldir. Güvencesiz sözleşmeli istihdamı da kamuda büyük bir kargaşa yaratmaktadır. Ülkemizde kamu kurumlarında 657 sayılı Kanunun 4/A ve 4/B maddeleri uyarınca, 5393 sayılı Kanuna tabi olarak; sözleşmeli, idari hizmet sözleşmesi, kamu dışı sağlık personeli, vekil gibi adlar altında uygulanan çeşitli istihdam modelleri, çok başlı ve karmaşık bir yapının ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Aynı kurumda aynı işi yapan ancak tabi oldukları yasal mevzuatın farklı olması nedeniyle maaşları, emeklilik hakları, iş güvenceleri, atama, tayin ve terfi ile sosyal ve özlük hakları farklı olan kamu görevlileri bulunmaktadır. Bu durum kamuda büyük adaletsizliklere, istihdam modelleri nedeniyle darmadağın olmuş ailelere yol açmaktadır. Türkiye Kamu-Sen olarak kamuda bu çok başlı yapıya son verilmesi, tüm kamu görevlilerinin güvenceli ve kadrolu olarak istihdam edilmesi gerektiğine inanıyor ve tüm geçici, vekil, sözleşmeli gibi adlar altında çalışan güvencesiz personelin kadroya geçirilmesini ve aile birliğinin sağlanmasını istiyoruz.

EMEKLİNİN GÜCÜ DÜŞÜK

Kamu çalışanlarının ekonomik anlamda beklentisi nedir?

Özellikle enflasyon oranlarının yıllık yüzde 25’lere dayandığı bir ortamda bütün ödemelerle birlikteyüzde 14,8 zam alan kamu görevlileri, büyük bir ekonomik çöküş yaşamaktadır. Yaptığımız en son araştırmaya göre Eylül ayında memurlarımız önceki aya göre 212 TL daha fakirleşti. Bu yıl, yani son dokuz ayda dört kişilik ailenin zorunlu harcamaları tam 722.25 lira zamlandı. Zamlar karşısında memur ve emeklilerin dayanma gücünün kalmadı. Çalışanlarımızın hayat standartları giderek düşüyor. Döviz kurundaki artış her alana olumsuz olarak yansımaktadır. Avrupa’da ortalama memur maaşı 3 bin 500, 4 bin Euro arasındayken; Türkiye’de 493 Euro’ya gerilemiştir. Yani Türk memur, Avrupalı bir memurun yedide-sekizde biri kadar maaş almaktadır. Dolayısıyla şu anda en ucuz iş gücü Türkiye’dedir. Bu durum pahalılığın toplum hayatını doğrudan etkilediğini göstermektedir ve daha fazla sürdürülemez. Biz, içinde bulunduğumuz durumdan çıkmak için mutlaka kamu görevlileri ve emekliler başta olmak üzere çalışanların alım gücünün yükseltilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Memurlarımızın elbette bunlar dışında da pek çok sıkıntısı vardır.

EK GÖSTERGEDE SORUN VAR

Siz “3600 ek göstergenin kamu çalışanlarının bütününe uygulanması gerektiğini” söylüyorsunuz. Kamu çalışanları arasında bir ayrım mı söz konusu? 

Ek gösterge bugün kamu personelinin en önemli sorunlarından biridir. Memur maaşlarının önemli bir kalemi olan ek gösterge hem görev ücretini hem de emekli maaşını önemli oranda belirliyor. En son 2013’te ek gösterge cetvelinde düzenleme yapıldı ve daire başkanları ile grup başkanlarının ek göstergesi 3000’den 3600’e çıkarıldı. Bu değişiklikle birlikte genel müdür yardımcılarıyla, o zaman Başbakanlık ve Bakanlıklarda görev yapan daire başkanlarının ek göstergeleri eşitlendi ama mahalli idarelerde görev yapan daire başkanlarının ek göstergeleri 3000’de kaldı. Değişiklik sonrası benzer sorunlar üniversitelerde de oldu. Bu düzenlemeden sonra, hiyerarşik olarak üst pozisyonda olan genel sekreter yardımcılarının 3000 olan ek göstergeleri daire başkanlarının ek göstergelerinin altında kaldı. Ayrıca teknik hizmetler sınıfında yer alan kadrolarda görev yapmakta iken genel idare hizmetleri sınıfında bulunan kadrolara yönetici olarak atanan kamu görevlileri ile kadroları genel idare hizmetleri sınıfında bulunan yöneticilerin ek göstergeleri de kadro ve görev unvanları aynı olmasına rağmen farklı belirleniyor. Benzer durumların birçok unvanda olduğu da bilinen gerçekler arasında. Yani amir durumunda olan birçok personelin ek göstergesi emrinde çalışan personelin ek göstergesinden daha düşük halde. Aynı zamanda ek gösterge uygulamasının belirli bir standardı da bulunmuyor. Yardımcı hizmetler sınıfında bulunan personel ek gösterge uygulamasından faydalanamıyor. Sistem nedeniyle işçi ve memur arasında emekli maaşı ve ikramiye bakımından memurlar aleyhineyüzde 15 ile yüzde 40 arasında bir farkın ortaya çıktı. Görüldüğü üzere ek gösterge konusunda kamu çalışanlar arasında büyük bir ayrım ve mağduriyet söz konusu. Biz de bu nedenle ek gösterge sorununun yalnızca belli unvanlar için değil, tüm kamu görevlileri bakımından yeniden ele alınması için çaba sarf ediyoruz. Bu noktada MHP Konya milletvekili ve Genel Başkan Yardımcısı sayın Mustafa Kalaycı, bir kanun teklifini geçtiğimiz günlerde TBMM’ye sundu. Sayın Kalaycı’nın hazırlamış olduğu teklifin kanunlaşması halinde ek gösterge sorunu kamu görevlilerinin gündeminden düşecek, emekli maaşları ve ikramiyesi yükselecektir. Bu bakımdan hassasiyetlerimizi dikkate alarak titiz bir çalışma yürüten MHP’ye bir kez daha teşekkürlerimi sunuyorum. Türkiye Kamu-Sen olarak ek gösterge sorununun çözülmesi için her türlü girişimde bulunacağımızın altını bir kez daha önemle çiziyorum.

Hükümet ve Meclis’ten beklentileriniz nedir?

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine, milletimizin iradesiyle geçildi. Yeni yasama yılı da bu ay itibarı ile başlamış bulunuyor. Ortaya çıkan meclis aritmetiği, Cumhurbaşkanının ve hükümetin omuzlarına son derece önemli görev ve sorumluluklar yüklüyor. Yeni bir hükümet etme sistemine geçilmiş olması, birçok belirsizliği ve toplumumuzun aşina olmadığı bir yapıyı da beraberinde getirdi.Bu süreçte öncelikli olarak toplumsal ayrışmalara mahal verilmemesi, toplumun hiçbir kesiminin ötekileştirilmeden, yandaş-yandaş olmayan gibi ayrımcılığa gidilmeden, Türk milletinin bir bütün olarak görülmesi ve kucaklanması en büyük beklentimizdir. Ülkemizin önünde bulunan ekonomik, sosyal ve siyasal sorunların bütüncül bir biçimde ele alınarak, sorunların ötelenmeden derhal çözümüne gidilmesi gerekmektedir. Geçtiğimiz aylarda bakanlıklarda ve kamu kurum ve kuruluşlarında yeni yapılanmalar gerçekleştirildi ve bunun yankıları hala devam ediyor. Yeni yapılanmadan etkilenen bakanlık ve bağlı kurum ve kuruluşlarında görev yapan kamu personelinin kazanılmış özlük, mali ve sosyal haklarının korunması, kamuda yeni adaletsizlik ve ayrımcılığa mahal verecek hukuk dışı uygulamalardan kaçınılması konusunda azami özenin gösterilmesi gerekmektedir. Ayrımcılığın önlendiği, kariyer, ehliyet ve liyakat ilkelerinin esas alındığı, iş güvencesine dayanan, adil ve hakkaniyetli bir kamu personel rejimi bütün kamu personelinin en büyük özlemi ve arzusudur. Bu yasama döneminde kamu çalışma ilkelerine uymayan, esnek, düzensiz ve güvencesiz bir çalışma ortamı yaratan sözleşmeli personel çalıştırılması uygulamasına son verilerek, tüm sözleşmeli ve geçici personel, istisnasız olarak kadroya geçirilmeli ve bundan sonra kamuda kadrolu istihdam dışında personel alımı yapılmamalıdır. Yeni yasama yılının ve 27. dönemde yapılacak çalışmaların vatanımıza, milletimize ve devletimize hayırlar getirmesini temenni ederim.

FETÖ DAHA ÇÖZÜLEMEDİ

15 Temmuz 2016’da Devletimize, milletimize ve demokrasimize karşı alçak bir darbe girişiminde bulunulmuş, ülkemiz büyük bir tehlike atlatmıştır. Bu darbe girişiminin ardından yüz elli binin üzerinde kamu görevlisi ihraç edilmiş ya da görevlerinden uzaklaştırılmıştır. Açığa almalar da ihraçlar ve gözaltılar da hala sürüyor. Dolayısıyla yıllarca kamuda kadrolaşmış olan bu yapı tam olarak çözülemedi. Terör örgütü, uzunca bir süre boyunca sınav sorularını sızdırma, çoğunlukla mülakatlarda tarafgir ve subjektif davranma, liyakat, ehliyet ve adalet ilkelerini hiçe sayan terfiler yoluyla kamuda kendisine yer edindi. Bu yapı, bir süre sonra devletin varlığını dahi tehdit edecek boyutlara ulaştı. Mülakatlardaki adaletsizlikler sonucunda örgüt üyelerinin Devletin üst kademlerinde kendilerine yer buldukları, karar alma mekanizmalarını etkiledikleri görüldü. Devlet içinde yuvalanan bu örgütün etkin olduğu dönemde sendikalarımıza üye olan kamu görevlileri sırf sendikal aidiyetlerinden dolayı olmadık muamelelere maruz bırakıldılar. Türlü haksızlıklarla mağdur edildiler, terfileri engellendi, kamuya terör örgütüyle ilişkili olmayan bir kişinin atanması neredeyse imkânsız hale geldi. Memurların siyasi düşüncesine, partilere yakınlığına, sendikal tercihine bağlı olarak ve hiçbir objektif kural gözetilmeden yapılan atamalar ve terfiler sonucunda ülkemizin kılcal damarlarına kadar sirayet eden bir terör örgütü gerçeğiyle yüz yüze kalındı.

Yorumlar