Diller ve ırklar müzesi “Kafkasya”nın nadide parçası “Kumuklar”

Tarihin başlangıcından itibaren doğudan batıya göçlerin yaşandığı önemli bir coğrafi bölge; Kafkasya.

02.02.2019 10:00

Tarihin başlangıcından itibaren doğudan batıya göçlerin yaşandığı önemli bir coğrafi bölge; Kafkasya.

Ülkelerle ilgili belleğimizi yokladığımızda adı aklımıza pek gelmeyen, hakkında yeterli söz söylenmemiş, yazılıp çizilmemiş bir gizem, Arapların “Diller Dağı” dediği günümüzün adeta “Babil kulesi”, Kafkasya’nın güzel parçası; Dağıstan.

Ve tarihi süreç içerisinde kendi kimliklerini muhafaza ederek günümüze kadar gelen, Kafkas kültür alanının önemli şahsiyetleri, birçoğumuzun haberdar olmadığı, unutulmuş Türklüğün ceylan yürekli töresi, Dağıstan’ın asil renklerinden biri, milli bütünlüğümüzün büyük bir parçası, Hunların ve Hazarların torunları ve mirasçıları Kumuk Türkleri.

Kafkasya, tarih boyunca çeşitli Türk devletleri ve Türk kavimlerinden Hun, Avar, Hazar, Peçenek, Uz, Selçuk ve Osmanlıların izlerini bünyesinde barındıran bir coğrafyadır. İşte bu Türk boylarından bu coğrafyada kalan, günümüze kadar millî varlıklarını muhafaza eden, Kumuk Türkleri, Kafkasya Türkleri arasında nüfus bakımından Azerbaycan Türklerinden sonra ikinci sırayı alır.

Kafkasya'nın doğusunda, Hazar Denizi kıyılarında yer alan Dağıstan bölgesinde yaşamakta olan Turani ve kadim kavim Kumuk Türkleri, 20. yüzyıl başlarına kadar Kafkasya’nın yalnız siyasî ve kültürel hayatında değil, sosyal ve dinî hayatında da önemli rol oynamışlardır.

Kumuk Türkçesi, farklı dillerde konuşan Kafkasya halklarının ortak anlaşma ve konuşma dili (lingua franca) olarak yüzyıllar boyunca kullanılmış, 1918 yılında kurulan ve Abhaz, Adige (Çerkes), Karaçay-Malkar, Oset, Çeçen-İnguş ve Dağıstan halklarından oluşan Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti’nin resmî dili olarak kabul edilmiştir.

Kumuk bölgesini Kafkasya'da Rusya'ya bağlı olarak kurulan Terskiy ve Dağıstan vilayetlerine bağlayan Rusya İmparatorluğu'na karşı Kumuklar diğer Kafkasya halkları ile birlikte bağımsızlık mücadelesine girişmişlerdi.

Kumuk Türklerine ait “Yat yerde soltan bolğunça, öz yeriñde ultan bol” “Yabancı memlekette sultan olmaktansa, kendi yurdunda ayak takımından ol” atasözü, onların bağımsızlık mücadelesine ne denli önem verdiklerinin kısa bir özeti gibidir. 1920 yılında Bolşeviklerin Rusya'da iktidarı ele geçirerek Sovyetler Birliği'ni kurmalarının ardından, Birleşik Kafkasya Cumhuriyeti dağıtılmış ve Kumuklar, Sovyetler Birliği'ne bağlı Dağıstan Özerk Cumhuriyeti'ne bağlanmışlardı.

Kafkas savaşları sonrasında Rus Devleti bu coğrafyayı kendi arzuladığı şekilde idare etmek için bazı çalışmalar yapmıştır. Osmanlı Devleti’ne iltica etmeyen Kumukların bir kısmı Rusların yönetimi altında yaşamıştır. Diğer bir kısmı ise Çarlık Rusya’nın Kuzey Kafkasya’yı istilâsı yıllarında ve bilhassa Şeyh Şamil’in esir düşmesinden sonra Osmanlı Devleti’ne sığınmışlardır. Bunlar hâlen belli başlı olarak Tokat’ın Ataköy, Üçgözen, Kızkayası, Sivas’ın Yavu köyünde yaşamaktadırlar.

Kumuk Türkleri sanat alanında da kendi adlarını hafızalara kazımış bir kavimdir. Tiyatroları, onların kültürlerini günümüze kadar getiren en önemli damarlarıdır. Kumuk tiyatrosu, milli tiyatrolar arasında Kuzey Kafkasya’da kurulan ilk tiyatrodur ve oldukça köklü ve zengin bir tarihçeye sahiptir. Ayrıca bu tiyatro sanatı, birçok Kumuk’u bir araya getiren en güzel bağ olarak da karşımıza çıkmaktadır.

Kumukların sanat kapısını aralamışken edebiyatlarının en önemli şahsiyeti Yırçı Kazak’a değinmeden olmaz. Çünkü onların inanışına göre, her Kumuk’un içinde bir Yırçı Kazak vardır. Kumuk Türklerinin yazılı edebiyatının ve yazı dilinin kurucusu kabul edilen büyük şairi Yırçı Kazak, sadece Kumuk edebiyatının değil, Kuzey Kafkasya’nın ve Türk dünyasının en büyük şairlerinden biridir. Şiirleri çok derin anlamlar ifade etmektedir. Şiirlerinin manası günümüzde de hâlâ tam anlamıyla çözülebilmiş değildir.

Gümüş işleme ustası olan Kumuk sanatkârları, bütün Kafkasya’da dolaşarak, ünü günümüze kadar ulaşan Kafkas kamaları, kılıçları, kamçılar, at eyerleri gibi eşyaları savatlı gümüşle süsleyerek Kafkas sanatında bir çığır açmışlardır.

Avrasya ile Orta Asya’yı ve Orta Doğu’yu birbirine bağlayan tek geçit noktası Derbent’in ağzında 19. yüzyılın ortalarından beri Rusların hâkimiyetinde yaşayan 300 binden fazla nüfusa sahip Türk kavmi, Dağıstanlı bütün Kumuk kardeşlerime “salam alaykum”