ABD-İran görüşmelerine ev sahipliği yapan Pakistan’ın bugün büyük bir milli gurur kaynağı olarak kabul ettiği bu durumun tesadüf olmadığı, Teksaslı bir lobicilik şirketinin yıllar süren diplomatik kulis faaliyetlerinin sonucu ortaya çıktığı iddia edildi. Aynı şirketin 2025 yılında Pakistan Kara Kuvvetleri Komutanı Mareşal Asım Munir’i ABD Başkanı Donald Trump ile aynı odada bir araya getirdiği, Pakistan’ın küresel diplomatik süreçlerdeki görünürlüğünü artırdığı belirtildi.
DİPLOMATİK ETKİ VE SOSYAL YANSIMALAR
Yaklaşık yüzde 96-97’si Müslüman olan ülkede birçok kişi için bu gelişmenin önemli bir sembolik değer taşıdığı ifade edilirken, İslamabad’da İran ile ABD arasındaki görüşmelerin başladığı 11 Nisan haftasında sosyal medyada “Ne mutlu barışı sağlayanlara” ifadelerini içeren İncil ayetlerinin paylaşıldığı aktarıldı.
Pakistan’ın uluslararası arenada artan rolü, geçtiğimiz yıl Oval Ofis’te yaşanan ve benzeri görülmemiş bir görüşmeyle daha da dikkat çekmişti. Bir ülkenin seçilmiş başbakanı görevdeyken ABD Başkanı’nın bir kara kuvvetleri komutanı ile baş başa görüşmesi, diplomatik dengeler açısından dikkat çekici bir gelişme olarak değerlendirildi.
LİNDER STRATEGIES VE ARKA KANAL DİPLOMASİSİ
Söz konusu süreçte, Pakistan Başbakanı Şahbaz Şerif’i Trump’ı Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermeye yönlendiren kişinin Linden Strategies şirketi başındaki Stephen Payne olduğu öne sürüldü. Washington’da Pakistan lehine yürütülen ölçülü iletişim stratejisinin, ülkenin küresel diplomaside daha görünür hale gelmesine katkı sağladığı ifade edildi.
İddialara göre bu süreçte Pakistan, İran’da yürütülen barış görüşmelerinde de aktif bir arabulucu rol üstlenmeye başladı.
ABD-PAKİSTAN İLİŞKİLERİNİN ARKA PLANI
Payne’in şirketinin, 11 Eylül saldırılarından önce başlayan ilişkiler çerçevesinde Pakistan’ın ABD ile iletişiminde kritik bir arka kanal rolü üstlendiği belirtildi. 2001 sonrası süreçte imzalanan anlaşmalarla birlikte ABD’nin Pakistan’a 3 milyar dolarlık yardım paketi sağladığı, yaptırımların kaldırılmasında etkili olunduğu ifade edildi.
Eski Cumhurbaşkanı Pervez Müşerref’in Payne’e yazdığı mektupta,
"11 Eylül 2001 sonrasında her iki ülkenin karşı karşıya kaldığı zorluklar, bizi daha da yakınlaştırdı. Bu süreçte belirleyici bir rol oynadınız."
ifadelerini kullandığı aktarıldı.

KRİTİK TELEFON VE NÜKLEER GERİLİM İDDİASI
Payne, 2001 yılında Müşerref ile yaptığı görüşmede Hindistan-Pakistan gerilimine ilişkin dikkat çekici bir telefon trafiğini anlattı. Müşerref’in Hindistan’ın saldırısı halinde nükleer silah kullanmaya hazır olduğunu söylediği, mesajın Beyaz Saray’a iletildiği ifade edildi.
Payne, süreci şu sözlerle aktardı:
"Müşerref, benden Hindistan'ın sınırı geçmesi durumunda nükleer silah kullanan ilk taraf olacağını (eski) Başkan Bush'a özellikle iletmemi istedi."
FATF SÜRECİ VE DİPLOMATİK BAŞARILAR
2020 yılında Pakistan’ın FATF kara listesine alınma riskiyle karşı karşıya kaldığı süreçte de aynı lobicilik ağının devreye girdiği, ülkenin gri listeden çıkarılmasında etkili olduğu öne sürüldü.
Payne, Obama ve Biden dönemlerine ilişkin olarak,
"Her iki yönetim de Pakistan için sorunlu oldu. Sorunlar geniş kapsamlıydı."
ifadelerini kullandı.
DİPLOMATİK ETKİNİN YENİ BOYUTU
2024 sonrası süreçte Pakistan’ın IMF görüşmeleri, FATF süreci ve Washington temaslarında daha aktif bir rol üstlendiği, bu gelişmelerin ABD-İran görüşmelerine ev sahipliği sürecine zemin hazırladığı iddia edildi.
Pakistan’ın diplomatik gücünün yalnızca devlet politikalarıyla değil, özel lobicilik faaliyetleri ve arka kanal diplomasi mekanizmalarıyla şekillendiği değerlendirmesi yapıldı.