Eğri oturup doğru konuşalım!

25.10.2020 10:00

Tarımda kronikleşen sorunların çözülmesinin gerekliliği ve bu sorunlarla ilgili çözüm önerilerini birkaç kez köşemde yazmaya çalıştım. İçinde bulunduğumuz belirsizlikten bir an önce kurtulup, dünyayı sarsan pandemi sürecini fırsata çevirip Avrupa ve dünya tarımında söz sahibi olabiliriz. Dolayısıyla tarımda kronikleşen sorunların çözülmesinin gerekliliğini ısrarla tekrar belirtmek istedim.

Tarımsal faaliyetlerimizde çoğu zaman farkında olmadan yaşadığımız sorunların üzerine gitmeden, bu sorunları çözüme kavuşturmadan gıda fiyatları düşürülemez. Üretim planlaması dâhilinde yeterince üretmediğimiz müddetçe ve üreten çiftçimiz de para kazanamadığı müddetçe gıda enflasyonuna çözüm bulamayız maalesef.

Hiçbir yetkilinin veya tarıma yıllarını adamış insanların kronikleşen bu sorunları dillendiremediği, içinde bulunduğumuz durumu sorgulamadığı, sorgulamak bir yana sürekli tarımsal hasılada Avrupa birincisi, dünya yedincisiyiz ve sıralamada yerimizi koruyoruz cümlelerinin sürekli kullanımı bizi tarımda tembelliğe sürüklüyor.

Tarımda Avrupa’da ve dünyada söz sahibi olabilecek kapasitemiz var. Dünyada yedinci olacağımıza ilk üçe neden girmeyelim? Sürekli çok iyiyiz sözleri, bizi tarımda gevşekliğe ve tembelliğe sürüklüyor sonra bizim için bir avuntu hâline geliyor. Avrupa birincisi, dünya yedincisiyiz diye çözüm bekleyen sorunları çözmek yerine görmezden gelip, günübirlik kurtarma politikalarıyla çözüm aramaya başlandığında her defasında enflasyon duvarına tosluyoruz(?)

Bizim “fiyatı artan ürünleri ithal eder, böylelikle fiyatı düşürürüz dolayısıyla enflasyon da düşer” mantığı ülkemiz tarımına uygun bir mantık değildir. Bu mantıkla hareket ettiğimizde bana göre iki sonucun ortaya çıktığını görürüz. Bunlardan ilki, iç piyasa fiyatlarının düşmediğini ayrıca ithal edilen ürünlerde üretim azalması olduğunu, ikincisi ise fiyatlarda ve dışa bağımlılıkta daha fazla artışın olacağını görürüz maalesef. 

Dolayısıyla tarımda günübirlik, geçici ve pansuman etkili çözüm yollarından şiddetle uzak durmalıyız. Ülkemiz tarımında sorunları önceden algılayarak oluşması muhtemel riskleri futbol tabiriyle önce göğsümüzde yumuşatmalı sonra sorunları doksandan fileye takmalıyız. Sorunlar çıkıp kriz hâli oluştuktan sonra oluşan krizi yönetmek hem zaman alır hem de karar verici organları ciddi anlamda yorar.

Dünyanın en verimli topraklarına sahip, dört mevsimi yaşayan, üç tarafı denizlerle çevrili, iç gölleri ve akarsuları olan dünyanın en zengin biyoçeşitliliğine ve coğrafyasına sahip bir ülkeyiz. Fakat tarıma bakış açımızın değiştirilmesi gerektiğinin farkında olmadan tarımdaki kronik sorunlarımızla yaşamaya çalışıyoruz.

Bu sorunların adı kronik ama şimdiye kadar ötelenmesiydi belki de bu sorunların birçoğundan şimdi bahsetmemiş olacaktık. Tarım Bakanlığına düzgün ve düzenli olarak her ilin sorunlarını kapsayan raporlar verilseydi, hiç değilse bu sorunların %10’u rapor edilseydi kronikleşen sorunlar bu hâle gelmezdi. Başta ziraat mühendisi olarak ben, veteriner hekimler, gıda mühendisleri, akademisyenler, yöneticiler, STK’lar, ziraat odaları kısaca hepimiz suçluyuz… Hiçbirimiz elimizi taşın altına koyamadık maalesef.

Öyle zamanlar yaşadık ki, tarımda uzman olduğumuz konularda dahi hiçbir zaman açık yüreklilikle konuşamadık. Cümle kurarken ve bunları dile getirirken hesaplarımız ve beklentilerimiz oldu. Sonuçta tarım alanında konuşması gereken kişiler ülke tarımıyla dertlenmediği için, tek derdimiz kendimiz olduğumuz için; bilen bilmeyen rahatlıkla ülke tarımını konuşur, yorum yapar hâle geldi. Dolayısıyla ülkemiz tarımında bilgi kirliliği tavan yaptı.

Özellikle tarımda uzmanı olmadığımız konularda yorum yapmayı ve eleştiri yapmayı çok sever hâle geldik. Sorunları mutlaka dile getirelim ama bu sorunlarla ilgili bir zahmet çözüm önerilerimiz de olsun.

Tarımdaki kronik sorunlara kalıcı çözümler bulamadığımız sürece, marketlerdeki ve pazarlardaki ürün fiyatlarının hiç değilse yarısı benim çiftçimin cebine giremediği ve benim çiftçimin de lüks arabalara binemediği sürece; kaybedenler kimler oluyor?

Varlık içinde yokluk çeken, çiftçisinden tüketicisine 83 milyon Türk halkı...