MHP'li Yalçın: Emre Kınay, Hacivat ile Karagöz oyununda “zenne” rolü üstlenmelidir

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın "Türk Milliyetçilerine fevkalade edepsiz ve hafifmeşrep bir üslupla “milliyetçileri kapıdan içeri almam” ifadesini kullanan ismi lazım olmayan bir şaklaban da zillet ittifakının birkaç sanatçı üzerinde yarattığı kişilik travmasına manidar bir örnektir" dedi.

MHP'li Yalçın: Emre Kınay, Hacivat ile Karagöz oyununda “zenne” rolü üstlenmelidir
19.05.2020 14:30

Yerel seçimlerde İP'in Kadıköy adayı olan Emre Kınay geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında “Meral Hanım hatırlayacaktır. Ben sosyalistim. Benim kapıma sizin aracılığınızla ve herhangi bir milliyetçilik kimliği ile gelen hiç kimseyi siz gönderseniz dahi içeri almam. Çok açık söylüyorum kabul ediyorsanız adayınız olayım dedim O da kabul etti." şeklinde açıklamaşlarda bulunmuştu. 

Bu açıklamalar üzerine İP'den Emre Kınay'a herhangi bir tepki gelmezken Türk Milliyetçilerinin tek partisi olan MHP'nin Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın EtikHaber'e çok sert açıklamalarda bulundu. Yalçın ''Sanat camiasına yakışmayan bu ismi lazım olmayan şahıs, içinde bulunduğu kesime daha fazla zarar vermemek için kendisine başka bir uğraş veya çıkar kapısı aramalıdır. Mademki kendisi fütursuzca “Komünistim, var mı diyeceğiniz?” kabilinden caka satmaktadır; o zaman tavsiyemiz şudur: yandaşları, yoldaşları ve yüksek misafirleri için sahneye konacak Hacivat ile Karagöz oyununda “zenne” rolü üstlenmelidir; bu rol kendisine ziyadesiyle yakışacaktır.'' dedi.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Semih Yalçın'ın açıklamaları şu şekilde;

Sanat, milletimizin hayat damarlarından ve kültür pınarlarındandır. Bir toplumun uygarlık düzeyi, sanata ve sanatçıya verdiği değerle ölçülür. Çoğulcu demokrasinin vazgeçilmez kurumları olan siyasi partilerimiz de bu gerçekten hareketle sanat camiasıyla sağlıklı ilişkiler geliştirip sanatçılara değer verirler.

MHP de öteden beri sanata saygı duyan ve sanatçının Türk toplumu için önemini bilen bir partidir. Sanatçılarımız ve yaptıkları iş elbette kıymetlidir. Ancak sanat; nezaket, nezahet ve nezafet isteyen bir iştir. Sanatçıların tavır, hareket ve sözleri; icra ettikleri mesleğin gerektirdiği incelik ve saygı çerçevesinde olmalıdır. Şöhret basamaklarının tırmanılmış olması, mesleki başarı ve halk sevgisi; sanatçıya saygısız ve seviyesiz bir üslup kullanma hakkı vermez. Bilakis sanatçı tahammüllü, hoşgörülü ve yapıcı olmalıdır. Sanatçıya kibir ve nobran üslup değil, tevazu ve sevecenlik yakışır. Sanatçı aynı zamanda ülkemizin aydınıdır; ülke meseleleri hakkında fikir de serdeder ve topluma bu konuda örnek olup yol bile gösterebilir. Türkiye’de bunun yaşanmış nice örnekleri mevcuttur. Sanatçının süsü, görüntüsünden çok iç dünyasını, öz güvenini ve entelektüel birikimini yansıtan tevazuu ve hoşgörüsüdür. 

Şüphe yok ki sanatçılar da etten ve kemiktendirler. Genellikle özgür olmayı yeğler ve bağımsız fikirleriyle itibar görürler. Eleştirildikleri veya sataşmaya uğradıkları zaman elbette kendilerini savunacaklardır. Sanatçılar toplumsal olaylar ve gelişmeleri protesto edebilirler, gerektiğinde iktidarları da muhalefeti de eleştirebilirler. Üstelik onların eleştiri ve değerlendirmeleri toplum nezdinde karşılık da görür. Politik çevrelerden kendilerine yönelik bir tenkit veya sözlü hücum geldiğinde aynı şekilde cevap verme cesaretini göstermeleri kınanmaz, alkışlanır.  Ancak bu tür çıkışların seviyeli ve saygı ölçüleri içerisinde yapılması icap eder. Çünkü onlar halkın önünde bulunan, genellikle gençlerin hayranlıkla takip ettiği, bazen kendilerine idol olarak seçtiği kimselerdir. Bu, dikkate alınması gereken bir sosyal olgudur. Sahip oldukları bu konum sanatçılara birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Onların, sokaktaki insanlar gibi davranma, sokak ağzını ve küfrün sözlüğünü kullanma lüksleri yoktur. 

Aynı şey siyasiler için de geçerlidir. Çünkü onların yaptıkları iş de politika sanatıdır. Onlar da sanat camiası gibi halkın önünde oldukları için hâl ve hareketlerine, kullandıkları dile dikkat etmeleri gereklidir.

Gerek sanat camiası gerekse politikacıların polemik ve eleştiri yaparken mahalle ağzı kullanmak, küfretmek yerine Türkçenin sahip olduğu zengin edebî sanatlardan ve belden aşağı olmayan yergi cümlelerinden istifade etmeleri daha yararlı ve akılcıdır.  Türkiye’de ideolojik mücadelelerin içinde aktif şekilde yer almış, bu uğurda çetin kavgalar vermiş nice sanatçı gelip geçmiştir. Onlar da farklı kesimlerin saldırılarına maruz kalmışlar, birtakım polemiklerin konusu olmuşlardır. Buna rağmen ekseriyeti; kendilerine hücum eden, eleştiren kişi ve zümrelere karşı sanatın nazif ve rafine diline başvurmuşlardır.  Ne var ki kendilerini sanatçı zanneden bazı meczuplar sanat adına birçok toplumsal değeri aşındırdığı gibi sadece siyasi malzeme olarak gördüğü sanata ve sanatçıya da şahsi çıkarlarına göre muamele etmiştir. 

Zillet ittifakının bileşenleri ise kendi yandaşlığına soyunan bazı sanatçıları “âkil adam” kandırmacasıyla devşirme konumuna sokarak onların şöhretlerini siyasi algı yönetiminde kullanmaktadır. Sanat camiasının ezici çoğunluğunu tenzih ederek söylüyoruz; bu hengâmede bazıları sanatçı olarak kalmakla zillet ittifakına kapıkulu olmak arasında tercih yaparken ikincisini seçenler olmuştur. Bir zamanlar halkın sevgilisi olan kimi sanatçıların, artık siyasi çevrelerin oyuncağı ve vitrin mankeni durumuna düştükleri, alay konusu oldukları acı bir şekilde görülmüştür.

Türk Milliyetçilerine fevkalade edepsiz ve hafifmeşrep bir üslupla “milliyetçileri kapıdan içeri almam” ifadesini kullanan ismi lazım olmayan bir şaklaban da zillet ittifakının birkaç sanatçı üzerinde yarattığı kişilik travmasına manidar bir örnektir. Öteden beri sanat camiasına yakışmayan çıkışları ve halkı irrite eden dil, üslup ve tutumuyla bilinen bu sosyal müsvedde; haddini ve yerini bilmeden milliyetperverlere dil uzatmaya yeltenmiştir. Lakin ”sosyalistim” diye efelenirken zilletin mukimlerini imdada çağırır gibidir.

Sanat camiasına yakışmayan bu ismi lazım olmayan şahıs, içinde bulunduğu kesime daha fazla zarar vermemek için kendisine başka bir uğraş veya çıkar kapısı aramalıdır. Mademki kendisi fütursuzca “Komünistim, var mı diyeceğiniz?” kabilinden caka satmaktadır; o zaman tavsiyemiz şudur: yandaşları, yoldaşları ve yüksek misafirleri için sahneye konacak Hacivat ile Karagöz oyununda “zenne” rolü üstlenmelidir; bu rol kendisine ziyadesiyle yakışacaktır. Böylece, tartışma konusu olan sinema filmleriyle bizleri üzeceğine, şen ve şakrak bir şekilde yoldaşlarını sevindirip eğlendirecektir. Bu mümkün olmazsa CIA-PKK ortak yapımı ve senaryosu bölücübaşı tarafından yazılacak Kandil Geceleri, İmralı Düşlerim gibi sinema filmlerinde onunla birlikte başrolü üstlenebilir.

 

 

Yorumlar