Şairin biri “Kalmışım ara yerde, tozdayım, dumandayım /Kirli bir mekândayım, iğrenç bir zamandayım.” diyor ya…

Diğer bir şair Ben bu çağdan nefret ettim, etimle kemiğimle nefret ettim...” diyor ya…

Toplumda yaşanan olayları, sosyal çürümeleri her gördüğümde bu şiirler direkt aklıma geliyor ve yazılarımda sık sık kullanıyorum. Toplumda kimsenin inkâr edemeyeceği derecede sosyal bir çürüme var. Fakat herkesin farkında olduğu bu çürüme asla durmuyor. Aksine gün geçtikçe daha çok artıyor. Sosyal çürüme her yanda, her yerde felaket bir halde engellemez boyuta ulaştı. Bu yaşananları kimi meşrulaştırmakta kimi ise normalleştirmekte pay sahibi… Kimi gözünü kısıyor, kimi de kulağını kapatıyor. Herkesin bünyesini kaplamış bir duyarsızlık söz konusu… Yöneten, yönetilen herkesi kapsıyor bu hal… Hepimizin hali “İlk taşı günahsız olan atsın” muhataplığında… Kimse sosyal çürümenin sebeplerini engellemek, müsebbiplerini cezalandırmak gibi kararlı bir duruşa sahip değil. Toplumun şartlandırıldığı bir yanlış olarak ahlak anlayışı sadece cinsellik üzerine… Oysa ahlak ve ahlaksızlık, çok geniş bir kavramdır. Yalan söylemek, kul hakkı yemek, hırsızlık yapmak, rüşvet almak, emanete ihanet etmek, kurumun gücüyle iş takibi ve komisyonculuk yapmak, büyüklere-küçüklere saygısız davranmak, hayvanlara işkence etmek, doğaya zarar vermek, israf yapmak, karar verirken adaletsizlik davranmak, sokağa tükürmek ve yere çöp atmak, kutsal değerleri istismar etmek… Yani uzat uzatabildiğin kadar ahlak ve ahlaksızlık olarak değerlendirilecek davranışları…

 “Ahlâk, insanın kendisi dahil, varlıkla ve insanlarla ilişkilerinde nasıl davranması ya da davranmaması gerektiğini gösteren değer yargıları bütünüdür.” “Ahlâk, bir toplumda genel olarak uyulması beklenilen kurallar ve yapılması gereken görevlerin tümüdür.” şeklinde tanımı yapılan bir kavramı sadece cinsel olaylarla sınırlı tutmak, diğer ahlaksızlık addedecek davranışlarda sosyal çürümenin ivmesini hızlandırdığı gerçeğini bir nevi gizlemek anlamına gelir.

Toplumdaki cinnet ve buhran hali, sosyal çürümenin geldiği seviye çok ciddi tehlike sinyalleri veriyor.

Geçtiğimiz günlerde Müge Anlı ile Tatlı Sert'te aranan bir vatandaşın cinayete kurban gittiğinin ortaya çıkması ve sonrasında ortaya çıkan gerçekler toplumun gidişatının ve aile kutsallığının nasıl darbe aldığının bir kez daha ispatı olmuştur.

Bir kadının sevgilisi, kadının kocasını öldürüyor. Öldürülen adamın öz evladı da annesine ve onun sevgilisine yardım ederek babasının cesedini atılmak üzere taşıyor. Cinayet kadının itirafıyla ortaya çıkıyor. Ne kadın da ne sevgilisin de ne öz evlatta zerre pişmanlık belirtisi yok… Sanki bir eş, bir baba, bir insan öldürmediler de bir sinek öldürdüler gibi…

Bu son güncel bir olaylardan biri… Buna benzer yahut daha dehşet bilinen/bilinmeyen ne olaylar yaşadık kim bilir? Bu gidişat gösteriyor ki bundan sonrada yaşayacağız.

Günden güne bu olaylar azalmıyor artıyorsa eğer bu gidişattan Türk milletinin her mensubu endişe duymalıdır. Çünkü bu gidişat gün gelecek herkesin canını acıtacaktır.

Bu gidişata herkes bulunduğu yerde dur demelidir. Ahlakı çok geniş bir hazine görerek, her davranışımızı onunla süslemeliyiz. Aksi halde her ahlaksızlık toplumun çürüme ve kokuşmasını artıracak ve geride yaşanabilecek bir toplumun varlığını yok edecektir.

Bu konuda devleti yönetenlerden tutun da toplumun her kesiminin kanaat önderlerine büyük sorumluluk düşmekte... Davranışlarında örnek olmayan büyükler, yarın bu toplumda bozulmuş nesillerin yaratıcısı olacaktır.

Eyvah ki eyvah… Bu gidişat herkesi korkutmalı ve önlemini aldırmalıdır. İğrenç insanların etkisizleştirilmesi ile nesiller iğrenç olmaktan kurtulacaktır.

Herkes diken üstünde olmalıdır. Aksi halde fazilet sahibi Türk milleti sosyal çürümeden büyük yara alacaktır.