Gecede güneşi görmek… Kutlu olsun

24.04.2020 10:00

Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türklerin mukadderatıdır.

Bu mukadderatın yolculuğu 23 Nisan 1920’de başlamıştır. Türkler, 1920 yılının 23 Nisan’ında sadece bir bina kurup, içine artık hükmü kalmamış İstanbul’daki Meclisi Mebusan’ın kopyası bir teşkilat yerleştirmemişlerdir; aynı zamanda tarihe müracaat ederek kurultay mekanizmasını da işletmişlerdir.

Toplanmak, kurultay yapmak, milli akıbeti birlikte kararlaştırmak..

Aşıkpaşaoğlu Tarihi’ni okuyanlar bilirler; kıymetli tarihçimiz 15. yüzyılda kaleme aldığı eserinde Türklerin Anadolu’ya dört zümre halinde geldiklerini, bunların Ahiler, Bacılar, Gaziler ve Abdallar olduğunu kaydetmiştir. Bu dört sosyal kurum Asya’dan Anadolu’ya taşıdığımız Türk ülkücülüğünün sosyal yapı taşlarıdır.

Bu yapı taşları bin yıl boyunca her darlık anında bir araya gelerek tarih nehrinin tabii yatağında akmasını sağlamış, dirliği temin için kurultayı, meşvereti esas almışlardır.

Düzen bozulduğunda öze dönerek yaratıcı hamleyle geleceğe yürümek, bir Türk siyaset marifetidir.

Atatürk, bu marifete inanmış, bu tarihi gerçekle Amasya Genelgesi’ndeki o kararlılık dünyaya ilan edilmiştir: Vatanı, milletin azim ve kararlılığı kurtaracaktır!

Yani “geceyi gördük, güneşi de göreceğiz” demiştir.

İşte 1920’nin 23 Nisan’ında kuvveden fiile geçen, bu tarihi kurultay idrakidir.

Mustafa Kemal, 1919’da Samsun’a asayişi önlemek maksadıyla ordu müfettişi olarak gönderilmiş ve gölge düşmez Türk bağımsızlık karakterini teşkilatlandıran bir hürriyet meşalesi olmuştur.

Kendisini müfettiş olarak Anadolu’ya gönderen irade kısa süre içinde rütbesini almış, katline ferman çıkarmıştır.

Her türlü yokluğa, yoksulluğa, fitneye, entrikaya rağmen Türk’ün bağımsızlık azmi galip gelmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir yandan kurtuluşu temin ederken diğer yandan milletin iradesini kurumlaştırmak ve Türklerin kendi kaderini tayin hakkını millete vermek demek olan cumhuriyetin yolunu inşa etmeyi bilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi kahraman bir siyaset kurumudur.

“Gazi”dir.

Salgınla boğuştuğumuz, karantina ile baskı altında yaşadığımız bu zaman diliminde milletçe bir ilke maruz kalıyor ve bayramsız, coşkusuz; uzaktan ama kıvançla bir 23 Nisan yaşıyoruz.

Olsun, bu günler geçecek.

23 Nisan, bayram ilan edildiğinde yıl 1921’dir: Yani Kurtuluş Savaşı henüz bitmemiştir. Demek ki bizim karanlıktayken güneşi görme kararlılığımız maziden atiye devam ediyor.

Felaketler karşısında yılmayan, yaşlanmayan, daima umutlu kalan ve yarına tebessümle bakan bir çocuk yanımız var.

Belki de bu yanımızı vurgulamak için Mustafa Kemal Atatürk, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 1921’deki adı Milli Egemenlik Bayramı iken 1926’da Milli Egemenlik ve Çocuk Bayramı denilmesini sağlamıştır. Çocuğa “küçük hanımlar-küçük beyler” diyerek saygı sözüyle hitap eden, evet, Kurt ve Pars kitabının yazarı Jacques de Benoit’e söylediği gibi kelimenin tam anlamıyla saygı duyan Atatürk’ün önderliğinde ilan edilen dünyanın tek çocuk bayramı kutlu olsun.

Bu yıl bayramın ardı ramazan; bugün bu kutlu ayın ilk gününü idrak ediyoruz: Milletçe bereketimiz, esenliğimiz daim olsun.

Ramazan Bayramı’mız da şimdiden kutlu olsun.