Gelmedikçe, bizi affetmeyin

Şubat, ayların içinde en az güne sahip olanıdır. Sevimsizdir, soğuktur, dengesizdir aynı zamanda, ya 28, ya da 29...

22.02.2019 10:00

Şubat, ayların içinde en az güne sahip olanıdır. Sevimsizdir, soğuktur, dengesizdir aynı zamanda, ya 28, ya da 29 olan, sözü bütün olmayan aydır. Birçok ayda işgal, acı, vahşet yaşasalar da bu ay Azerbaycan Türkleri için en ağır aydır. Gözyaşı ve kanın hakim olduğu, utançlığımızın yaşandığı, namusumuzun lekelendiği, çocukluğumuzun katledildiği, sadece toprak değil, ruhumuzun da işgal edildiği, kar üstünde yatan donmuş cesetlerin aşağılandığı, soyumuzun kırıldığı o kanlı gece…25’inden 26’sına bağlanan o karanlık gece. Bu yüzden şubat bizlere soğuk ve şubat bizlere sevimsizdir.

613 kişinin bizleri affetmeyeceği bir tarih… Bir şehirdir Hocalı… Yıllar geçse de hâlâ hak hukuku verilmeyen bir Azerbaycan bölgesi, bir Türk yurdu.

613 masum insan öldürüldü o gece. Ölenlerden 63’ü çocuk, 106’sı kadın ve 70’i ihtiyardı. 239 kişi özel işkence yöntemleri, 487 kişi ise ağır beden hasarı verilerek katledilmişlerdi. Çocuklar,  kadınlar ve ihtiyarlardan oluşan toplam 1275 kişi rehin alınarak akıl ermeyen işkencelere, hakaretlere maruz kalmışlardır. Bu rehinelerden 1165’i sonradan Ermenilerin elinden kurtarılmıştır. Geriye kalanlardan 68’i kadın, 26’sı çocuk olan toplam 110 kişiyle ilgili hiçbir bilgi bulunmamaktadır. Hocalı soykırımı sırasında 7 ailenin bütün fertleri öldürülmüş, 27 ailenin ise sadece bir ferdi hayatta kalabilmiştir. 230 ailede ise baba veya anne katledilmiştir. 200 kişinin ayağı soğuktan donmuş, kangren olduğu ve tedavisi mümkün olmadığı için kesilmiştir. Canını kurtarıp gelenlerin bir kısmı bu acıya dayanamayıp intihar etmişlerdir. Kaldıramadıklarından yaşadıkları bu acıyı,  yaşamayı haram bilmişlerdir.

Bunlar sadece resmi rakamlardır. Oysa tanıkların, gazetecilerin ve hatta bazı Ermenilerin verdikleri bilgilere göre, ölü sayısı daha da fazladır.

Ve bunları sadece rakam olarak görmemek lazım, bunlar tarihimize karşı ilgisizliğimizin bize verdiği acı derslerdir ve unutulmayacak bir sayfasıdır, düşmanın Anadolu’da yarım bıraktığı vahşetin tamamlanmış halidir. Erzurum’da meme uçları kesilen, Hocalı’da hamileyken karnı delinen kadın aynıdır, yapan da aynıdır, yaptıran da. Bayburt’ta işkenceyle öldürülen çocuk aslında Hocalı’daki çocuktur. Yani senaryo aynı, figüranlar aynı, şehitler ve şahitler aynı.

Öldürülmüş insanların kafa derilerinin yüzülmesi, dış organlarının kesilmesi, öldürülmüş bebek ve çocukların gözlerinin tornavida vb. araçlarla oyulup çıkarılması, hamile kadınların karnı yarılarak çocuklarının dışarıya çıkarılması, insanların diri diri toprağa gömülmesi ve yakılması Hocalı soykırımının sıradan, alışılmış sahneleridir… Soykırım mağdurlarının anlattıkları, tüyler ürperticidir.

Şahitler anlatıyor

Esir alınmış mağdurlardan Seriyye Talibova  anlatıyor:

 “Ermeniler bizi bir Ermeni mezarlığına götürdüler. Ahıska Türklerinden dört genci ve üç Azerbaycan Türk'ünü bir zamanlar Türkiye Türkleriyle savaşmış bir Ermeni'nin mezarı üstünde kurban gibi kestiler… Ermeni askerleri ve eşkıyaları, Türk çocuklarının gözleri önünde anne ve babalarını işkence ile öldürdüler. Sonra cesetleri kepçe ile dereye döktüler. Bununla da yetinmeyen Ermeniler, iki genci getirdiler ve onların gözlerini matkapla deldiler…”

Valeh Hüseyinov adlı soykırım mağduru ise yaşadıklarını şöyle anlatıyor:   “Esir düştüm. Bütün esirlere işkence ettiler. Benim bütün tırnaklarımı çıkardılar, parmaklarımı kırdılar, dişlerimin hepsini kerpetenle çektiler. Amcamı, onun çocuklarını, bütün ailesini vahşice işkencelerle öldürdüler. Ermeniler yakaladıkları insanların başını kesiyor, “Kafasız Türk” diyerek alay ediyorlardı…“

Olay yerine gelerek ilk çekimleri yapan, sonradan Ermeniler tarafından şehit edilen Azerbaycan Milli Kahramanı şahit Çingiz Mustafayev Hocalı soykırımını şöyle anlatıyor:

‘‘… Yüzlerce insan cenazesi gördüm… Çoğu, yakın mesafeden kafasına kurşun sıkılarak  öldürülmüş 2 yaşından 15 yaşına kadar olan çocuk, kadın ve ihtiyar cesetleri idi… Cesetlerin durumundan da anlaşılıyor ki onlardan herhangi biri karşı koyamamış, kaçmaya yeltenememişti. Onlar, Ermeniler tarafından son derece soğukkanlılıkla, vahşice katledilmişlerdi… Soykırımın yapılmış olduğu ve onun izlerini taşıyan yere iki askerî helikopterle 28 Şubat’ta ilk olarak biz geldik. Biz daha havada iken 500 metre civarındaki alanın insan cesetleriyle kaplanmışlığının şahidi olduk. Helikopterden iner inmez Ermeniler üzerimize ateş etmeye başladı. Yanımızda bulunan polisler toplam 4 cenazeyi helikoptere bindirebildiler… Gördüğümüz manzara insanı delirtiyordu. Bir türlü kendimize gelemiyorduk. Mart ayının 2'sinde yabancı gazetecilerle oraya geldiğimizde tekrar aynı durumla karşılaştık; ama cenazeler daha kötü hale getirilmişti…  Ermeniler, cesetleri utanç verici şekillere sokmuşlardı. Anlaşılıyordu ki, Ermeni cellatları her gün bu vahşilikleri tekrarlamaktan zevk alıyorlardı…”

Yine helikopterle olay yerine gelen ABD'li gazeteci Thomas Goltz  anlatıyor:

 "Fotoğrafçı arkadaşım öyle etkilenmişti ki, fotoğraf çekebilmesi için kendisini objelerin üzerine doğru itmem gerekiyordu. Cesetler, koparılmış uzuvlar… Her bakımdan mide bulandırıcıydı… Bazı cesetlerin cinsiyetini anlamaya çalıştım ama yüzleri parçalanmış, tanınmayacak halde olanlar vardı. Bazılarının kafa derileri yüzülmüştü."

Ağdam’a getirilmiş ölülerin sayısı bilinmiyordu. Pascal Privat ve Steve Le Vine tarafından hazırlanan haberde ise şöyle denmektedir; "Azerbaycan yine bir morgun mahzeni gibiydi; bir caminin arkasına geçici olarak kurulmuş morga, sürüklenerek getirilmiş düzinelerce ceset ve onların başında yas tutan mülteciler vardı… Bunlar 25 ve 26 Şubat tarihinde Ermeni kuvvetleri tarafından istila edilen, Yukarı Karabağ bölgesindeki Hocalı sakinleri. Cesetlerin çoğu, kaçmaya çalışırken yakın mesafeden vurulmuştu… Bazılarının yüzleri paramparça idi, kafa derileri yüzülmüştü…"

Başka bir gazeteci, Rus savaş muhabiri Yuri Romanov  gördüklerini şöyle anlatıyor.

"Altı yaşında, kafası sarılı bir kız çocuğu gördüm… Sargı, çocuğun her iki gözünü kapatmış şekilde sarılıydı. Kameramı kapatmadan ona doğru eğildim:

- Neyin var tatlım?- Gözlerim yanıyor. Gözlerim yanıyor.  Amca… Gözlerim yanıyor! Doktor sırtıma elini vurdu. -  Gözleri kör olmuş. Onun gözlerinde sigara söndürmüşler… Bize getirdiklerinde gözlerinin içinde sigara izmaritleri vardı.

Orada şahit olduklarımı, gözlerimin gördüklerini ve kulaklarımın duyduklarını dilim ifade edemiyor."

Hocalı adalet bekler… Hocalı bizi bekler. Biz gitmedikçe, adalet gelmeyecektir. Bunu bekletmek ise insanlığa karşı haksızlık. Biz gelmedikçe, bizi affetmeyin Hocalılılar.

Vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez