Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, OECD tarafından açıklanan PISA 2025 sonuçlarının ardından Slovakya’nın başkenti Bratislava’da gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarında nasıl bir “başarı hikayesi” yakaladığına ilişkin soruyu yanıtlayan Tekin, 2013’te dershanelerin kapatılması gündeme geldiğinde, Türkiye’de eğitim sisteminin başarılı olmasının yegane yolunun eğitimin üzerindeki vesayet çemberinin kırılması olduğunu söylediğini hatırlattı.
“HİKAYENİN ASIL ÖZÜ BURASI”
Tekin, o dönemlerde Milli Eğitim Bakanlığının ders kitaplarının kullanılmadığını, dershanelerin ise her konuyu 6 ayda öğreteceğini iddia ettiğini belirtti.
Tekin, dershanelerin program ve müfredatlarının Milli Eğitim müfredatıyla uyumlu hale getirilmesini istediklerini ancak bu programların getirilmediğini ifade ederek şöyle konuştu:
“Bu, eğitimde attığınız adımların birileri tarafından manipüle edildiğini gösteriyordu. Mevzu sadece sınav başarısına odaklanıyordu. Biz bu dershane mevzusuna işte bununla girdik. Dershanecileri topladık ve dedik ki, 'Programlarınızı, müfredatınızı getirin onaylayalım, Milli Eğitim müfredatıyla uyumlu hale gelsin.' Getirmiyorlar. 1980'li yıllarda dershane ruhsatı almış, çocuklara anlattığı şeyin ne olduğunu biz bilmiyoruz. O programı Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı onaylamadığı için ne var biz bilmiyoruz. Vatandaş gittiğinde aralarında yaptığı protokol ticari bir sözleşme. Ne anlatacaksınız siz bu çocuğa? Bilmiyoruz. Diyoruz ki, 'Bu yaptığınız şey, bu ilişki hiç sağlıklı değil. Siz başka şey anlatıyorsunuz, biz başka şey anlatıyoruz'. Siz, 'Milli Eğitimin anlattığından bir şey olmaz.' diyorsunuz. Yani Milli Eğitimin öğretmeni, kitapları, okulları başarısız, herkes başarısız ama dershaneler başarılı... Olacak şey mi? Devletin, milletin, memleketin eğitim politikasını o zaman dershane belirlemiş oluyordu. Biz o kadar para harcıyoruz, atama yapıyorsunuz, ders kitabı basıyorsunuz, okul yapıyorsunuz ama hepsi boş. Bizim o gün başlattığımız kavga, 'bu vesayeti kaldıralım' mücadelesiydi.”
Özel öğretim kursu ile dershane arasındaki farkın da burada ortaya çıktığını belirten Tekin, özel öğretim kurslarının hangi programı uygulayacağının Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığı tarafından onaylanması gerektiğini söyledi.
Tekin, örneğin 9. sınıf matematik kursu açmak isteyen bir kurumun programını getirerek Milli Eğitim müfredatıyla uyumunun onaylanması gerektiğini ve sonrasında yapılacak denetimin de bu program üzerinden yürütülebileceğini ifade etti.
Tekin, bu vesayet çemberinin kırılması halinde eğitimde yapılan altyapı çalışmalarının sonuçlarının alınmaya başlanacağını belirterek, “Bunu kırarsak eğer, eğitimin üzerindeki vesayet şapkasını, vesayet çemberini kırmış oluruz.” dedi.
“2015’TEN SONRA TÜRKİYE’NİN YAŞADIĞI OLAĞANÜSTÜ SIÇRAMA”
Tekin, OECD Eğitim ve Beceri Direktörü Andreas Schleicher ile yaptıkları çevrim içi toplantıda Schleicher’in kendisinden 2015’ten sonra Türkiye’nin yaşadığı “olağanüstü sıçramayı” diğer ülkelere anlatmasını istediğini belirtti.
MEB’in ağırlığının artmasının ardından işlerin yoluna girmeye başladığını kaydeden Tekin, şöyle konuştu:
“Bence bu hikayenin asıl özü burası. Yoksa ne kadar derslik yaparsan yap, ne kadar öğretmen atarsan ata, bunların hiçbir karşılığı olmaz. Çünkü senin yaptığın işi sabote eden, onu gölgeleyen başka bir yapı var. Biz o yüzden bu sene genelgeye de yine yazdık, ders kitaplarımız mutlaka okutulacak, yardımcı kaynak dayatması olmayacak.”
MÜFREDAT YÜZDE 35 ORANINDA AZALTILDI
Tekin, PISA 2025 Bölgesel Toplantısı’nda bir konuşmacının, “öğrencilere öğrenebildiklerinden fazlasını yüklerseniz öğrenme kayıplarına sebebiyet verirsiniz” dediğini hatırlattı.
Çocukların yaşına uygun olmayan konuların öğretilmemesi gerektiğini belirten Tekin, müfredatın fazla yoğun olmasının öğretmenlerin dersleri yetiştirmesini zorlaştırdığını söyledi.
Tekin, bu durumu biyoloji dersi üzerinden örneklendirerek şöyle konuştu:
“O zaman ne oluyor biliyor musunuz? Siz diyelim biyoloji öğretmenisiniz, haftalık ders saatiniz 3. Ama ben kitaba öyle konular koymuşum ki sen 3 saatte değil 6 saatte bile anlatamazsın. Gittiğim her okulda öğretmenler 'hocam, bizim haftalık ders saatimizi artır' diyor. Onu artır, bunu artır, bir bakıyorsun 60 saat yapıyor. Yetiştiremiyoruz diyorlar, niye? Çünkü müfredat dolu. Dolu olunca öğretmen yetiştireceğim diye yarım yamalak anlatıyor, o zaman 'öğretmen başarısız, okul başarısız, öğrenci başarısız' oluyor. Kimse de demiyor ki, 'bir öğretmen normal koşullarda haftada 6-8 saatte anlatılacak bir şeyi 2-3 saatte nasıl anlatsın'. Biz müfredatı azaltacağız derken bunu söylüyorduk. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile yüzde 35 oranında azaltıldı. Şimdi öğretmenler rahat, etkinliklere vakit buluyorlar.”
“2015’TEN SONRA TIRMANIŞA GEÇMEYE BAŞLIYORUZ”
PISA araştırmasında öğrenci örnekleminin nasıl belirlendiğine ilişkin soruyu da yanıtlayan Tekin, OECD’ye yalnızca öğrencilerin okul türlerine göre sayılarını paylaştıklarını söyledi.
Tüm okulların listesini OECD’ye verdiklerini belirten Tekin, deprem bölgesindeki illerden ve sosyoekonomik açıdan dezavantajlı olduğu varsayılan bölgelerdeki okullardan da listede yer aldığını ifade etti.
Okulları ve öğrencileri OECD’nin belirlediğini belirten Tekin, Türkiye’nin seçim sürecine müdahale etme yetkisinin bulunmadığını söyledi.
PISA 2025 araştırmasında Türkiye’den özel okulların da yer aldığını belirten Tekin, okulların özellikle seçildiği yönündeki eleştirilere de yanıt verdi.
TIMSS araştırmasında da benzer eleştirilerin gündeme getirildiğini söyleyen Tekin, eğitim öğretim ortamının iyileştirilmesi için çeşitli adımlar attıklarını ifade etti.
Tekin, geçmişte bir sırada dört öğrencinin oturduğu okullar bulunduğunu, bugün ise ortaöğretimde derslik başına düşen öğrenci sayısının 12-13’lere düştüğünü belirtti.
Okulların daha ergonomik ortamlarda eğitim vermesi amacıyla mimari açıdan sıfırdan çalışma yaptıklarını kaydeden Tekin, geçmişteki okullara ilişkin 2002-2003 yıllarından kalma fotoğraflar bulunduğunu da söyledi.
660 BİN SINIFTA 660 BİN ETKİLEŞİMLİ TAHTA BULUNUYOR
Tekin, şu anda 660 bin sınıfta 660 bin etkileşimli tahta bulunduğunun altını çizdi.
Öğretmenlerin istedikleri zaman Eğitim Bilişim Ağı’ndan (EBA), Talim ve Terbiye Kurulu Başkanlığının onayından geçmiş eğitim içeriklerine erişebildiğini vurguladı.
PISA sonuçlarındaki yükselişin bir anda ortaya çıkmadığını belirten Tekin, “2015'ten sonra tırmanışa geçmeye başlıyoruz” dedi.
Tekin, yükselişin kademeli gerçekleştiğini, son açıklanan TIMSS verileri de dikkate alındığında istikrarlı bir yükseliş görüldüğünü ifade etti.
PISA’ya katılacak öğrencileri kendilerinin de önceden bilmediğini belirten Tekin, OECD’nin öğrencileri sınav tarihine yakın seçtiğini, Türkiye’nin ise yalnızca sınavın gerçekleştirilmesi için valilikler üzerinden gerekli tedbirleri aldığını söyledi.
“VELİLER, ÇOCUKLARININ ÖĞRETİM SÜREÇLERİYLE DAHA AZ İLGİLENMEYE BAŞLAMIŞ”
Tekin, PISA 2025 raporunun ardından eksik gördüğü alanın ne olduğuna ilişkin soruya, 2023’ten beri üzerinde durdukları asıl konunun ailelerin de eğitim sürecine dahil edilmesi olduğunu söyledi.
Öğretmenlerin üzerinde en ciddi sorunu ailelerin oluşturduğunu dile getiren Tekin, bazı ailelerin okul ve öğretmen seçmeye, seçtikleri öğretmeni yönetmeye çalıştığını ifade etti.
Ailelerin çocuklarının akademik başarısını artırmak için öğretmenle iş bölümü yapmasını istediklerini belirten Tekin, bu kapsamda başlatılan 3x3, 9 saatlik programın amacının akademik başarıyı artırmak, okul ortamını desteklemek ve doğru ebeveynlik konusunda öneriler sunmak olduğunu söyledi.

Tekin, PISA 2025 Bölgesel Toplantısı’nda bir konuşmacının çocuğa “Bugün okul nasıl geçti?” diye sormanın bile çocuğa ilgi gösterildiğini hissettirdiğini söylediğini hatırlattı.
Dünya genelinde de çocukların eğitim öğretim süreçlerine yönelik ebeveyn ilgisinde bir önceki döngüye göre 6 puanlık azalma yaşandığının ifade edildiğini belirten Tekin, şöyle konuştu:
“Sadece Türkiye'nin problemi değil, dünyada da artık böyle bir sorun var. Veliler, çocuklarının eğitim öğretim süreçleriyle daha az ilgilenmeye başlamış. Bizim şu anda odaklanacağımız şey burası. Bunu sağlıklı hale getirirsek ben çok şeyi aşacağımızı düşünüyorum.”
“SINAVLA ÖĞRENCİ ALAN ORTAÖĞRETİM KURUMLARININ SAYISINI AZALTMAMIZ GEREKİYOR”
Tekin, Türkiye’de sınavların ve öğrencilerin sınav pratiğinin PISA sonuçlarını etkileyip etkilemediğine ilişkin soruya “Kesinlikle düşünüyorum.” yanıtını verdi.
Türkiye’deki ölçme-değerlendirme mekanizmasının iyileştirilmesi gerektiğini belirten Tekin, Milli Eğitim Bakanı olduktan sonra 2023 yazında Türkçe ile Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde ölçme değerlendirmeyi dört beceri üzerinden yapmaya başladıklarını söyledi.
Aynı uygulamanın yabancı dil sınavları için de başlatıldığını belirten Tekin, öğrencilerin kendilerini sıralama sınavlarına hazırlamasının eğitim sistemini doğal olarak etkilediğini ifade etti.
Tekin, sınav baskısını azaltmak gerektiğini belirterek, sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarının sayısı ve kontenjanının azaltılması gerektiğini söyledi. Bu konuda kademeli bir politika takip ettiklerini ifade etti.
EĞİTİM VE EKONOMİK KALKINMA ARASINDAKİ BAĞA DİKKAT ÇEKTİ
OECD’nin PISA araştırması ile eğitim ve ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiye yönelik soruyu yanıtlayan Tekin, eğitim ile ekonomik kalkınma arasındaki ilişkiyi ortaya koyan araştırmalar bulunduğunu belirtti.
Bu araştırmalarda eğitimin milli geliri yüzde 2 ila 4 oranında artırdığına ilişkin çalışmalar bulunduğunu söyledi.
OECD’nin eğitimde niteliği artırmaya yönelik çabasını sosyoekonomik kalkınma açısından önemli bulduğunu belirten Tekin, şöyle konuştu:
“Bununla ilgilenmelerinin bence sebebi de o. Zaten OECD Genel Sekreter Yardımcısı Frantisek Ruzicka ile yaptığımız konuşmada onlara da bunu anlattım. Niteliği artırdıkça aynı zamanda sizin savunma sanayisinde yatırım yapan, işletmecilik yapan, mühendislik sektöründe üreten insan sayınız artacak demektir. O da otomatikman milli gelirinize katkı sağlayacak. O yüzden eğitimde niteliğin artırılmasıyla ekonomik kalkınma arasında çok yakın bir bağ var, OECD'nin odaklandığı yer de burası zaten. Ruzicka'nın o yaptığımız sohbette söylediği şey şu; 'Sizin bu başarınızın sonuçları 10 yıl sonra milli gelirinize katkı olarak geri dönecek'. Bunlar gerçekten önemli şeyler. Doğrudan vatandaşı ilgilendiren şeylerdir.”
“KİMİN NE SÖYLEDİĞİNE ÇOK TAKILMIYORUM”
Tekin’e, geçmişte Türkiye’nin eğitim sonuçları olumsuz olduğunda medyada “Türkiye dibe çöktü” şeklinde haberler yapıldığı, ancak bu kez bir sessizlik olduğu ve sendikalar ile muhalefet tarafında da benzer bir durum görüldüğü yönündeki değerlendirme soruldu.
Tekin, bu değerlendirmeye şöyle yanıt verdi:
“Ben kimin ne söylediğine çok takılmıyorum. Bizim yaptıklarımızı anlatmamız lazım. Kendi adımıza bu söylemi inşa etmemiz lazım. Yani bunları ciddiye alarak, bunlardan etkilenerek 'Onlar bunu söyledi, böyle bir eleştiri var', oradan hiç yürümüyorum ben. Zaten onu yapmadığım için de rahatım. Hiç bakmıyorum yani.”
“BİZ GEREKLİ TEDBİRLERİ ALMAYA ÇALIŞIYORUZ”
Türkiye’nin PISA 2025 sonuçlarında “güvende hissetme” oranı ile “okula aidiyet ve yalnızlık” konularında OECD ortalamasının altında kalmasına ilişkin değerlendirmede bulunan Tekin, bunun araştırmanın nihai uygulamasının yapıldığı dönemdeki durumla ilgili olduğunu söyledi.
Araştırmanın Türkiye’de deprem, MESEM ve siyasetin yürüttüğü okullardaki çeşitli olayların yoğun şekilde konuşulduğu 2025 döneminde gerçekleştirildiğini belirten Tekin, araştırmanın bugün yapılması halinde daha farklı bir tablonun ortaya çıkabileceğini ifade etti.
Tekin, öğrencilerin kendilerini güvende hissetmemeleriyle ilgili kırılmaların daha çok sosyal medya ve siber zorbalıkla bağlantılı olduğunu belirtti.
Öğrencilere bu tür durumlara maruz kalıp kalmadıkları sorulduğunda yaklaşık 100 öğrenciden 90’ının “evet” yanıtı verdiğini söyleyen Tekin, öğrencilerin WhatsApp gruplarına alınmamak veya gruptan çıkarılmak gibi durumları örnek gösterdi.
Diğer fiziki tedbirlerle ilgili İçişleri Bakanı’nın da açıklama yaptığını hatırlatan Tekin, alınan tedbirlerin uygulamaya geçirildiğini belirtti.
HEDEF OECD ÜLKELERİ ARASINDA İLK 5
Tekin, bundan sonra yapılacak PISA araştırmasındaki hedefin ne olacağına ilişkin soruya, OECD Genel Sekreter Yardımcısı Frantisek Ruzicka’nın Türkiye’nin OECD üyeleri içerisinde sürekli ilk 5 içerisinde olmasını arzu ettiklerini söylediğini hatırlatarak yanıt verdi.
Tekin, “Elbette bizim de asıl hedefimiz OECD ülkeleri içinde ilk 5 içinde yer almak ve kalıcı olmak.” dedi.
TÜRKİYE YÜZYILI MAARİF MODELİ İLE BİLGİ BECERİYE DÖNÜŞTÜRÜLECEK
Tekin, uluslararası arenada Türkiye’nin eğitim sistemine yönelik temel eleştirilerin müfredatın çok yoğun olması ve müfredatın hâlâ bilgi verme üzerine kurulması olduğunu söyledi.
Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile uluslararası raporlar ve eleştiriler dikkate alınarak bilgi vermek yerine bilgiyi beceriye dönüştürmeye yönelik bir müfredat seçildiğini belirten Tekin, amaçlarının bilgiyi gündelik hayat becerisine dönüştürebilen öğrenciler yetiştirmek olduğunu ifade etti.
Tekin, bir sonraki PISA uygulamasına Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli eğitimi alan öğrencilerin gireceğini belirterek, bu öğrencilerin çok daha başarılı olacağını düşündüğünü söyledi.
ERDOĞAN’A PISA SONUÇLARI ARZ EDİLDİ
Tekin, PISA 2025 sonuçlarının açıklanmasının ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile iletişim kurup kurmadığına ilişkin soruya, sonuçları Erdoğan’a arz ettiğini ve Cumhurbaşkanı’nın maarif ailesini tebrik ettiğini söyledi.
Sonuçlarda ekip çalışmasının payı olup olmadığı sorusunu da yanıtlayan Tekin, eğitim camiasının sonuçlara büyük katkı sunduğunu ve başarının ekip ruhuyla geldiğini ifade etti.
BİR SONRAKİ PISA ARAŞTIRMASI 2029’DA
Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, bir sonraki PISA araştırmasının 2029 yılında yapılacağını bildirdi.