Mehmet Uçum, paylaşımına “Avrupa Fetişizminin Uyuşturucu Etkisi!” başlığını vererek, İzlanda’da AB ile üyelik müzakerelerine yeniden başlanmasının reddedilmesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
Cumhurbaşkanı Başdanışmanı ve Cumhurbaşkanlığı Hukuk Politikaları Kurulu Başkanvekili Mehmet Uçum sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşımda şu ifadeleri kullandı:
AVRUPA FETİŞİZMİNİN UYUŞTURUCU ETKİSİ!
“İzlanda referandumda Avrupa Birliği (AB) ile üyelik müzakerelerine yeniden başlanmasını reddetti.” 400 bin nüfuslu İzlanda’nın AB’ye hayır demesi Türkiye’deki AB hayranlarını hayal kırıklığına uğratmış olabilir. Ama AB gerçeğini görenler için bu sonuç hiç de şaşırtıcı değil.
Türkiye’nin Avrupa’yla güçlü tarihi bağlarından (!) söz edenler nedense AB’ye tam üye olmayı defalarca hakeden Türkiye’nin niye üye yapılmadığını ve AB’nin Türkiye’ye karşı hiç değişmeyen iki yüzlü tutumunu görmezden gelirler. Demokrasi ile hak ve özgürlükler için Avrupa’yı ölçü alanlar Avrupa’nın başat ülkelerinde gelişen polis devleti pratiklerini, hak ve özgürlük ihlallerini asla duymazlar.
Oysa AB içinde ciddi yabancılaşma yaratan ortaklık hukuku ile üye ülkelerin ulusal hukukları arasındaki çatışmalar artık yönetilemez durumdadır. Birleşik Krallığın/İngiltere’nin AB’den ayrılma süreci AB’nin geleceği için ciddi sorunlar üretti. Başta Macaristan ve Polonya olmak üzere bir çok üye ülkede AB hukukuna aykırı düzenlemeler ve kararlar AB’nin iç çatışmalarını körüklüyor. Öyle ki artık AB üyesi ülkelerin AB destekçisi çevreleri bile bizdeki AB’ciler kadar AB’yi her hal ve şartta savunamıyor. Bizdeki AB’cilerin AB fetişizmi hakikaten bir tür zihniyet köleliğine dönüşmüş gibi gözüküyor. Tabi ikiyüz yıllık kültürel emperyalizmin batıcı asimilasyonuna uğramış çevrelerde nesilleri etkileyen bu sonuçlar var ama bunun da sonuna geliniyor.
Avrupa Konseyi ve AİHM açısından bakıldığında ise İngiltere AİHM kararlarının dikkate alınıp alınmayacağını yüksek sesle münakaşa ediyor. İngiltere’de AİHM’in sınır dışı işlemini durdurmaya yönelik geçici tedbir kararına uyulmaması konusunda ilgili bakana yetki tanındı. İsviçre konuyu referanduma götürmeyi tartışıyor. Bu konularda kelam eden bazılarının haberi olmasa da Rusya 15 Mart 2022’de bir günde Konseyden çıktı. Birçok Avrupa ülkesinde AİHS’den tamamen çekilmeyi savunan güçlü bir siyasi çizgi bulunuyor. Önümüzdeki dönemde Almanya ve Fransa’daki seçimlerde de AİHM/AİHS sistemi ve ulusal egemenlik arasındaki ilişkinin daha fazla gündeme geleceği ve sorgulanacağı çok net görülüyor.
Geldiğimiz koşullarda Türkiye’nin AİHM’in yetki sınırlarını tartışması, milli egemenlik haklarını savunması ve bunu gündeme getirmesi en doğal hakkıdır ve bu fikri çalışma gereklidir.
Bunun fikri tartışmasına bile tahammül edemeyenler dönüp o hayranı oldukları Avrupa’daki tartışmalara baksınlar. Avrupa fetişizminin uyuşturucu etkisi zihinsel bulanıklık doğuruyor. Bundan bir an önce sıyrılıp Türkiye’ye Avrupa egemenlerinin nefret gözlüğünden değil, Avrupa’ya Türkiye perspektifinden bakmak gerekiyor. Yurtseverliğin, vatanseverliğin, milliyetçiliğin ya da ulusalcılığın hangi nitelemeyi benimserseniz benimseyin asgari gereği ülke bakışıyla konuları ele almaktır. Eleştiri haktır ama elin bakışıyla ülkeni yargılayamazsın.
EK: Alıntıladığımız 15 Mart 2025 tarihli “Hasta Adam Avrupa Birliği” mesajını bir kez daha dikkatinize sunarız.
İLGİLİSİNE NOT: Milli hukuk derken karşıtı gayri milli hukuk değildir, milletlerarası hukuktur. Milli yargının karşısında da milletlerarası yargı vardır.
İç hukuk milli hukuku ifade eder. Dış hukuk uluslararası sözleşmelerden oluşan milletlerarası hukuku işaret eder. Eğer görüşlerimiz üzerine fikri münakaşa yapılacaksa önce doğru kavramlar kullanılsın. İfade etmediğimiz nitelemeleri söylemişiz gibi gerçeğe aykırı iddialar ileri sürülmesin. Öte yandan milli hukuk ve milli yargı kavramlarına nüfuz etmekte güçlük çekiliyorsa bazıları için ulusal hukuk ve ulusal yargı diyerek daha kolay anlamak da mümkündür, bunu denesinler. Yine istenirse monist ve düalist hukuk ile evrensel hukuk tartışmasına da gireriz.Tüm bu konulara ilişkin defalarca yazdık ve anlattık. Yine yazarız, yine anlatırız, fikri münakaşada fayda vardır. Ama yeterki çarpıtma ve yalan olmasın. Bilgi temelli olsun, doğru kavram setleri kullanılsın ve objektif olsun. Bu koşullara uymayanları ise dikkate almayız.