Türkgün | Gündem | MHP Lideri Devlet Bahçeli’den 'öğretmen' uyarısı: Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz

MHP Lideri Devlet Bahçeli’den 'öğretmen' uyarısı: Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz

MHP Lideri Devlet Bahçeli, öğretmenlerin okulun haysiyeti, maarifin taşıyıcı kolonu, milletin istikbaline istikamet veren ilim ve irfan neferi olduğunu vurguladı. Lider Bahçeli, "Öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz." dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, öğretmenlerin okulun haysiyeti, maarifin taşıyıcı kolonu, milletin istikbaline istikamet veren ilim ve irfan neferi olduğunu vurguladı. Lider Bahçeli, "Öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz." dedi.

KAYNAK: Haber Merkezi

MHP Lideri Devlet Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulundu. MHP Lideri Devlet Bahçeli, “Öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur. Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz. Öğretmen; mektebin haysiyeti, maarifin taşıyıcı kolonu, milletin istikbaline istikamet veren ilim ve irfan neferidir. Öğretmeni ikinci bir ana-baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup ders anlatan bir memur konumuna sürüklemek izahı mümkün olmayan bir gaflettir.” dedi.

MHP Lideri Devlet Bahçeli, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:

"Dijitalleşme, değerlerimizi aşındırdığında, televizyon karşısında geçen süreler uzadıkça, aile içi sessizlikler katlandıkça; sözde sosyal medya fenomenlerinin sözleri kıymetli öğretmenlerimizin öğretilerinin önüne geçtikçe, sınırsız ve denetimsiz özgürlük fikirleri okulun terbiye gücünü budadıkça, çocuklarımız kapsamı öngörülemeyen içerik tufanının içine savrulduğunda; böylesi trajedilerin zemini genişlemektedir.

Çözüm, yalnızca okul kapısında bekleyecek güvenlik görevlisinin varlığı değildir.

Çözüm yalnızca adım başı duvarlara asılacak kameralar değildir.

Hadise vuku bulduktan, canlarımız yuvalarından uçtuktan sonra pansuman tedbirler sıralamak bizim meşgalemiz değildir.

Mesele daha derindedir, mesele daha vahimdir, mesele daha geniştir.

Biz bu meselenin üzerini örtenlerden değil; kökünü kazıyanlardan olacağız!

Ve bu mücadele, günü kurtarmanın değil, geleceği inşa etmenin mücadelesidir.

Aileyi tahkim etmeden, mektepleri terbiye ve şahsiyet inşa eden asli mevkiine yeniden kavuşturmadan, rehberlik ve psikososyal destek mekanizmalarını kuvvetlendirmeden bize rahat yoktur.

Aile, çocuğun ilk mektebidir. Okul, çocuğun ikinci evidir. Devlet, çocuğun en geniş himaye çatısıdır. Bu üç halka arasında bağ zayıflarsa çocuk yalnızlaşır. Yalnızlaşan çocuk, bazen kendisini sanal kalabalıkların içinde arar. O kalabalıklar ise her zaman masum bir arkadaşlık zemini sunmaz. Orada merhamet yerine alay, sabır yerine öfke, dostluk yerine sürü psikolojisi, hayat sevgisi yerine şiddet merakı bulunabilir.

O hâlde yapılması gereken, çocuklarımızı yalnız disiplinle kuşatmakla sınırlı kalamaz. Onları dinlemek, anlamak, yönlendirmek, meşgul etmek, güvenli bir anlam dünyası içinde büyütmek ve şahsiyet sahibi kılmak gerekir. Çocuk yalnız emir isteyen bir varlık değildir; ilgi isteyen, aidiyet isteyen, görülmek isteyen, güven isteyen bir emanettir.

Eğitim sistemimizin de bu hakikati merkeze alması şarttır. Eğitim, bilgi aktarımından ibaret bir faaliyet olarak görülemez. Eğitim, insanın iç düzenini kurma sanatıdır. Matematik, tarih, fen ve edebiyat kadar merhamet, ölçü, sabır, haysiyet, sorumluluk ve insan hayatının dokunulmazlığı da öğretilmelidir. Öğretmenlerimiz, yalnız sınıfta ders veren görevliler olarak düşünülemez. Onlar toplumun ahlakî omurgasına temas eden, çocuklarımızın şahsiyet dünyasını inşa eden müstesna şahsiyetlerdir.

Bu vesileyle altını kalın çizgilerle çizmek isterim ki öğretmeni sıradanlaştıran bir anlayışın eğitim davası baştan ölü doğmuştur.

Öğretmen; mektebin haysiyeti, maarifin taşıyıcı kolonu, milletin istikbaline istikamet veren ilim ve irfan neferidir. 

Annelerimizin okul kapısında bıraktığı minik elleri tutan, temiz ve saf kalplerini güzelliklerle donatan, bilgilerle zihnini açan, becerileriyle küçük bileklere güç veren, kabiliyetleri fark eden, gözlerindeki ışığı güçlendiren, nizam veren, adap bildiren, terbiye kazandıran öğretmenlerimizdir.

Öğretmeni ikinci bir ana-baba sayan, yücelten, baş tacı eden, hürmet gösteren bir gelenekten kopup ders anlatan bir memur konumuna sürüklemek izahı mümkün olmayan bir gaflettir.

Öğretmenin itibarının zedelendiği, sözünün değersizleştirildiği, sınıf içindeki otoritesinin aşındırıldığı bir düzende ne sağlam bir eğitim nizamı kurulur ne de milli ve manevi kıymetlerle yoğrulmuş bir nesil inşa edilir.

Öğretmeni zayıflayan bir milletin geleceği güçlü olamaz.

Öğretmenin nesillerimizin yetiştirilmesindeki fonksiyonu da öğrencilerimiz ve ailelerimiz nezdindeki saygınlığı da tartışma konusu edilemeyecek kadar hassas bir öneme sahiptir.

Ailelerin desteklenmesi de aynı derecede hayatidir. Modern şehir hayatı, çalışma temposu, ekonomik baskılar, dijital dünyanın istilası ve sosyal bağların zayıflaması aileyi çoğu zaman yalnız bırakmaktadır. Aile yalnız kaldığında çocuk da yalnız kalır. Bu nedenle aileyi hedef göstermek yerine aileyi güçlendirmek, rehberlik sistemlerini yaygınlaştırmak, çocuk ve ergen ruh sağlığı hizmetlerini erişilebilir kılmak ve okul-aile-devlet iş birliğini daha işlevsel hâle getirmek gerekir.

Bu sorumluluk hepimizindir. Siyaset kurumu bu meselede çekişme dili üretmemelidir. Akademi sahici bilgiyle yol göstermelidir. Bürokrasi kurumlar arası eşgüdümü güçlendirmelidir. Aileler evlatlarının iç dünyasına daha dikkatle bakmalıdır ve ailelerin dijital farkındalık kapasitesi artırılmalıdır. Medya acıyı çoğaltan bir yayıncılık anlayışından uzak durmalıdır. Silaha erişim, şiddet dili, akran zorbalığı, dijital radikalleşme ve toplumsal yalnızlaşma tek tek dosyalar halinde değil, ortak bir çocuk koruma mimarisi içinde değerlendirilmelidir.

23 Nisan’ın bugünkü anlamı işte bu dengede saklıdır. Millî egemenlik yalnız hâkimiyet hakkı değildir; aynı zamanda sorumluluk rejimidir. Millet adına karar alan herkes, çocukların güvenliği, huzuru ve geleceği konusunda tarih önünde sorumludur. Meclis, milletin iradesini temsil ettiği kadar, çocukların istikbalini de emanet olarak taşır.

Bu nedenle bugünkü çağrımız, sağduyu çağrısıdır. Sağduyu, acıyı hafife almak anlamına gelmez. Sağduyu, hakikati öfkeye teslim etmeden söyleme kudretidir. Sağduyu, cezanın hukuk içinde, tedbirin hikmet içinde, merhametin adalet içinde aranmasıdır. Sağduyu, toplumun kendisini kaybetmeden kendisini onarma iradesidir.

Çocuğun her şeyden evvel masumiyetin adı olduğu bir dünyada; masumiyeti suçlulukla yan yana getiren her tablo; toplumsal düzenimizi, değerlerimizi ve zihinlerimizi felce uğratmaktadır. 

Böylesi vahim ve hassas hadiselerde yetkili makamların görevlerini hiçbir baskı, hiçbir yönlendirme, hiçbir siyasi hesap altında kalmadan; sükûnetle, suhuletle ve devlet ciddiyeti içinde yürütmesi hayati önemdedir.

Olayların bütün yönleri açıklığa kavuşmadan sarf edilen her peşin hüküm, kurulan her fırsatçı cümle, yapılan her siyasi savrulma; hakikatin üzerini örtmekten, acıyı istismar etmekten, çocuklarımızın hayatlarına bir yara daha açmaktan başka bir işe yaramayacaktır. 

Hiç kimse evlatlarımızın canı üzerinden söz devşirmeye, milletin gözyaşı üzerinden siyaset üretmeye, böylesi elim hadiseleri günübirlik polemiklerin harcına katmaya heves etmemelidir.

Bizim talebimiz açıktır, bizim beklentimiz nettir, bizim çağrımız gecikmeye tahammülü olmayan bir mecburiyettir: Sebepler sonuna kadar araştırılmalıdır. 

İhmaller varsa birer birer ortaya çıkarılmalıdır. 

Sorumluluk zinciri saklanmadan tespit edilmelidir. 

Okul güvenliğini, çocuklarımızın ruh sağlığını, öğretmenlerimizin ve ailelerimizin huzurunu koruyacak kalıcı tedbirler vakit kaybetmeksizin alınmalıdır. 

Gazi Meclisimizin, Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta yaşanan menfur okul saldırılarının ardından araştırma komisyonu kurulmasına dönük ortak ve siyaset üstü bir irade ortaya koymuş olması, kuşkusuz isabetli ve yerinde bir adımdır.

Daha evvel kurulan ve çalışmalarını tamamlayan suça sürüklenen çocuklara ilişkin araştırma komisyonunun çalışmaları da bu anlamda mühim bir hazırlık zemini oluşturmuştur.

Bu noktadan sonra konu münferit bir saldırının sıcaklığıyla değil; suçun ve şiddetin pençelerine hapsolan çocuklarımızın durumu çok cepheli risk faktörleri ele alınarak okunacaktır.

Kurulacak bu komisyon vakit tüketen, laf çoğaltan değil; çocuklarımıza kol kanat geren, tehdidi kaynağında teşhis eden bir seferberlik masası olmak zorundadır.

Evlatlarımız istikbalimizdir ve istikbalimiz her türlü siyasi hesabın ve her türlü polemiğin üstündedir.

Milliyetçi Hareket Partisi’nin “Önce ülkem ve milletim” şiarını 7’den 70’e her kesimin benimsemesi, görüşü ve fikri ne olursa olsun her siyasetçinin bunu iyi idrak etmesi, politikaya dair bir namus meselesi olarak tahkim etmesi hayati değerdedir. 

Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta hayatını kaybeden yavrularımıza ve fedakâr öğretmen kardeşimize bu vesileyle bir kez daha Cenab-ı Allah’tan rahmet; kederli ailelerine ve aziz milletimize başsağlığı diliyorum. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’taki her iki menfur saldırıda yaralanan evlatlarımıza da acil şifalar temenni ediyorum."

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...