Türkgün | Gündem | MHP'li İlyas Topsakal'dan Ukrayna'ya Karadeniz uyarısı: 'Ortaklığın zarar görmesi kaçınılmazdır'

MHP'li İlyas Topsakal'dan Ukrayna'ya Karadeniz uyarısı: 'Ortaklığın zarar görmesi kaçınılmazdır'

MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Ukrayna'nın Karadeniz'de gerçekleştirdiği saldırıların ticaret bakımından istikrarsızlaştırma riski taşıdığını belirterek, bu durumun devam etmesi halinde savunma sanayii ortaklıklarının ve diğer ticarî teşebbüslerin zarar görmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

MHP Genel Başkan Yardımcısı İlyas Topsakal, Ukrayna'nın Karadeniz'de gerçekleştirdiği saldırıların ticaret bakımından istikrarsızlaştırma riski taşıdığını belirterek, bu durumun devam etmesi halinde savunma sanayii ortaklıklarının ve diğer ticarî teşebbüslerin zarar görmesinin kaçınılmaz olduğunu ifade etti.

KAYNAK: Haber Merkezi

MHP Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. İlyas Topsakal sosyal medyada paylaşımda bulunarak Rusya-Ukranya savaşı, Avrupa güvenliği ve Karadeniz'de yaşanan gelişmelere değinerek şunları söyledi:

RUSYA-UKRAYNA SAVAŞI: AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ SARSILIYOR 

Rusya-Ukrayna savaşı, iki devlet arasındaki hudut ve egemenlik ihtilafını çoktan aşmış; Avrupa’nın güvenlik nizamını yeniden şekillendiren tarihî bir kırılmaya dönüşmüştür. NATO’nun caydırıcılık telakkisi, Avrupa ülkelerinin savunma bütçeleri, silah sanayisinin üretim modeli ve enerji politikaları artık savaşın meydana getirdiği yeni şartlara göre biçimlenmektedir. Avrupa nazarında Rusya’nın teşkil ettiği tehdit, Ukrayna’daki askerî harekâtla mahdut değildir. Moskova’nın savaş ekonomisine intikal etmesi, askerî üretimini artırması ve hibrit müdahale kabiliyetini geliştirmesi, mevcut Avrupa güvenlik mimarisini kendi lehine dönüştürme arayışı olarak okunmaktadır. Bu sebeple savaş, Ukrayna’nın mukadderatı kadar NATO bütünlüğünün ve transatlantik nizamın geleceğini de yakından ilgilendirmektedir. Ukrayna ise desteklenen bir komşu ülke olmanın ötesine geçmiş, Avrupa savunmasının ileri hattına yerleştirilmiştir. Kiev’in savunma kapasitesinin muhafazası, Rusya’nın genişleme iradesinin sınırlandırılması anlamına gelmekte; Ukrayna’ya sağlanan askerî destek, Avrupa’nın kendi güvenliğine yaptığı doğrudan bir yatırım olarak değerlendirilmektedir. Savaşın muhtemel neticelerinin her biri Avrupa bakımından ciddi maliyetler taşımaktadır. Rusya’nın hedeflerine ulaşması doğu kanadındaki emniyet kaygılarını derinleştirecek, çatışmanın uzaması ise kıtayı daha yüksek savunma harcamalarına ve kalıcı bir bloklaşmaya sürükleyecektir. Bu itibarla asıl mesele, cephedeki günlük ilerlemelerden ziyade Avrupa’nın gelecekteki güvenlik nizamının hangi güç dengesi üzerine bina edileceğidir.

AVRUPA GÜVENLİK MİMARİSİ YENİDEN ŞEKİLLENİYOR

Avrupa güvenliği, Soğuk Savaş sonrasında teşekkül eden stratejik rahatlık devrini artık geride bırakmıştır. Yüksek yoğunluklu savaşın yeniden kıtaya avdet etmesi, ABD’nin küresel önceliklerindeki değişim ve devletler arası güç rekabetinin sertleşmesi, Avrupa’yı kendi güvenliğini yeniden tarif etmeye mecbur bırakmaktadır. Güvenlik meselesi artık orduların ve hudutların muhafazasıyla mahdut değildir; enerji, tedarik zincirleri, teknoloji, siber alan, kritik altyapılar ve toplumsal mukavemet de yeni mimarinin aslî unsurları hâline gelmiştir. Bu mimaride Rusya, Avrupa güvenliğinin başlıca ve kalıcı tehdidi olarak konumlandırılmaktadır. Ukrayna savaşı, sabotaj faaliyetleri, siber operasyonlar ve hibrit müdahale vasıtaları, Avrupa başkentlerinde aynı tehdit manzumesinin parçaları olarak okunmaktadır. Çin, doğrudan askerî bir tehditten ziyade teknolojik ve sistemik rekabetin merkezi; İran ise nükleer kapasitesi, vekil ağları ve bölgesel istikrarsızlaştırıcı rolü üzerinden bir güvenlik riski olarak görülmektedir. Böylece Avrupa’nın tehdit haritası, Rusya merkezli fakat çok katmanlı bir mahiyet kazanmaktadır. Müşterek tehdit telakkisine rağmen Avrupa’nın vereceği cevap tek merkezden şekillenmemektedir. Birleşik Krallık NATO bünyesinde yön tayin eden bir liderlik aramakta, Fransa Avrupa’nın stratejik özerkliğini tahkim etmeye çalışmakta, Almanya ise kıtanın konvansiyonel askerî omurgası olmayı hedeflemektedir. Avrupa Birliği de ortak tedarik, savunma finansmanı, askerî hareketlilik, teknoloji ve savunma sanayii sahalarında bu farklı yönelimlere kurumsal bir zemin teşkil etmektedir. Bu itibarla yeni Avrupa güvenlik mimarisi, iş birliğiyle beraber rekabeti de beraberinde getirmektedir. Rusya tehdidi ve Ukrayna’ya verilen destek müşterek hareket iradesini kuvvetlendirirken; liderlik iddiaları, savunma sanayiinden alınacak pay, nükleer caydırıcılık ve stratejik özerklik münakaşaları Avrupa içindeki gerilimleri beslemektedir. Avrupa’nın asıl imtihanı daha fazla silahlanmak değil; farklı millî menfaatleri müşterek bir stratejik iradeye, parçalı askerî kapasiteleri ise sürdürülebilir bir güvenlik nizamına dönüştürebilmektir.

‘’TÜRKİYE, KARADENİZ GÜVENLİĞİNİN GARANTÖRÜDÜR''

Türkiye, Avrupa güvenliğinin kıyısında yer alan tali bir ülke değildir. Karadeniz’i Kafkasya, Orta Doğu, Doğu Akdeniz ve Avrupa-Atlantik hattına bağlayan merkezî bir güçtür. NATO üyeliği, askerî kudreti, gelişen savunma sanayii ve krizleri idare edebilme kabiliyeti, Ankara’yı Avrupa güvenliğinin vazgeçilmez aktörlerinden biri hâline getirmektedir. Rusya-Ukrayna savaşında Türkiye, ittifak mesuliyetlerini yerine getirirken Moskova ile diplomatik temasını muhafaza edebilmiş; Ukrayna’nın egemenliğini desteklerken çatışmanın yayılmasını önleyecek siyasî kanalları da açık tutmuştur. Tahıl Koridoru teşebbüsü, bu muvazene siyasetinin en müşahhas örneğidir. Zira Karadeniz’in emniyeti, askerî caydırıcılığın yanı sıra deniz ticaretinin, enerji hatlarının, gıda güvenliğinin ve bölgesel istikrarın birlikte korunmasını gerektirmektedir. Elbette Türkiye’nin Karadeniz’deki mevkii, geçici bir arabuluculuk vazifesine indirgenemez. Ankara, bölgesel istikrar üreten, güç dengelerini şekillendiren ve gerektiğinde krizin hudutlarını tayin eden stratejik bir merkezdir. Türkiye’nin hesaba katılmadığı hiçbir Karadeniz güvenlik nizamının kalıcı olması mümkün değildir. Türk ticaret gemilerinin Karadeniz’deki saldırılardan etkilenmesi, bölgenin güvenlik mimarisinin yeniden değerlendirilmesini zaruri hâle getirmiştir. Türk bayraklı yahut Türk işletmelerine ait gemilere yönelen her saldırı; deniz ticaretimiz, enerji arz güvenliğimiz ve Orta Koridor’daki stratejik mevkiimiz bakımından doğrudan neticeler doğurmaktadır. Son dönemde Ukrayna’nın pervasız saldırıları, savaşın hudutlarını genişletme ve Karadeniz’i milletlerarası ticaret bakımından istikrarsızlaştırma riski taşımaktadır. Türkiye, seyrüsefer serbestisini ve bölgesel istikrarı muhafaza etmek için diplomatik, hukukî ve caydırıcı gücünü kararlılıkla kullanmayı sürdürecektir. Bu menfi tablonun devam etmesi hâlinde Ukrayna ile yürütülen savunma sanayii ortaklıklarının ve diğer ticarî teşebbüslerin de zarar görmesi kaçınılmazdır.

Yorumlar
Yorumlar yükleniyor...
Daha fazla yorum yükle...