MHP Genel Başkan Başdanışmanı Prof. Dr. Ruhi Ersoy, sosyal medya hesabından yaptığı paylaşımda şu ifadelere yer verdi:
Türk Bürokrasisi popülizmin pençesinde kalmamalı !..
Devlet, tarihsel olarak sessiz fakat derin bir kudret anlayışı üzerine inşa edilmiştir. Bürokrasi; gürültü üretmeden, takdir arayışına girmeden ve görünürlük talep etmeden işleyen bir kurumsal mekanizma olarak tasarlanmıştır. Max Weber’in klasik tanımlamasında bürokrat, şahsi varlığını geri plana çeker; bireysel kimliğini değil kurumu temsil eder; duygusal saiklerle değil normatif kurallarla hareket eder ve popüler olanı değil doğru olanı esas alır. Ne var ki günümüz Türkiye’sinde bürokratik yapı, giderek bu ideal-tip çerçevenin dışına taşmakta ve popülizmin cazip ama aşındırıcı etkisine açık hâle gelmektedir.
Sosyal medyanın kamusal hayatın tüm katmanlarına nüfuz etmesiyle birlikte bürokrasi de yeni bir görünürlük rejimiyle karşı karşıya kalmıştır. Bazı kamu yöneticileri artık yalnızca icra ettikleri görevleri bildirmekle yetinmemekte; bu faaliyetleri sergilemekte, dramatik bir anlatıya dönüştürmekte ve zaman zaman şahsileştirmektedir. Yardım dağıtımı, kamusal bir sorumluluk olmaktan çıkarak bir “hikâye anlatısı”na; denetim faaliyeti ise kurumsal bir görev olmaktan ziyade bir “sahne performansı”na dönüşebilmektedir. Oysa kamu hizmetinin değeri teşhir edildikçe değil, mevzuata uygun ve hakkaniyetli biçimde icra edildikçe ortaya çıkar.
Popülizm, özünde “halk adına konuşma” iddiasını merkeze alan; fakat çoğu zaman yönünü toplumsal alkışın istikametine göre belirleyen bir siyasal ve kültürel pratiktir. Bürokrasi ise bu anlayışın tam karşısında konumlanması gereken bir yapıdır. Zira bürokrasi, anlık memnuniyet üretiminin değil uzun vadeli kamu yararının; çoğunluk tepkisinin değil hukukun normatif sesinin taşıyıcısıdır. Bu nedenle popülizm ile bürokrasinin kesiştiği noktada, tarafsızlık erozyona uğrar, kurumsal mesafe kaybolur ve devlet ciddiyeti ciddi biçimde zarar görür.
Bugün sosyal medya üzerinden yapılan paylaşımlar incelendiğinde, söz konusu aşınmanın izleri açık biçimde görülmektedir. Kamu gücü kullanılarak gerçekleştirilen bir işlem, paylaşılmadığında neredeyse “hiç yapılmamış” sayılmakta; paylaşıldığında ise bağlamından koparılarak olduğundan daha büyük, daha etkili ve daha anlamlı bir hâle büründürülmektedir. Bu süreçte kamu hizmetinin ölçütü hukuk, mevzuat ve kamu yararı olmaktan çıkarak etkileşim sayısına indirgenmektedir. Bu durum, bürokratik rasyonalitenin yerini popülerliğe dayalı bir algı yönetiminin alması anlamına gelir ki, bu son derece tehlikeli bir kırılmadır.
Elbette bu tabloyu yalnızca bireysel tercihlerle açıklamak mümkün değildir. Popülizme meyleden bürokratik davranış biçimi, büyük ölçüde sistemin ürettiği yapısal bir sonuçtur. Görünmeyen emeğin yeterince değer görmemesi, takdir ve terfi mekanizmalarının çoğu zaman görünürlük üzerinden işlemesi ve siyasal-toplumsal beklentilerin bürokrat üzerinde oluşturduğu baskı bu eğilimi hızlandırmaktadır. Toplum da bu döngüyü alkışladıkça, talep ettikçe ve teşvik ettikçe popülizmin yeniden üretilmesine katkı sunmaktadır.
Ancak şu temel gerçek göz ardı edilmemelidir: Devlet, “hikâye” ile değil “kurumsal hafıza” ile ayakta durur. Sosyal medya doğası gereği geçicidir; devlet ise süreklilik iddiası taşır. Bürokratın bireysel popülerliği artabilir; ancak bu süreçte kurumsal itibar zedeleniyorsa, ortada yapısal bir sorun var demektir. Zira devletin itibarı, bireysel görünürlüklerin toplamından ziyade; kurumsal ciddiyetin, istikrarın ve öngörülebilirliğin sürekliliğinden beslenir.
Çözüm, sosyal medyanın bütünüyle yasaklanması değildir. Asıl ihtiyaç duyulan husus; ölçü, mesafe ve ilkesel bir çerçevedir. Kurumsal hesaplar ile kişisel hesaplar arasındaki sınırın net biçimde çizilmesi, bilgilendirme ile gösteri arasındaki farkın titizlikle gözetilmesi ve bürokratın kendisini değil kurumu görünür kılması bu bağlamda hayati önemdedir. Bürokratın asli rolü alkış toplamak yerine; güven tesis etmektir.
Popülizm geçicidir; devlet ise kalıcıdır. Sosyal medya çağında bürokratın asıl sınavı, görünmeden doğru kalabilmektir!