Cenevre’de ABD-İran müzakereleri hız kazanırken, Afganistan-Pakistan sınırında başlayan çatışmalar bölgesel gündemi altüst etti. Doç. Dr. Necmettin Acar, AA Analiz için kaleme aldığı yazısında, bu gerilimin klasik bir sınır ihtilafından çok daha öteye işaret ettiğini belirtti.

Modi ve Netanyahu etkisi
Afganistan-Pakistan hattındaki savaşın, Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin İsrail ziyaretinin hemen ardından ortaya çıkması tesadüf olarak değerlendirilemiyor. İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun “Karşımızda yaralı bir Şii blok ve güçlü bir Sünni blok var” açıklaması, Hindistan-İsrail askeri işbirliği ve Suudi Arabistan-Pakistan askeri pakta Türkiye’nin katılım ihtimaliyle birlikte düşünüldüğünde, gelişmelerin sadece “sahadaki tesadüfler”le açıklanması güçleşiyor.
Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı ve stratejik rolü
Pakistan, Hindistan ile süregelen rekabeti ve sahip olduğu nükleer kapasitesiyle Güney Asya’nın ve İslam dünyasının kritik aktörlerinden biri. Pakistan’ın istikrarı, Körfez’in caydırıcılık düzeni, Orta Doğu’daki güç dengeleri ve Sünni dünyanın stratejik kapasitesiyle doğrudan bağlantılı. Afganistan-Pakistan hattında yükselen gerilim, yalnızca iki ülke arasındaki bir sınır çatışmasının ötesinde, bölgesel güvenlik mimarisini etkileyen bir süreç olarak okunmalı.
Türkiye-Pakistan stratejik işbirliği
Türkiye ve Pakistan arasındaki savunma sanayi işbirliği; MİLGEM korvet projeleri, insansız hava araçları ve havacılık alanındaki ortaklıklar, iki ülke arasında teknik ve operasyonel kapasite inşası anlamına geliyor. Türkiye’nin NATO tecrübesi ile Pakistan’ın nükleer caydırıcılığı birleştiğinde, Sünni dünyanın farklı coğrafyalarında etkili olabilecek çok katmanlı bir savunma mimarisi ortaya çıkıyor.

Suudi Arabistan-Pakistan ilişkisi: Körfez güvenliğinin taşıyıcı kolonu
Suudi Arabistan ve Pakistan arasındaki köklü askeri bağlar, Pakistan’ı Körfez güvenliğinin temel aktörlerinden biri haline getiriyor. İki ülke arasındaki derin savunma koordinasyonu, Suudi Arabistan’ın ulusal güvenliğinde Pakistan’a kritik bir rol yüklüyor. Geniş kapsamlı Suudi-Pakistan savunma anlaşmaları, bu işbirliğini kurumsal bir zemine oturtarak Pakistan’ı Basra Körfezi ve Orta Doğu güvenlik mimarisinin asli bir bileşeni konumuna taşıyor.
Bölgesel riskler ve paktın sınavı
Pakistan-Afganistan hattında yaşanan gerilim, oluşmakta olan Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan paktının istikrarını test ediyor. Analiz, bu çatışmanın dört temel riski ortaya çıkardığını belirtiyor:
Pakistan’ın güvenlik gündemi sınırlarına kaydığında, Körfez güvenliği ve Orta Doğu dosyaları ikinci plana itilecek, paktın eşgüdüm kapasitesi zayıflayacak.
Pakistan’ın dışa dönük kapasitesi düşecek; paktın psikolojik caydırıcılığı kırılacak.
Koordinasyon boşluğu İsrail’e daha geniş bir manevra alanı sağlayacak.
Pakistan’ın sınır sorunlarına odaklanması, Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan hattındaki kurumsallaşmayı baltalayacak.
sonuç
Afganistan-Pakistan hattındaki savaş, basit bir sınır krizinin ötesinde, İslam dünyasının askeri ve stratejik ağırlık merkezini hedef alan çok katmanlı bir sarsıntı olarak değerlendiriliyor. Pakistan’ın istikrarsızlaşması, Körfez’den Doğu Akdeniz’e uzanan Sünni savunma hattında telafisi güç bir gedik açabilir ve Türkiye-Pakistan-Suudi Arabistan ekseninde oluşan yeni dinamiğin etkinliğini tehdit edebilir.