Güvenli liman Türkiye

15.05.2022 10:03

Kovid-19 pandemisinin etkilerini yavaş yavaş geride bırakmaya başladığımız dönemde, dünya siyaseti; sağlık, insani yardım, gıda güvenliği ve küresel tedarik zincirlerinin önemi gibi pek çok konuda kötü tecrübeler deneyimlemiştir. Dünya siyasetindeki güç kutuplarının son elli yılın aksine beynelmilel bir refah stratejisi yerine kendi çıkarlarını önceleyen yarı sömürü düzenine evirilen hamleleri ise pek çok ülkenin siyasal ve ekonomik istikrarı açısından bir gelecek perspektifi ortaya koyamamasına sebep olmuştur. Buna ek olarak 2022 yılı başlarında büyüyen Rusya-Ukrayna gerginliğinin silahlı çatışmaya dönüşmesi ile bu güvensizlik ve istikrarsızlık ortamını daha da derinleştiren bir gelişme olmuştur. Enerji ve ürün tedarikinden tutalım da Birlemiş Milletler Genel Kurulunda dünyanın müşterek geleceğini ilgilendiren oylamalara kadar pek çok alanda devletler arası güvensizlik artmış, uluslararası liberal kurumların mevcudiyeti derinden sorgulanır hâle gelmiştir.

Öte yandan, tarihte onlarca kez tekerrürü bulunduğu üzere, istikrarlı bir dış politika izleyen ve karşılıklı menfaatleri muhafaza ederek devletler arası ilişkileri kendi lehine maniple etmeyecek devletlerin itibarları da bu kaotik ortam içerisinde artmaktadır.  Bilhassa ABD dış politikasının pandemi atmosferi altında başlayarak Ukrayna krizi özelinde yalpalayan tutumları, Atlantik bloku başta olmak üzere Güney Asya, Basra Körfezi ve Doğu Akdeniz’deki kriz bölgelerinde düşük ölçekli siyasal krizlere taraf devletler tarafından endişe ile takip edilmektedir. ABD’ye açıktan karşıt bir tavır içerisinde diplomasi yürüten Rusya ve Çin gibi küresel aktörlere karşı ABD’nin etkisiz kalan koruma şemsiyesi dünyanın farklı bölgelerindeki bölgesel güçleri de kendi aralarında yeni iş birliği arayışlarına itmiştir.

Bu noktada, son beş yıldır istikrarlı bir şekilde milli menfaatlerini eşitlikçi bir dış politika argümanı hâline getiren Türkiye ise hem kendi bölgesinde hem de küresel anlamda pek çok aktörün diplomatik iş birliğinin de ötesinde önemli krizlerin çözümü için başvurduğu ara bulucu ve diplomatik irade beyanı esas alınan bir devlet konumuna yükselmiştir. Libya ve Doğu Akdeniz özelinde Türkiye’nin politikaları esas alınarak şekillenen dengeler, İkinci Karabağ Zaferi sonrası Ermenistan’ın bölgesel istikrar için Türkiye’nin rızası doğrultusunda hareket etmeye mecbur kalmasıyla devam etmiş, 2022 yılı başında Kazakistan’da yaşanan iç karışıklıklar neticesinde Türkiye ve Türk Devletler Teşkilatının yapıcı tavrı neticesinde pek çok bölgesel krizde Türkiye’nin diplomatik tavrı etkin bir konuma erişmiştir.

Hâl böyleyken, Ukrayna-Rusya arasında hâlihazırda devam eden savaşa yönelik Türkiye’nin tavrı sadece ABD, AB ve Ukrayna tarafınca değil aynı zamanda Rusya özelinde de müspet karşılık bularak Türkiye’nin küresel anlamda etkisine vurgu yapılarak çözüm merkezlerinden birisi olduğu da tescillenmiştir. Bunun ötesinde Türkiye-BAE, Türkiye-Kuveyt, Türkiye-Suudi Arabistan, Türkiye-Irak, Türkiye-Ürdün ve Türkiye-İsrail arasındaki ilişkilerin günbegün yukarıda zikrettiğimiz sebeplerin de etkisiyle güçleniyor olması; Orta Doğu’da oluşan güç boşluğu içerisinde ülkemizin kazanımlarını artırmaktadır.

Her ne kadar F-35 meselesinde ve Amerikan Senatosu içerisindeki Rum ve Ermeni lobilerinin manipülatif girişimleriyle ABD-Türkiye ilişkileri Biden döneminde çıkmaza sürüklense de, ABD Dışişlerinin Türkiye ile yeni bir sayfa açma arzusu Biden döneminde olmasa bile daha sonrasında ABD’nin Doğu Akdeniz’den Türkistan orta kuşağına kadar geniş bir coğrafyada iş birliği ihtiyacını gözler önüne sermektedir. Bu noktada altını çizmemiz gereken önemli bir husus ise Türkiye’nin alternatifli dış politika aparatlarını bir süredir kullanıyor olmasıdır. Yeniden Asya ve Afrika açılımları ile pek çok paydaşla adil ve kazan-kazan prensibine bağlı ilişkiler tesis eden Türkiye, Doğu-Batı ayrımında bağımlılıktan kurtulmayı devlet kapasitesi nispetinde başarmıştır. Bu bağımsız dış politika ve milli menfaatleri uluslararası hukuk çerçevesinde sunabilme kabiliyeti gerek Cumhur İttifakı’nın müşterek dış politika tavrının gerekse Türk Dışişlerinin diplomatik manevra kabiliyetinin üst düzeyde olduğunun ispatıdır.