Hakk'ın yolunda, milletin yanında

15.05.2021 10:00

Milli ve yerli ifadesi, bir deyim olarak kullanıldığı zaman kulağa çok hoş geliyor. Önemli olan bunun içinin doldurulması, anlamını bulacak bir siyaset geliştirilmesidir. Zaman zaman milli ve yerli siyaset geliştirenler olmuştur ama bunu varlık sebebi hâline getiren tek parti MHP’dir. Nitekim MHP siyasi yelpazedeki yerini, milliyetçi ve maneviyatçı bir parti olarak tanımlar.

DİK BAŞ, TOK KARIN, MUTLU YARIN

Milliyetçilik duruma göre, şartlara göre alınan bir pozisyon değildir. Türk milliyetçiliği zamanlar üstü bakabilme misyonudur. Milliyetçiliğin özünde; ufuklar ötesini görebilme, ufkun ardına odaklanabilme, uzakları yakına getirebilme vizyonu vardır. Hakk’ın yolunda, milletin yanında, her zaman insanımızın huzur, refah ve mutluluğunu amaçlayan bir inanç ve iddia olmuştur. Türkiye’nin, “aç hürler, tok esirler” ülkesi olmaması için mücadele verilmiştir. “Dik baş, tok karın, mutlu yarın” için çalışılmış, buna göre planlar yapılmış, hiçbir şey tesadüflere bırakılmamıştır.

TÜRK MİLLETİNE HİZMETKÂRLIK

Milliyetçilik, durağan ve statükoculuğu kesinlikle reddeder. Böyle olduğu içindir ki, Sayın Bahçeli tanımlama yaparken, “Yerinde sayan, olduğuyla yetinen, fazlasını talep etmeyen, hatta kısır bir döngüye kapılan fert veya toplumların ilerlemesini, bir adım ileriye gitmesini zor görüyoruz. Talihimize inanıyor, tarihimize güveniyor, sabır ve sadakatle Türk milletinin hizmetkârlığına talip olduğumuzu söylüyoruz. İnsanımızla kucaklaşıp, umutları kanatlandıracağız. Milletimizle buluşup, hıyanet, hamakat ve hamaseti buruşturup atacağız. Merhum Başbuğumuz Türkeş Bey, buluşma yerimizi büyük Türkiye; buluşma noktamızı imanlı Türk ferdinin kafası, kalbi ve cevher-i aslisi olarak belirlemişti. İşte biz bu hedefe bağlıyız, bu hedefin gerçekleşmesi için insanüstü bir gayretle mücadele ediyoruz.” diyor.

KAPI HER ZAMAN AÇIK

Tarihin coğrafyaya sığmadığı bir dönemi yaşıyoruz. Türkiye hasretle istikrar ve huzuru bekliyor. Böyle bir dönemde ayrışmak ve ayrı düşmek gibi bir hakkımız olamaz. MHP çok zor ve sıkıntılı bir dönemden geçti. Teslim alınmak istendi. Tökezlemesi için tuzaklar kuruldu. Bu süreçte aklı çelinenler oldu. Sayın Bahçeli, yine de kapıları hiçbir zaman kapatmadı. “Hatasını görüp nedamet duyanlara, hıyaneti fark edip zamanında tepki gösterenlere de söyleyeceğim herhangi bir şey doğaldır ki olmayacaktır. Biz kim olursa olsun, temel ilke ve ülkülerimizle çelişmeyen, ahlaki, vicdani ve insani vasıflarını kaybetmemiş her kardeşimizi kaybetmek şöyle dursun; kazanmaktan, birlikte başarmaktan başka bir kaygımız olmadı. İtmek, itham etmek, ihmal ve inkâra bel bağlamak bizim harcımız değildir. Tıpkı Yunus gibi, kavgaya değil, gönüller yapmaya, gönüller almaya, gönüllere girmeye geldik, her zaman bu amaca bağlandık.” diyerek kucak açtı.

ÜLKÜCÜLÜK HAYAT BİÇİMİDİR

Milliyetçilik ebediyete kadar sürecek büyük bir dava, Ülkücülük bir hayat biçimidir. Her Ülkücü diğer Ülkücünün öz kardeşidir. Böyle düşünen, böyle yaşayan herkese kapı sonuna kadar açıktır. Nitekim, Sayın Bahçeli de bu duruma dikkat çekmiş ve şu değerlendirmeyi yapmıştır: “Kendisini davadan büyük görenlere, üstte gösterenlere elbette tahammülümüz hiç olmadı, hiç de olmayacaktır. Gidene niye gidiyorsun, gelene de neden geliyorsun demek, bizim vakar ve vicdani çizgimizde olmayan bir şeydir. Biz bir insanın kaftanına değil, kafasının içine, kalbinin nasıl attığına bakarız. Biz rütbeye, unvana, şöhrete değil; adam mı değil mi ona dikkat ederiz. Yanlış kararlarıyla ilk türbülansta aramızdan kayıp gidenler, korkudan ilk istasyonda inenler, unutmayınız ki, aynı şekilde zulme de ortak olanlardır. Şayet bir millet, şayet büyük bir fikrin ateşlediği dava; ilk zorlukta, ilk zorba saldırıda haklarından vazgeçmiş olsaydı, tarih diye bir şey asla olmaz, olamazdı.”

HAK DAVASI

Lider, teşkilat ve doktrin bu davanın değişmeyen ve hiçbir zaman değişmeyecek olan düsturudur. Hiç kimsenin bu düsturun dışına çıkmak, değiştirmek ve yok saymak gibi bir hakkı olamaz. Şanlı bir geçmişten geliyor, umutlu bir geleceğe yürüyoruz. Kök sağlam, gövde canlıdır. Tevazu esastır. Asıl parlayan, asıl pirüpak olan, gerçekte pırıl pırıl bir bayrak gibi Türk-İslam’ın ufkunu şereflendiren Hak davasıdır, Hakk’ın davasıdır, millet davasıdır, ülkü davasıdır. Hem ülkenin hem de davanın bekasını titizlikle korumak milliyetçilere özgü bir marifettir. Türkiye ve Türk milletine hizmet her Ülkücünün ana meselesidir. Zilletin unsurları ve diğer ihanet taşeronları ne yaparsa yapsınlar, milli coşkuyu, milli uyanışı, milliyetçi şahlanışı durdurmayacaklardır.