Harp zaruri ve hayati olmalı

02.12.2020 10:00

MUSTAFA KEMAL ATATÜRK VE MİLLİ DIŞ POLİTİKA ANLAYIŞI -4-

Barışçılık Atatürk dönemi dış politikasının bir başka temel özelliği ise barışı esas almasıdır. Bunun en güzel örneği, Milli Mücadele yıllarında verilmiştir. Savaş ortamı içinde bile diplomatik görüşmeler yoluyla barışın sağlanması için her türlü çaba sürdürülmüştür. Bir asker olarak, savaşın ne demek olduğunu en iyi bilen kişi olarak Mustafa Kemal Paşa; “Ben harpçi olamam. Çünkü harbin acıklı hâllerini herkesten iyi bilirim.” demiştir.

Yine 1922’de söylediği şu sözler onun bir asker olarak, siyasi, diplomatik ilişkilerin askeri çözümden daha önemli olduğuna inandığını göstermektedir: “Askerî hareket, siyasi faaliyetin ümitsiz olduğu noktada başlar. Ümidin güven verici bir şekilde geri gelmesi, orduların hareketinden daha hızlı, hedeflere varışı temin edebilir.”

Atatürk, harbi millet hayatının tehlikeye düştüğü zamanlar için ve en son çare olarak düşünmektedir: “Mutlaka şu ve bu sebepler için, milleti harbe sürüklemek taraftarı değilim. Harp zaruri ve hayati olmalı. Gerçek kanaatim şudur: Milleti harbe götürünce vicdanımda acı duymamalıyım. “Öldüreceğiz!” diyenlere karşı, “Ölmeyeceğiz!” diye harbe girebiliriz. Lakin millet hayatı tehlikeye uğramadıkça, harp bir cinayettir.”

ATATÜRK’ÜN BARIŞ POLİTİKASI

Atatürk’ün barışçılığı yine onun 1931 yılında söylediği, “Yurtta barış, dünyada barış için çalışıyoruz.” sözüyle, Türk dış politikasının bir ilkesi hâline gelmiştir. Bu temel yaklaşıma uygun olarak bölgesinde barışı korumada üzerine düşeni gerçekleştiren genç cumhuriyet, “teslimiyetçi” ve “pasifist” bir politika da izlememiştir. Yani barış içinde yaşamak için gerekli hazırlıkları yapmak, gerekirse barış için savaşa hazır olmak kararlılığıyla hareket edilmiştir. Barış politikası güdülürken, milli meselelerdeki milli menfaatlerimizin temini konusunda çalışmaktan geri durulmamıştır. Montrö ve Hatay meselelerinde gösterilen tutum bunun kanıtıdır.

Maalesef Atatürk sonrası Türkiye’de, bu barış politikası, ittifak ilişkilerinde de olduğu gibi (örneğin NATO ile ilişkiler), zaman zaman yanlış anlaşılmış ve pasifliğin ve teslimiyetçiliğin gerekçesi hâline getirilmiştir. Bu konuda Atatürk örneği önümüzde durmaktadır. Devletimizin kurucu kahramanının politikalarının iyi anlaşılması ve analiz edilmesi gerekir. Aşağıdaki sözleri okunduğunda onun barış politikasının esasları da net bir şekilde anlaşılmaktadır. Barıştan ve barışa hizmetten amaç, Türkiye’nin güvenliğinin sağlanması, karşılıklı güven ve saygınlığın korunmasıdır:

“Türkiye’nin güvenliğini gaye tutan, hiçbir milletin aleyhinde olmayan bir barış istikameti, bizim daima ilkemiz olacaktır.”

“Biz, milletlerarası münasebetlerde karşılıklı güven ve saygıyı hedef tutan açık ve samimi politikanın en ateşli taraftarıyız. Hassasiyetimiz, bu yolda kendisini gösteren hazırlıklara ve uğraşılara karşı, bunların bizim için de fiili ve gerçek bir güven oluşturup oluşturmayacağı noktasındadır.”

“Komşuları ile ve bütün devletlerle iyi geçinmek, Türkiye siyasetinin esasıdır.”

“Türk Cumhuriyeti’nin en esaslı ilkelerinden biri olan “yurtta barış, dünyada barış” gayesi, insaniyetin ve medeniyetin refah ve ilerlemesinde en esaslı etken olsa gerektir. Buna elimizden geldiği kadar hizmet etmiş ve etmekte bulunmuş olmak, bizim için övünülecek bir harekettir.”

“Barış yolunda nereden bir çağrı geliyorsa, Türkiye onu, gönülden karşıladı ve yardımlarını esirgemedi.”

“Yeni esaslar ve anlayışlar çerçevesinde bütün cihan ile en yeni münasebetleri kurmuş olan Türkiye Cumhuriyeti, barış yolunda harcanmış büyük gayretlerin gelişmesini derin bir alaka ile takip etmekte ve beşeriyetin en büyük ideali olan barışın lazım ve esaslı unsurlarını, iyi niyetle yapılan ve bilhassa doğrulukla tatbik edilen karşılıklı sözleşmelere uymanın teşkil ettiği kanaatinde bulunmaktadır.”

“Türkiye, ilkelerine bağlı olarak kesinlikle barışçı bir siyaset takip etmektedir.”

Dışişlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz, özellikle barış fikrine dayalıdır. Milletlerarası herhangi bir meselemizi barış vasıtalarıyla çözümlemeyi aramak, bizim menfaat ve anlayışımıza uyan bir yoldur. Bu yol dışında bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, güvenlik ilkesine, onun vasıtalarına çok ehemmiyet veriyoruz. Milletlerarası barış havasının korunması için, Türkiye Cumhuriyeti yapabileceği herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır.”

SİYASETİMİZ, BARIŞ FİKRİNE DAYALIDIR

“Dışişlerinde dürüst ve açık olan siyasetimiz, özellikle barış fikrine dayalıdır. Milletlerarası herhangi bir meselemizi barış vasıtalarıyla çözümlemeyi aramak, bizim menfaat ve anlayışımıza uyan bir yoldur. Bu yol dışında bir teklif karşısında kalmamak içindir ki, güvenlik ilkesine, onun vasıtalarına çok ehemmiyet veriyoruz. Milletlerarası barış havasının korunması için, Türkiye Cumhuriyeti yapabileceği herhangi bir hizmetten geri kalmayacaktır.”

“Dış siyasetimiz, başlangıçta kendisine çizdiği hareket hattından asla sapmamıştır. Dış siyasetimiz, daima milletler refahının yaratıcısı olan barış içinde, memleketin gelişmesini amaç edinmiştir. Bu gelişmeyi, tam ve mutlak olarak, bütün milletlere temenni ederiz.”

“Barış ilkesi, insanlığın ilerlemesi ile paralel olarak kuvvetlenmektedir. Harpten büyük zararlar görmüş milletlerin bu ilkeye daha büyük bir dostluk ve samimiyetle bağlı olacakları tabiîdir. Bu ilkenin bütün devletlerce siyaset esası sayılmasıyladır ki, medeniyet için ve milletlerin saadet ve refahı için en gerekli olan barış, yerleşmiş olur.”

BARIŞI KORUMA FİKRİNDE BİRLEŞİLMELİ

Atatürk bir devlet ve siyaset adamı olarak, uluslararası barışın nasıl sağlanacağı konusunda da önemli tespitler yapmıştır. Ona göre, iş birliğine önem verilmeli, insanlığın refahı için tedbirler alınmalı, barışı bozacak saldırganlara karşı uluslararası sistemin gerekli müdahaleyi anında yapabileceği bir güvenlik teşkilatı kurulmalıdır:

“Bizim kanaatimizce uluslararası siyasî güvenliğin gelişmesi için ilk ve en mühim şart, milletlerin hiç olmazsa barışı koruma fikrinde samimî olarak birleşmesidir.”

“Olaylar, Türk milletine, iki ehemmiyetli kuralı yeniden hatırlatıyor: Yurdumuzu ve haklarımızı müdafaa edecek kuvvette olmak; barışı koruyacak uluslararası çalışma birliğine önem vermek!”

YARIN: DIŞ POLİTİKADA GELECEK VİZYONU