HDP’nin yardımına koşan AB

13.07.2021 10:00

Yılan hikâyesine dönen Avrupa Birliği üyelik sürecimiz, Avrupa’daki Türkiye algısı ve Türkiye’ye yönelik husumet içerikli tavır dikkate alınırsa olumlu bir seyir izlemeyecek gibi duruyor.

AB’nin “Türkiye ile olumlu gündemi sürdürme” yönündeki açıklamalarının somut bir karşılığı olmadığını son AB Liderler Zirvesi’nde bir kez daha gördük. 24 Haziran’da Brüksel’de gerçekleştirilen zirve, Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi için hiçbir katkı sunmadığı gibi, beklentileri karşılamaktan çok uzak bulunmuştu. Zira AB liderleri, Rum/Yunan tezleriyle Türkiye karşıtı söylemlerinden vazgeçememişler, “olumlu gündem” sözlerinin altını dolduramamışlardı.

AB’nin Türkiye ile daha yapıcı bir ilişki kurabileceğine dair herhangi bir belirti görünmüyor. Tam aksine, Türkiye’nin AB üyeliği perspektifinden daha da uzaklaşmasına sebep olacak yeni muhasım adımlar gelmeye devam ediyor. Örneğin, AB Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen geçen hafta yaptığı bir açıklamada "AB, Kıbrıs’ta iki devletli çözüm yönünde hiçbir şeyi asla ve asla kabul etmeyecek" diyerek, Türkiye’nin hassasiyetlerine hiç mi hiç dikkat etmediklerini ortaya koydu.

Son olarak Avrupa Parlamentosu Genel Kurulunda 8 Temmuz tarihinde kabul edilen “Türkiye’de Muhalefetin, Bilhassa HDP’nin, Baskı Altına Alınması” başlıklı karar, Türkiye-AB ilişkilerinin hiç ümit vadetmediğine işaret ediyor. Zira karara bakıldığında, AB’nin Türkiye’yi HDP/PKK söylemleri ile tanıyıp değerlendirdiği bir çırpıda anlaşılabiliyor. Türkiye’ye yönelik sayısız itham ve iftira ile dolu karar, âdeta kapatılma davası süreci işleyen HDP’nin Brüksel tarafından aklanmasına yönelik bir çabadan ibaret.

Karara bakılırsa, HDP-PKK arasında bir ilişkinin varlığından bahsetmek şöyle dursun, HDP Türkiye’nin demokrasi seviyesini belirleyen tek kritermiş gibi gerçekler çarpıtılıyor. HDP terörle ilişkisinden dolayı kınanmaz ve sorgulanmazsa, HDP üyesi olup PKK ile irtibatından dolayı yargılanan partililer ve milletvekillerine dokunulmazsa, HDP’nin terörü meşrulaştırma ve masumlaştırma çabalarına göz yumulur, PKK’nın işlediği suçlar göz ardı edilir, HDP’ye hukuk karşısında her türlü muafiyet sağlanırsa Türkiye daha demokratik bir yer oluverecek! Ancak, hukukun üstünlüğünden taviz verilmeyip terörle et ve tırnak gibi olan HDP hakkında hukuki süreçler işletilirse, o zaman Türkiye’de demokrasiden bahsetmek mümkün değil, AB’ye göre.

PKK’nın katlettiği masum sivilleri hiç umursamayan, PKK sözcülüğünü “demokratik hak” diye yutturmaya kalkan HDP’nin suç ortaklığını görmezden gelen AB kurumlarının bu ikiyüzlü ve çelişkili tavrının hiçbir mantıklı izahı yok. Sanki HDP’li vekillerin dokunulmazlığının derdine düşenler, geçen mart ayında Katalonya’nın eski Başbakanı Puigdemont ve diğer iki Katalan siyasetçinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasına onay veren AP üyeleri değil. İspanya’da “ETA terör örgütünü kınamadı” diye kapatılan Herri Batasuna partisi için kimsenin sesi çıkmaz ve bu durum hukuka uygun bulunurken, HDP’ye dava açılmasından bile rahatsız olup Türkiye’ye cephe açmak nasıl izah edilebilir ki?

Dışişleri Bakanlığımız, AB’nin husumet kokan tavrına ilişkin çok doğru bir tespitte bulunup, yerinde bir açıklama yaptı. Bakanlık, “AB içinde, terörizmi kınamamak, parti kapatma nedenlerinden biri olarak kabul edilirken, Türkiye’de milletvekillerinin terörle ilişkisi olduğuna dair ciddi iddialar bulunan bir siyasi parti hakkında başlatılmış hukuki süreç, peşin hükümle karşılanmaktadır. Sürekli yargı bağımsızlığından bahsedenlerin başka ülkelerin yargı süreçleri hakkında ültimatom vermeye kalkmaları sadece haddini aşmak değil tam bir ikiyüzlülüktür. Terör örgütleri üyelerini Parlamentodaki odalarında ve koridorlarında ağırlayanların böyle bir çifte standardı benimsemeleri ve bu kararı kabul etmeleri şaşırtıcı değildir.” diyerek, AB’nin telaş içinde HDP’nin koruyuculuğuna soyunmasının arkasında yatan saikleri de ifşa etti.

Hâl böyleyken, Türkiye’nin AB’den üyelik gibi bir beklentisinin kalmayacağını ve bu tavır devam ettikçe AB üyelik müzakerelerini devam ettirmenin bir anlamının olmayacağını belirtmek gerek. Bırakalım AB, medeni değerlerinin hilafına terör seviciliği yapsın, HDP’nin derdiyle dertlenip Türkiye’ye cephe açsın. Anlamını kaybeden AB’nin eleştirilerinin de bir hükmü yok artık.