HDP’yi meşru görmenin bilişsel zemini

15.10.2021 10:00

PKK terör örgütüyle arasındaki illiyet bağını asla inkâr etmeyen bir parti olan HDP’yle örtülü veya şeffaf bir ittifak yapmanın haleti ruhiyesi, yalnızca iktidarı ele geçirme stratejisiyle açıklanabilir bir durum değildir. Kimse, çocuk, öğretmen, işçi kanı eline bulaşmış katil bir yapının taşeronlarıyla, sadece iktidarı devirme planı doğrultusunda bir araya gelmeyi kabul edemez.

İktidarı terör bileşenleriyle ittifak kurarak alt etme senaryosu 7 Haziran 2015 seçimlerinden sonra MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin önüne koyulduğunda ne cevap verdiğini tüm Türkiye bilmektedir. Sayın Bahçeli o dönem en sert muhalefet yürüten lider olmasına rağmen teröre müzahir bir yapıyla aynı denklemde yer almayı elinin tersiyle itmişti. MHP Lideri’nin bu tavrı, siyasal kişiliğini karakterize eden idealizmini, materyalist olana, yani fikirsizleştirilmiş bir iktidar rüyasına feda etmeyeceğini gösteriyordu. Aynı zamanda HDP’yi meşru siyasal zemine absorbe etmeye kadar uzanacak ilkesizliklere karşı turnusol kâğıdı oluyordu.

PKK’nın propaganda enstrümanı olan HDP’yi meşru sayan bir siyasetçide, her şeyden önce (yönetmeye talip olduğu) toplumun kanayan yarasına karşı bir duyarsızlık hali vardır. Evladı katledilmiş bir anneyle kuramadığı bağ, babasız kalmış çocukların feryadına kulak tıkama hali vardır. Kemal Kılıçdaroğlu, oğlu Kerem’i, Meral Akşener de oğlu Fatih’i PKK terörüne kurban vermiş olsaydı, bu kadar içtenlikle “HDP meşrudur” diyebilirler miydi?

Öyleyse bu empati yoksunluğuna sebep olan nedir? Terörün bir takım haklı gerekçelerden kaynaklandığına ilişkin bir yargının ve terörün saldırgan psikolojisini doğrulayıcı bir alt düşüncenin varlığıdır. Kişilerin, eylemleriyle fikirlerini uyuşturma/bağdaştırma gereği duyması psikoloji biliminin incelediği bir olgudur. İnsanlar, tepkiyle karşılanan bir eylemde bulunuyor olsa bile, içlerinde bu durumu gerekçelendiren ve bastıran, onu örüntüleyen bir meşrulaştırma düşüncesine sarılmaktadır. Profesör Leon Festinger’in bilişsel uyum kuramı bunu “İnsanların sahip oldukları tutumlar, inançlar ve değerler, kendi arasında tutarlı ve uyumludur. Bunlar arasında bir uyumsuzluk ve tutarsızlık meydana geldiğinde insanlar, çatışmaları azaltmak suretiyle dünya görüşlerini kendi içinde tutarlı hale getirmeye çalışırlar” düşüncesiyle açıklamaktadır.

Terörün bir takım haklı sebeplere dayandığı düşüncesi, ister istemez terör eylemlerini hayatın normalleşmiş bir olgusu, başlı başına kabullenilmiş bir eylemler dizgesi olarak kanıksamaya alan açmakta, teröre kurban verilen hayatlar da bu normallik dairesinin içerisine kolayca girebilmektedir. Öyleyse PKK’nın siyasal organizasyonu HDP’yle angajmana girerek Türk toplumunun acısına karşı duyarsızlık gösteren bu siyasetçilere, aynı soruyu yeniden, defalarca, altını kalın çizgilerle çizerek sormak gerekmektedir. Çocuklarınızı PKK terörüne kurban vermiş olsaydınız, bu kadar pervasızca “HDP meşrudur” diyebilir miydiniz?